- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
24 Nisan 1915’in 100. Yıldönümü anmalarının üzerinden henüz 15 gün bile geçmeden Tuzla’daki Armen Çocuk Kampına gelen iş makineleri bir ucundan başlayarak binayı yıkmaya giriştiler. Orada bulunanların tepkileri nedeniyle yıkma durduruldu, insanlar (Ermeniler, HDP'liler, HKP'liler, Tuzla'daki deri işçileri ve İstanbul'dan koşup gelen başka dayanışmacılar) kampa sahip çıkmak için nöbet tutmaya başladılar, ama bu direnç ne sonuç verecek, henüz bilmiyoruz.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kızılcık’da çok yazdık, anlatamadık; “AKP iktidarı TÜSİAD’ın iktidarıdır!”
İşte kanıt: AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında nüfusun %1’i safi olmayan milli gelirin %39’unu alıyordu. 2014 yılında nüfusun bu % 1’lik kesimi safi olmayan milli gelirin %54’ünü alır duruma geldi.
Bu %1’in 2002’de el koyduğu 231 milyar doların %39’udur, 90 milyar dolardır. 2014 yılında el koyduğu ise 800 milyar doların %54’üdür, 432 milyar dolardır.
Bu %1, TÜSİAD’dır.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Siyasi iktidarın komşularla “sıfır sorun” politikasında bu kez Kuzey Kıbrıs’la da sorun yaşadığı söylendi. Oysa sorun şimdi çıkmış değil.
T. C. Hükümeti Kasım 1983’de KKTC adını vererek kurduğu ve dünyada sadece kendisinin tanıdığı devlete sağladığı yılda 1 milyar liralık sübvansiyonu 150 milyon kadar azaltmayı öngördüğünde problem çıkmıştı.
2010 Temmuz’unda yapılan müşterek basın toplantısında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan KKTC Başbakanı İrsem Çelik’e dönerek “senin maaşın kaç?” diye sormuştu. “Benim müsteşarım 5000 lira alıyor, sen 10.000 alıyorsun” demişti. Erdoğan’ın bu hakaretamiz tutumu K. Kıbrıs’da büyük tepkiye yol açmıştı.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Miladi takvimle ifade edilen bu tarih –İstanbul’dan 250 kadar Ermeni’nin bir gecede toplanıp ertesi gün trenle Anadolu’daki iki sürgün kampına gönderilmesi– soykırımın başlangıcı kabul edilir.
Gerçi II. Abdülhamid istibdadında 1890’larda ve 1903’de (ikinci kez Sason’da) Kilise rakamlarına göre toplam 300.000, Türk kaynaklarına göre daha az sayıda Ermeni öldürülmüştü, Abdülhamid’e karşı II. Meşrutiyeti getiren İttihat ve Terakki de 1909’da aynı yola başvurmuştu.
Ne var ki, 1915’ten itibaren Ermenilere uygulanan planlı, sistemli bir toptan imha planıydı. Deportasyon’un amacı buydu. Yollarda öldürülecek ve ölecek olanların yanı sıra, Suriye çöllerine gönderilecekler de orada ölüme terk edileceklerdi.
Nitekim Balkan Harbi nedeniyle Ege’deki Rumların Deir El Zor’a gönderilmesi söz konusu edildiğinde, “Buraya gelirlerse ölürler” diye itiraz edenler olmuştu. Şimdi Ermeniler oraya götürülüyorlardı. Ölsünler diye.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Ermeni soykırımının başlangıcının 100. Yıldönümü olan 24 Nisan 2015 yaklaşırken, önce Papa 1915 için “soykırım” kelimesini kullandı, onu Avrupa Parlamentosundan geçen “soykırım kararı” izledi. Daha da sonra Federal Almanya parlamentosunun benzer kararı geldi.
Tayyip Erdoğan “parlamentoların kararının kendileri için yok hükmünde olduğunu” söyledi, sonra “Bir kulağımızdan girer, öbüründen çıkar” dedi. [Biz Tayyip Erdoğan’ın “oy, oy” deyip, başka bir şey demediğini sanırdık. Ama başka toplumların oyla seçilmiş parlamentolarını ve AB yurttaşlarının doğrudan oyla seçtikleri Avrupa Parlamentosu’nu yok sayıyorsa, demek ki sadece kendi partisinin aldığı oyları önemsiyormuş.]
C. Başkanı öyle dedi, ama Dışişleri Bakanını da Washington’a yollamayı ihmal etmedi. Müezzinoğlu hem John Kerry, hem de Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ile görüşecek ve Obama’nın 24 Nisan 2015’te yapacağı konuşmada “soykırım” kelimesini kullanmamasını rica edecek.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Bilir bilmez, herkes konuşuyor, kafalar karışıyor. 100. Yılında ise HDP dahil bütün siyasetler coştu. Ermeniler kıymete bindi. Ermeni adaylar listelerin tepelerine kondu. Rezalet. Oysa sorun basittir, yalındır. Türkiye’nin 1870-1922 arasında bir “Ermeni Meselesi” vardı. Türkler bu “Ermeni Meselesi”ni aşamalar halinde (1894-1896, 1915-1916, 1919-1922) çözdüler. Bugünkü sorun 1894-1922 dönemindeki “çözüm”ün “adını koymak”tan ibarettir; “soykırım” mıdır, değil midir?
