- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Uzunca bir zamandır yurt dışına çıkmamıştım, Avrupa’dayım, Avrupa medyasını Türkiye’den ne kadar yakından izlersek izleyelim, o toplumun nabzını TV, İnternet ve gazete haberleriyle tutmak yeterli olmaz. İnsanlarla bire bir konuşmadan merak ettiğiniz konuda fikir edinemezsiniz.
Bu nokta Avrupa’ya Türkiye’den bakmakla ilgili. Bir de ters yön var, Türkiye’ye Avrupa’dan bakmayı kastediyordum. Biliyorsunuz: İçeride Tayyip Erdoğan bombardımanından kurtulmak mümkün olmuyor. TV programları lehte-aleyhte (tabii neredeyse tamamına yakını lehte) onunla dolu.
Onun işi gücü ise çoğu yapay, hatta sahte gündemler oluşturmak, şakşakçılarının da vazifesi o gündemleri, sanki matahmış gibi, o hikmet buyurmuş gibi enine boyuna konuşmak, tartıştırmak.
Yani cim karnındaki kerameti keşfetmek.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Türkiye’yi ziyaret eden Papa I. Franciscus bir önceki Papa’nın kendi isteğiyle çekilmesi üzerine 2013 Mart ayında seçilmişti.
İtalya göçmeni kökenli bir Arjantinli olan Kardinal Jorge Mario Bergoglio'nun ruhani şahsiyet olarak suret-i haktan laflar etmesine bakmayın. Kendisi vakt-i zamanında pek de dünyevi bir kişiymiş.
Esasen o makama kadar tırmanabilmiş bir din adamının temiz kalmasına imkân yoktur.
Ekim 1978 ila Nisan 2005 arasında uzun bir dönem Papalık yapan Polonyalı II. Johannes Paulus Soğuk Şavaşta ABD ve Batı adına çok önemli bir rol oynamıştı. Siyasi misyonunun ötesinde Vatikan’ın Mafya ile bağları kendi döneminde ayyuka çıkmıştı. Kara para aklamalardan Vatikan Bankasındaki kirli işlere kadar –hatta cinayete kadar– pek çok pislik dışarı yansımış, ama makama atfedilen kutsallık hepsinin üstünü örtmüştü.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Osmanlı Ermeni Olayı’nın 2015 yılında 100. Yılına varmış olacağız. Bu nedenle konu, yılın siyasal gündeminde önemli bir yer tutacak. Ermeni katliamlarının bir “soykırım” olup olmadığı tartışılmayacak. Türk devletinin bu soykırım suçunu kabul etmesi istenecek ve dayatılacak. Ancak elbette Türk devleti “soykırım” suçunu kabul etmeyecek, tartışma devam edecek.
Ermeni meselesi artık siyasal bir konudur ve siyasetle çözülür. Ancak bu konuda bugüne kadar izlenen siyasetlerin hiçbiri çözüm getirmemiştir. Yeni bir siyaset –ele alış– tarzına ihtiyaç vardır.
Anadolu’da 1915-1916 yıllarında gerçekleştirilen Ermeni tehcir ve katliamlarında tam bir Türk-Alman ortaklığı söz konusudur. Bu ortaklık sadece bir çıkar ortaklığı değildir. İdeolojik, siyasi, askeri veçheleriyle kapsamlı bir ortaklıktır. Hatta, tarihin gri kalmış bu sahasında yapılacak kısa bir gezinti, Ermeni soykırımının gerçek suçlusunun Almanlar olduğu, Türkleri ise taşeron olarak kullandıkları sonucuna götürecektir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
“Tıkandı”; çünkü “çözüm” değil, mütarekeydi. “Çözüm”den ancak, Türk devleti ile PKK aynı şeyi anladıkları zaman, “süreç” değil, “karar” olarak söz edilebilecektir. Bir süreç olarak çözüm ise, zaten Eruh baskınından beri sürmektedir.
“Çözüm” ile “mütareke” arasındaki farkı, kendilerine mütarekeden bir “yurt” ve “devlet” koparmayı başarmış olan Türkler Kürtlerden daha iyi bilir. Kürtler ise “Mütareke” nedir, bilmezler. Bu nedenle –varsa eğer– bugünkü acemilikleri buna yorulmalıdır.
