Nihat Nazlican Eskisehir grupla 1Eskişehir’e gittiğimde, Antakya depreminde kaybettiğimiz çok değerli yoldaşımız HDK’den Mehmet Karlıdağ beni aradı.

Nihat’ı işaret ederek,

“Şükriye’ye sen de yardımcı ol, yanında dur,” demiş.

Telefonunu verdi. Ben de aradım.

Nihat geldi.

“Arkadaşlar söyledi, sen de Eskişehirlisin, yanımda dur,” dedim.

“Tabii,” dedi.

İlk karşılaşmada fark ettim; çok sigara içiyordu. İnanılmaz derecede. Sağlığının iyi olmadığını daha o anda hissettim. Ama bir yandan da durup durup,

“İyi oldu geldiğin… Beni çok sevindirdin,” diyordu.

Belli ki geçmiş yıllar, mücadele, sahada kalmak anlatılmıştı ona. Ankara’dan Eskişehir’e gelişimi, köy köy dolaşmamı, tarım işçileriyle, mahallelerle kurduğum bağı biliyordu. Sırtımda çanta, köy köy gezmemi büyük bir saygıyla izliyordu. Devrimci bir süreklilik görüyordu orada.

Bir gün aradı:

“Sıcaksular’da Cemil’in kahvesine gidelim,” dedi.

Cemil’i de kaybettik geçen hafta…

O kahvede otururduk; elimizde bildiri varsa dağıtır, sonra çay içer, sohbet ederdik. Mehmet Ali Balta’yla birlikte oturup geçmişi konuştuğumuz günleri çok net hatırlıyorum. Üçü de eski devrimciydi. Ve benim hâlâ sahada olmama, bir kadın olarak bir ilden başka bir ile gidip gelmeme, bu ruhu taşımaya devam etmeme gerçekten şaşırıyorlardı.

Nihat, birkaç kez arayıp,

Kızılcık dergisine yazı yaz,” dedi.

Aynı fraksiyondan değildik ama çalışmalarımı içtenlikle takdir ederdi. Kızılcık’a inanılmaz bir bağlılığı vardı. O dergi, onun için sadece bir yayın değil, bir hat, bir süreklilikti. TSİP’li geçmişini, devrimci değerlerini, yoldaşlık hukukunu orada yaşıyordu.

Bir Ermeni köyüne gitmiştim, röportaj yapmıştım. Gittiğim her yerde dergi için üretmemi isterdi. Ama kendisi yazamıyordu. Ağır bir hastalığı vardı, derin bir sigara bağımlılığı da… Sigara içme dedikçe yine yakardı. “Astım var abi, sigara içme,” derdim. Dinlemezdi. Kendini ihmal ediyordu.

Mevcut siyasetten çok rahatsızdı. Bir şey yapamamanın kahredici ağırlığını taşıyordu. Sürekli TSİP’ten, eski anılarından, yoldaşlarından bahsederdi. İçinde inanılmaz bir bağlılık vardı ama sanki eli kolu bağlanmıştı. HDK’nin kuruluşu ve HDP’yle kurulan bağ onun için bu yüzden çok önemliydi. Orada hâlâ bir umut, bir devrimci damar görüyordu.

Bir dönem “Parti İhtiyar Heyeti” oldular:

Mehmet Ali Balta, Ziya Abi ve Nihat.

Üçü de tam anlamıyla eski devrimci hâliydi. Mehmet Ali Balta’nın saçları uzundu, arkadan lastikle bağlı; bıyıkları aşağı doğru salınmıştı. Ziya Abi’nin de saçları arkadan bağlıydı, yüzünde sakin ama dirençli bir ifade vardı. Nihat da onlardan farksızdı. Salaş, inatçı, zamana direnmiş… Yıllar geçmişti ama onların üzerinden geçip gidememişti.

Sabah erkenden arardım:

“Hadi gelin, ben partideyim. Çayı koydum.”

Mehmet Ali Balta söylene söylene gelirdi:

“Yav yine mi sen… Rahat bırak bizi kızım, biz bıraktık o işleri,” derdi.

Ama yine de gelirlerdi. Çay içilir, sigara yakılır, geçmiş açılırdı. “Bıraktık” dedikleri şey, aslında hiç bırakılmamıştı.

Afişleri nasıl yaptıklarını, geceleri bildirileri nasıl çoğaltıp sabaha karşı mahallelere, yurtlara, fabrikalara dağıttıklarını anlatırlardı. Her hikâye başka bir dönemin cesaretini taşırdı.