Papa demiş, AP demiş, 73 ülkenin parlamentosu “soykırım” demiş... Bu siyasal bir kabullenmedir ama Türkiye’nin “Bir kulağımızdan girip öteki kulağından çıkmaktadır.” Önemsemiyoruz güya! Peki, tepkinin şiddeti niye?... O zaman; Tayyip Erdoğan’ın da, Davutoğlu’nun da ve ağzını açan her Türk ırkçısının ve turancısının ve milliyetçisinin de Anadolu’daki kendi varlığını “Malazgirt!” diye başlatmasına ne demeli?
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Türkiye 24 Nisan’a er veya geç toslayacak. Bu yıl olmasa gelecek yıl. Çünkü siyasi kuşatma iyice daraldı. Papa “soykırım” dedi. Avrupa Parlamentosu “soykırım” dedi. Bu yıl ya da başka bir yıl ABD başkanı da “soykırım” diyecek. Ama Türk devleti asla “soykırım” demeyecek.
Türkiye’de bir sol kesim ve liberal bir kesim var ki; desem ne olur demesem ne hafifliği içinde “soykırım” kavramını çok kolay kullanıyor. Oysa sorun önemlidir, ciddi olunmalıdır.
Öncelikle şunu bilelim; “soykırım” siyasi değil, hukuki bir kavramdır ama siyasi bir kavrammış gibi kullanılmaktadır. 1915 Osmanlı Ermeni Olayı hakkında “soykırım” olduğuna dair uluslararası her hangi bir hukuki karar mevcut değildir. İleride böyle bir karar alındığında “soykırım” kavramını hepimiz kullanacağız.
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine “17-25 Aralık” utanmazlığıyla kazınan hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet hadisesi patlak verdiğinde –yıllardır “askeri vesayeti bitirdik” diye böbürlenenler– selameti postala yapışmakta bulmuşlardı. Rejimin gözdelerinden Yalçın Akdoğan “O Cemaat orduya kumpas kurdu” demiş, tutuklu olan İlker Başbuğ tahliye edileceği günlerde onca gazete arasından Havuz medyasının koçbaşı Sabah’a mülakat vermiş, Doğu Perinçek ise Akit’e konuşmuştu.
Hemen arkasından tahliyeler geldi. Ama yapılan şey “bir dönemin kapatılması” değildi, tam tersine “yeni bir dönem" açılmaktaydı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Seçime 2 ay kala konuşulan tek şey “başkanlık sistemi”… Yaparım; yaptırmam. AKP’ye muhalefetin başka konusu yok. HDP de alet oldu, puan topladı. Oysa konu çok. Alırsın eline kasetçaları, takarsın 17-25 Aralık tapelerini, meydan meydan gezersin, boş tartışmaktan iyidir.
Erdoğan başkanlık sistemi getirecek, kendisi de başkan olacakmış. Yok öyle bir şey. Şakalaşıyor. Tiii’ye alıyor inananları. İstediğinin “Türk usulü” olacağını söylemesinden belli ne istediğini kendisinin de bilmediği.
“Dünyadaki başkanlık örneklerine bakacağız. Kötü yanlarını atıp iyi yanlarını alacağız. Sonra bunları birleştirip Türk usulü iyi bir sistem kuracağız.” diyor. En son söylediği budur. Kıyamet kopuyor. Niye? Hiç de fena gözükmüyor gibi. İyi olanların sentezinden kötü bir sistem çıkmaz herhalde! O halde korkmak niye?
- Ayrıntılar
- Yalçın Yusufoğlu
- Siyaset
Belediye görevlilerinin sokaklarda tüfekle köpek öldürdüklerine, zavallı hayvanların çığlıklar içinde kendi etraflarında döne döne düştüklerine tanık olmuştum. Ya da zehirlendikleri ağızlarındaki köpükten anlaşılan sokak kedilerini de görmüştüm.
Eski harplerde, hatta 1. Dünya Savaşında karşı tarafın atlarının, ağırlık taşıyan katırlarının hedef gözetilerek öldürüldüğünü okumuştum. Ama katırların devlet tarafından öldürüldüğünü ilk kez duyuyorum.
Yanlış anlaşılmasın: Bu çilekeş yük ve binek hayvanlarını Western filmlerinde kovboyun bileği sakatlanan atı vurması türünden bir öldürme değil. Ya da askeriyede eskiden kullanılan katırlardan “suç işleyen” olursa, uzak bir birliğe sürgün ederlermiş, şayet üzerinden attığı insan ölmüşse katırı öldürürleşmiş. Ortada böyle bir olay da yok.