Bir de şu var: “Kürt halk önderi” olmak şerefli bir iştir fakat “Kürt siyasetçisi” olmak “tedbir” gerektirir. Aksi halde; Seyid Rıza gibi, istişareye gidip dönememek de vardır. Ve yine mesela; Çerkes Ethem “halk önderi”ydi ama M. Kemal ve İsmet İnönü siyasetçiydi. Sonucu biliyoruz.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
HDP milletvekili Aysel Tuğluk Kürt meselesinin çözümünü “Sekülerlik temelinde bir Türk-Kürt işbirliğinde” gördüğünü açıkladığı için AKP hükümeti ve “liberal” destekçileri tarafından “darbe çağrısı yapmakla” suçlandı. Ayrıca Tuğluk’un görüşünün HDP cenahından rağbet görmediği de anlaşıldı.
Bu şu anlama geliyor: AKP ile PKK’nın başlattıkları islamcı temelde Türk-Kürt işbirliğine dayalı bugünkü “çözüm süreci”nin çözüm getireceğine öylesine iman edilmiş ve bundan başka bir seçenek olmadığı görüşü öyle güçlü ki, hakikaten bu işbirliğine zarar veren her şey hem AKP, hem de PKK açısından, “darbe”dir. Bu durumda doğal olarak Tuğluk’un çağrısı, pişmiş aşa su katmaktan başka bir şey değildir.
Ama burada duralım: Devlet ile toplum özdeşleşmesinin Türkiye örneğine çok az ülkede erişilmiştir. Bu anlaşılmayınca, o çok korkulan “darbe!”nin uzak olmayan bir zamanda gerçekleşeceği ve Erdoğan’ın “benimdir” dediği çözüm sürecinin berhava olacağı da görülememektedir.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Süleyman Demirel’in adına (doğum yeri Isparta İslamköy’de kurulan) “Demokrasi ve Kalkınma Müzesi” açıldı.
Açılışa pek çok medya mensubu koşa koşa gittiler, tarih öncesinde onun muhalifi olan Aydınlık gazetesi, CHP’li bir milletvekilinin sahipliğinde çıkan Yurt Gazetesi müzenin açılışını selamladılar. Bu vesileyle Süleyman Demirel bol bol methiye aldı. [Kendisine muhalif Demirel’i sevmeyen Tayyip Erdoğan kızar diye törene gitmeyen havuz başının baş dikeni Mehmet Barlas yaz saatinden kış saatine geçiş nedeniyle uçağı kaçırdığını yazdı. Oysa saatler ileri değil, geri alınmıştı. Yani saat değişikliği Barlas’a uçağa yetişmesi için 1 saat kazandırmıştı; hazret saat değişikliğinden ötürü uçağı kaçırdığını söyleyerek gerçek dışı bir mazeretle gülünç duruma düşüyordu.]
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Tayyip Erdoğan onlar için "ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi anneleri birileri tarafından kullanılıyor." demişti.
O kadınlara (ve tabi ki kadın cinsine) hiç saygısının olmadığını belli etmişti.
Onlar gözaltına alınıp geri gelmeyen, akıbetleri ailelerine söylenmeyen veya sabah evden çıkıp akşam dönmeyen, yani hiçbir zaman dönemeyen, ölüleri de ailelerine verilmeyen, resmi makamlarca hep “Bilmiyoruz” denilen siyasetle ilgili insanlardı. 12 Eylül rejimi altında veya sonrasında –özellikle Kürtlere karşı– binlerce cinayetin işlendiği, faili meçhul denilen öldürmelerin alıp yürüdüğü 1990’lı yıllarda kamu görevlileri tarafından “kaybedilmişlerdi.”
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Tayyip Erdoğan rejiminin Yargı Paketi adı altında Meclis’e sevkettiği kanun tasarısı Emniyet’in ve Adliye’nin cezai yetkilerini ve etkilerini arttırmayı amaçlayan polis devleti yasalarının daha da şiddetlendirilmesidir.
Düşünülenler arasında polisin kişileri savcı ya da yargıç izni olmadan gözaltına alma ve içeride tutma yetkisi veriliyor, “anayasal düzene karşı işlenmiş suçlar” diye tarif edilen davalarda sanıkları tahliye edilmeden tutuklu yargılaması yasalaştırılıyor –aynı zamanda bu sanıkların para ve mal varlıkların el koyma kararı da getiriliyor ve kitle gösterilerinde suç sayılan fiiller arttırılıyor, cezalar yükseltiliyor. 17-25 Aralık 2013 Tayyip Erdoğan darbesi sonrasında getirilen özel süper yetkili sulh ceza hâkimliklerin her tarafta ihdas edilmesi öngörülüyor.
