- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine “17-25 Aralık” utanmazlığıyla kazınan hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet hadisesi patlak verdiğinde –yıllardır “askeri vesayeti bitirdik” diye böbürlenenler– selameti postala yapışmakta bulmuşlardı. Rejimin gözdelerinden Yalçın Akdoğan “O Cemaat orduya kumpas kurdu” demiş, tutuklu olan İlker Başbuğ tahliye edileceği günlerde onca gazete arasından Havuz medyasının koçbaşı Sabah’a mülakat vermiş, Doğu Perinçek ise Akit’e konuşmuştu.
Hemen arkasından tahliyeler geldi. Ama yapılan şey “bir dönemin kapatılması” değildi, tam tersine “yeni bir dönem" açılmaktaydı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Seçime 2 ay kala konuşulan tek şey “başkanlık sistemi”… Yaparım; yaptırmam. AKP’ye muhalefetin başka konusu yok. HDP de alet oldu, puan topladı. Oysa konu çok. Alırsın eline kasetçaları, takarsın 17-25 Aralık tapelerini, meydan meydan gezersin, boş tartışmaktan iyidir.
Erdoğan başkanlık sistemi getirecek, kendisi de başkan olacakmış. Yok öyle bir şey. Şakalaşıyor. Tiii’ye alıyor inananları. İstediğinin “Türk usulü” olacağını söylemesinden belli ne istediğini kendisinin de bilmediği.
“Dünyadaki başkanlık örneklerine bakacağız. Kötü yanlarını atıp iyi yanlarını alacağız. Sonra bunları birleştirip Türk usulü iyi bir sistem kuracağız.” diyor. En son söylediği budur. Kıyamet kopuyor. Niye? Hiç de fena gözükmüyor gibi. İyi olanların sentezinden kötü bir sistem çıkmaz herhalde! O halde korkmak niye?
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Belediye görevlilerinin sokaklarda tüfekle köpek öldürdüklerine, zavallı hayvanların çığlıklar içinde kendi etraflarında döne döne düştüklerine tanık olmuştum. Ya da zehirlendikleri ağızlarındaki köpükten anlaşılan sokak kedilerini de görmüştüm.
Eski harplerde, hatta 1. Dünya Savaşında karşı tarafın atlarının, ağırlık taşıyan katırlarının hedef gözetilerek öldürüldüğünü okumuştum. Ama katırların devlet tarafından öldürüldüğünü ilk kez duyuyorum.
Yanlış anlaşılmasın: Bu çilekeş yük ve binek hayvanlarını Western filmlerinde kovboyun bileği sakatlanan atı vurması türünden bir öldürme değil. Ya da askeriyede eskiden kullanılan katırlardan “suç işleyen” olursa, uzak bir birliğe sürgün ederlermiş, şayet üzerinden attığı insan ölmüşse katırı öldürürleşmiş. Ortada böyle bir olay da yok.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
“Yetmez ama evet” Türkiye’nin siyasi diline arızi bir terim olarak girdi. Terim medyatik bir siyasi slogandan ibaretti. Sığ bir içeriği vardı. Tutarlı bir “kemalist devlet” ve “kemalist demokrasi” eleştirisi geliştiremeyenlerin AKP’den beklentilerini yansıtıyordu. Bunlar AKP’nin, Türkiye’yi Batı sandartlarında bir burjuva “ileri demokrasiye” taşıyacağına inanmışlardı. AKP’nin temsil ettiği geleneğin sicilinde böyle bir misyon olmadığını hemen hepsi bildiği halde AB ve ABD’nin AKP’yi böyle bir misyonu yerine getirmeye zorlayacağına kendilerini inandırmışlardı. Onlara göre AKP de zaten bu rolü oynamaya talipti.
Uzatmaya hiç gerek yok. Hepsi tükürdüklerini yalamak zorunda kaldılar ve bunu, “AKP bizi aldattı” diyerek geçiştirdiler. Fakat bugün artık AKP de “aldatıldım” diyor. Demek ki o zaman aldatan, ABD ve AB oluyor.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
ENGRAM
Engram; uyarıların beyinde bıraktığı iz anlamında kullanılan bir tıb terimidir ve İdris Küçükömer tarafından “toplumsal bellek” manasında da kullanılmıştır. Somutu şudur: Yaşanmışlıklar beynimizde kalıcı iz bırakır. Olay ve olgular karşımıza tekraren (mükerrer) ne zaman çıksa benzer tepkiyi veririz.
Toplumun engramı varsa toplumun sentezi olan devletin de vardır.
Sadece iki konu bağlamında bakarak bunu görebiliriz. Bunlar Ermeni ve Kürt konularıdır. Türk devletinin bu iki konuya bakışı, araya yüz yıl girse ve köprülerin altından çok sular geçse de değişmez. Karşısına bu iki mesele bin defa dikilse, Türk devleti bin defa aynı tepkiyi verir. Engramı böyledir.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
2015 Newroz’unun öncesi ve sonrası Tayyip Erdoğan ile Bülent Arınç arasında kamuoyuna açık yapılan ve sürdürülen polemiğe sahne oldu. Sonra araya başkaları da girdi, olay büyüdü. [Medyadaki Tayyip Erdoğan (ve AKP) şakşakçıları şaşkınlık içindeler. Tabii ki Tayyip Erdoğan’ı tutacaklardır, ama ilanihaye AKP yağdanlığı olma hayalleri darbe yemiştir.]