Bir gün Mehmet Ali Balta ODTÜ yıllarını anlatırken hepimiz gülmekten kırıldık. Derste hoca onu tahtaya kaldırıyor. Zayıf, uzun, paltoyla… Meğer o gün silahı da üzerinde. Tahtaya yürürken silah düşüyor. Sınıf donuyor.

“Ben de öyle kaldım,” diyordu,

“Silah yerde, ben tahtadayım.”

Bir gün ben partide yoktum. Ağrılı bir arkadaş telaşla beni aradı:

“Başkanım, partiye acayip tipler gelmiş.”

“Kim?” dedim.

“Bilmiyorum, saçları uzun adamlar…”

Telefonu Mehmet Ali Balta aldı. Meğer “apaçiler” dedikleri; Mehmet Ali Balta, Ziya Abi ve Nihat’tan başkası değilmiş. Üçü oturmuş, saçlar arkadan bağlı, sigaralar elde, geçmişi konuşuyorlarmış. Günlerce güldük buna.

Ziya Abi yolda yürürken,

“Şükriye, bu binanın üçüncü katına zıplar, afiş yapıştırırdım,” derdi. Yanımızdaki herkes onayladı, “Evet, Ziya çok güzel afiş yapardı. Kimse ulaşamazdı onun afişlerini yırtmaya.” dediler.

Gerçekten Eskişehir’in en iyi devrimcilerindendiler. Üç ihtiyar delikanlı… İz bırakan üç devrimci.

Nihat’ı çok geç tanıdım. Ama iyi bir devrimci olduğu ilk anda belliydi. İnancı sarsılmamıştı. Yorulmuştu belki ama vazgeçmemişti. Kürt hareketine büyük bir hayranlık duyuyordu. Gelen herkesle hemen diyalog kurardı. Gençleri çok severdi; belki kendini, kendi gençliğini onlarda görüyordu.

Ben sabah altı treniyle Ankara’dan çıkardım. En geç sekizde Eskişehir’de olurdum. Dokuz gibi arardım:

“Abi neredesin?”

Mehmet Ali Abi’yi arardım, Nihat’ı arardım.

Onlar benim için iz bırakan üç ihtiyar delikanlıydı.

Ziya Abi yaşıyor, ömrü uzun olsun.

Ama diğer ikisini kaybettik.

Nihat’ın gidişi beni çok üzdü. Erken gitti.

Evet, devrimciler gitmemeli.

Şunu da söylemek gerekiyor:

Devrimciler, devrime gösterdikleri özeni kendilerine de göstermeli. Kendilerini ihmal ediyorlar. Oysa devrimciler ölmemeli. O güzel insanlar erken gitmemeli.

Bugün onun ölüm yıldönümü.

Devridaim olsun, Tatar Nihat.

Nihat Nazlican Eskisehir grupla 2

Bu satırlar bir nostalji olsun diye yazılmıyor.

Bir devrimciyi romantize etmek için hiç yazılmıyor.

Tatar Nihat,

TSİP geleneğinden gelen, fraksiyonların dar sınırlarına sığmayan,

Kızılcık’a yalnızca bir dergi değil, bir hat, bir süreklilik olarak bakan,

inatçı bir devrimciydi.

Yazamadı belki.

Ama hep çağırdı:

“Yazın,” dedi.

“Üretin,” dedi.

“Bu hat kopmasın,” dedi.

Kızılcık onun için geçmişin vitrini değil, bugünün sorumluluğuydu.

Devrimci değerleri bugüne taşımanın, yeni kuşaklara aktarmanın,

inatçı bir ısrarıydı.

Bugünün siyasetinden rahatsızdı.

Çünkü o, devrimci olmayı yalnızca sözle değil, ahlakla, sadakatle,

yoldaşlıkla ölçenlerdendi.

Yorulmuştu ama vazgeçmemişti.

Kendini ihmal etti belki ama fikrini hiç terk etmemişti.

Bu yazı bir “anma” değil yalnızca.

Bir hatırlatmadır.

Devrimcilik, sadece bedel ödemek değil;

kendini de korumayı bilmektir.

Çünkü devrimciler ölmemeli.

Çünkü bu gelenek, erken gidişlerle eksilmemeli.

Kızılcık gibi tüm direksiyonların yazıları dergileri bu yüzden var.

İsimler unutulmasın diye değil sadece,

yürüyüş yarım kalmasın diye.

Tatar Nihat’a sözümüz olsun:

Bu hat kopmayacak.

Devridaim olsun.

#DEVRİMDAİMOLACAKSİZESÖZ
#KızılcıkDergi
#Unutulmasınlar

Şükriye Ercan, Facebook’tan (#sukriyeercan).

Kızılcık’ın notu: Nihat Nazlıcan’ı 26 Aralık 2023’te kaybettik.