Ayrıca aynı “makul şüphe ” tanımıyla yurttaşların dinlenmesi ve izlenmesi genişletiliyor. Yani polis devletinin özelliklerinden olan hafiyelik güçlendiriliyor, Tayyip Erdoğan Esad rejimine çata çata onun Muhaberat rejimini taklit ediyor.
Batı Kürdistan’da üç yörede Özerk Kanton ilan edilmişti. Bunlardan sonuncusu olan Afrin Kantonu’nun Başkanı kadındır ve Kürttür. Başkan Yardımcısı Hamid Abdullah ise Araptır. Rojava kantonları hakkında fikir edinebilmek için Ajansa Nûçeya a Fıratê (Fırat Haber Ajansı) muhabiri Seyit Evran’ın Şubat 2014’te onunla yaptığı (ve worldpress.com’da yayınladığı) söyleşiyi bulacaksınız.
Metni “tampon bölge” adı altında işgal etmek isteyen militarist emeller konusundaki yazının tamamlayıcısı olsun diye çevirdim. (Yalçın Yusufoğlu)
Mustafa Abdullah Arap Amirati aşiretine mensup. Cindires’e bağlı Babelüta köyünde doğmuş. Kırk yıldır Afrin’de yaşıyor. Teknoloji Meslek Lisesi Üretim Mühendisliği bölümü mezunu, evli ve beş çocuk babası.
Rojava halkı hükümet biçimi olarak kanton modelini seçti. Neden böyle bir tercih yaptınız?
Suriye’de yaşayan Araplar, Kürtler, Ermeniler, Asuriler, Aramice konuşan Suriye Ortodoksları, Türkmenler, Çeçenler, diğer halklar ve azınlıklar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bulunuyorlar. Çünkü egemenler Suriye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için halkları, kültürleri ve inanç gruplarını birbirlerine karşı kullanıyorlar. Suriye devrimi adına başlayan gelişmeleri bu nedenle saptırmak istediler. Çeteleri bu nedenle desteklediler, Rojava ve Suriye’deki halklar bu nedenle tehlike altındalar. Özerk Kantonlar ilan etmemiz bu tehlikeyi bertaraf etmek içindir. Böylece Suriye’de farklı halkların, kültürlerin, inanç gruplarının barış ve kardeşlik içinde demokratik olarak bir arada yaşamalarının hâlâ mümkün olabileceğini göstermek istiyoruz. Aradan henüz kısa bir zaman olduğu halde, her gün yeni bu yolun en doğru ve en gerekli yol olduğunu açıkça kanıtlıyor. Kantonlarımızda ve Suriye’de yaşayan bütün halkları bu tehlikeden korumak amacındayız. Ve başaracağımıza inanıyoruz.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Pek çok kimse soruyor: Tayyip Erdoğan neden bu kadar keskin çark etti de, IŞİD aleyhine konuşmaya başladı. Kimisi New York’ta Obama “sopayı gösterdi de ondan” diyor. Belki öyledir. Barack O. daha önce beysbol sopası elinde görüşmüştü. Kimisi ise onun gibi konuşuyor: Artık rehineler serbest de, ondan diyor.
Fakat dikkat edilirse, Tayyip Erdoğan’ın da, yamağı Davutoğlu’nun da en çok lafını ettiği husus “Tampon bölge” oluşturmak. Tayyip Erdoğan ayrıca havadan vurmak yetmez, mutlaka karadan askeri müdahale lazım, “Türk Silahlı Kuvvetleri bugünler için var” diyerek ısrarla askeri müdahale vurgusu yapıyor. O ve benzer ağızlar 2 Ekim’de Meclis’e savaş tezkeresinin sevk edileceğini söylüyorlar.
Bütün o lafların tek bir anlamı vardır: Anadilde kısaca Rojava olarak adlandırılan Batı Kürdistan’a Tayyip Erdoğan önderliğinde Türk militarizmi –Işid’le savaşmak görünümü altında– müdahale etme emelinde, hatta kararlığında. Bu niyete şimdiye dek sadece Kılıçdaroğlu itiraz etti.