Arınç net bir şekilde siyasi yetkinin Hükümette bulunduğunu, Yürütme’nin sorumluluğunu onun taşıdığını ifade etti: Davul Hükümetin boynunda, tokmak senin elinde olmaz, demek istedi.
Tayyip Erdoğan’ın C. Başkanı seçilmekte ısrarlı davranmasının Türkiye’ye özgü olduğunu, Turgut Özal, Süleyman Demirel gibi politikacıların Başbakanlıkla yetinmeyip, orayı en üst makam saydıklarını ve öyle algıladıklarını, Başbakanlıktan daha fazla önemsediklerini –ama her ikisinin de hayal kırıklığı yaşadıklarını– Tayyip Erdoğan C. Başkanı seçilmeden yıllarca önce yazmıştık.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
“Hâlâ varsa yoksa Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu? Artık böyle bir şey yok. 2005'te Diyarbakır konuşmamda açıkladım. Bu ülkede her etnik unsurun kendine has sorunları var. Ama bu sorunları gidermek kimin görevi? Şüphesizki hükümetlerin görevi. Bunları yapıyor muyuz? Yapıyoruz. Kardeşim neyin eksik senin? Bir Kürt olarak sen bu ülkede cumhurbaşkanı oldun mu? Oldun. Başbakan çıkardın mı? Çıkardın. Devletin en üst kademelerinde yönetici gönderiyor musun? Var. Türk Silahlı Kuvvetlerinde var mısın? Var. Ne istiyorsun daha? Bizden farklı neyiniz var. Her şeye sahipsiniz." (Balıkesir, 14 Mart 2015)
Bu cümleler Tayyip Erdoğan’a ait. Madem ki Kürt sorunu yok, “çözüm” diye bir şey de yok? O halde birilerini “âkil insan” diye neden belirlediniz de Anadolu illerine saldınız? Yıllardır örtülü ya da değil PKK ile neden görüşüyorsunuz?
Mademki Kürt sorunu yok, 14 gün önce (28 Şubat 2015’te) Dolmabahçe’de HDP sözcüsüne okuttuğunuz 10 madde neyin nesi?
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
AKP ile PKK anlaşmış gibi yaptılar ve ortak olduğunu söyledikleri 10 maddelik bir “müzakere metni” açıkladılar. Olayı Kürt meselesinin çözümüne giden yolda atılmış “tarihi bir adım” olarak sundular ve artık geri dönüş yok algısını yaratmak istediler. Ancak, AKP’yi ve lideri Erdoğan’ı herkes tanıyor ve kimse inanmadı.
Göstermelikti, inanmadık ama 7 Haziran seçimine kadar tüm partiler tarafından malzeme olarak kullanılacağı için üzerinde durmamız gerekir. Ayrıca Metin “yetmez ama evet”çileri haklı çıkarıyor ve bizim yanıldığımızı söylüyor! Çünkü uzlaşılan metnin her satırında ileri bir demokrasiden ve demokratik bir anayasadan söz ediliyor. Demek ki AKP Türkiye’yi demokrasiye götürüyormuş da biz farketmemiş oluyoruz! Halbuki biz AKP’nin otoriter bir siyasi rejime yöneldiğini iddia ediyorduk. Hiç de öyle değilmiş! Şimdi artık herkes AKP hakkındaki fikrini değiştirmek zorunda kalacaktır!
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Siyasi iktidarın unutturmak istediğini sandığımız Kabataş uydurması Havuz basınının gazetelerinde ayniyle hortlatıldı. Sadece o kadar da değil, iddia sahibinin kayınpederi olan AKP’li Belediye Bşk. “olayın görüntüleri vardı ama “paralel yapının polisleri sildi” diyerek partisinin “vur abalıya”sına bir tane de o ekledi.
Hemen hatırlatalım ki zamanın Başbakanı “olayın görüntülerini izledim” demiş, ama ortaya hiçbir görüntü koyamamıştı. Şimdi kayınpeder “vardı, silmişler” diyor.
Görüntüler Başbakana kadar gelecek de, sonra kaybolacak öyle mi? Nitekim soruşturmada “yalan” sonucuna varan ayrıntılı raporda “üst makama” ibaresinin olduğu bildiriliyor.
Kabataş yalanını medyaya aktaran Elif Çakır bir TV programında yapmış olduğunda ısrar etti.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Eski dilde “alâyiş” diye bir kelime vardı: Gösterişli davranış anlamına geliyordu. Halk ağzındaki karşılığı “tantana” olabilir ve kolayca anlaşılacağı gibi pozitif bir içeriği yok.
Siyasette alâyişe zaman zaman (ya da sık sık) rastlıyoruz. Bunlardan bir yenisi hükümet açısından HDP heyeti ile Başbakanlığın Dolmabahçe bürosunda yapılan basın toplantısı oldu. AKP’ciler başta olmak üzere medyanın geneli basın toplantısında açıklananı “anlaşma” diye verdi.
Oysa anlaşma diyebilmemiz için altında her iki tarafın da imzasının bulunduğu bir ortak metin olması gerekirdi.
Mesela 11 Haziran 2007 Genel Seçimleri öncesinde “Oslo”da taraflarca bir protokol paraf edilmiş, 15 Haziran’da yeniden toplanılacak ve müzakerelere başlanacakmış. Seçimler geçtikten sonra hükümet o yazılı metni de, kendi parafını da yok saymış.
Bugün ortada ortak bir metin yoktur, Sırrı Süreyya’nın okuduğu “On madde” vardır.