- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Kültür-Anma
İlk olarak Yalçın demek hafıza demekti. Hiç bir ayrıntıyı unutmayacak kadar güçlü, fotoğrafik bir hafızası vardı. "Yahu hatırlasana, Muratların evinde yemek yiyorduk, sen masada çaprazımda oturuyordun, üzerinde kırmızı bir kazak vardı, hatta bu konuda dedin ki...” Bu sözlerini söylediği anda uzak, nerdeyse silinmiş anılarının arasından yavaş yavaş bir sahne belirir, masadaki yüzler birer birer aydınlanmaya başlardı... Şimdi geçmişi kurcalayıp, partimizin mücadele tarihine dair bir şeyler yazmaya çalışırken kafamı çarptığım hafıza duvarı bir kere daha hayıflanmama neden oluyor, neden Yalçın’ın hafızasından daha iyi yararlanmadık diye! Önüne bir teyp koyup sorular yöneltmek, yüzlerce olayı, binlerce ismi hemencecik getirirdi önümüze.
- Ayrıntılar
- Orhan H. Aydın
- Kültür-Anma
Yalçın Yusufoğlu 1 Şubat 2019’da, 77 yaşında aramızdan ayrıldı. Kalp/damar rahatsızlıkları siyasi mülteci olarak yurt dışında yaşarken başlamıştı. İlk ciddi krizini Paris’te bir apartmanın 4. katında geçirmişti. Yalnız yaşıyordu. Rahatsızlık hissedince, telefonla ambulans çağırıp bir hastanede tedavi olmuş ve o badireyi atlatmıştı. Olayı geç de olsa, orada yaşayan ortak bir arkadaşımızdan öğrenmiştim.
Daha sonra Berlin’de ve İstanbul’da bu sıkıntıları devam etmişti. Artan sağlık sorunlarına 1 Şubat 2019’a kadar direnebilmiş ve o gün hayata veda etmişti.
- Ayrıntılar
- Şükrü Çelikyapı
- Kültür-Anma
Bir resim size ne anlatacağınızı söyleyip, gidiyor…
İnsan vardır bütün resimlerde… Bu resimdeyse bir yıl arayla, peş peşe sonsuzluğa uğurladığımız, kâinata karışmış olan iki kıymetimiz, “kıymetlimiz”. Ve çoğu kez de kıymetlerini yeterince bilemediğimiz… Hem de “yazı”nın zarafetini, tazeleyiciliğini, sağaltıcılığını ona ihtiyacı olmasına karşın, bihakkın kavrayamamış bizler tarafından… Şimdi o fotoğraftan çıkıp geliyorlar… Bir daha geri gelme olanağınızın hiç olmadığından haberi yok ki fotoğrafların! Bizi çarpan, içimize işleyen, “delip geçen” bir fotoğraf bu! İç dünyamızın çok derinlerinden, farklı anlamlarıyla yeniden çıkıp gelen fotoğraflar vardır ya işte!
- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Kültür-Anma
1973 senesinde, babam Tektaş Ağaoğlu, Marx ve Engels’in yazışmalarından derlediği “Politika ve Felsefe” adlı kitabını yayınladı. Bu yazışmalar yabancı dilde Türkiye’de üniversitelerde okutulmasına rağmen, babam bu kitabı yüzünden yedi buçuk sene hapis cezasına çarptırıldı ve beş ay süreyle Toptaşı Cezaevi’nde kaldı.
- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Kültür-Anma
Tektaş Ağaoğlu ile uzun yıllar yan yana, aynı odada çalıştığımız ve siyaset dışı hayatlarımızda da yakın olduğumuz için onunla ilgili birçok anıya sahibim. Bunların çoğu da bilge bir kişinin ince zekâsına ve hayata karşı hafif alaycı tavrıyla ilgili. Şimdilik iki anımı aktarayım, sonra yine devam edebiliriz.
- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Kültür-Anma
İnsan yaşlandıkça yıllar daha hızlı geçiyor galiba. Üç yıl geçivermiş Tektaş abiyi toprağa verişimizin üstünden. Hâlbuki daha dün gibi geliyor Teşvikiye Camiinin avlusunu dolduruşumuz.
Tektaş Ağaoğlu deyince aklıma 1973 yılı geliyor. Onunla onun “gıyabında” tanıştık. Tanıştık demek doğru olmaz belki, ben onu 1973 yılında tanıdım. 12 Mart sürecinin sonunun gözüktüğü, toplumun darbeye olan hıncının kitlesel bir patlamaya doğru yönlendiği yıldır o yıl. Yeni Ortam Gazetesinde özellikle iki köşe yazarı Tektaş Ağaoğlu ve Oya Baydar bu dönemde çok önemli bir görev üstlenmiş, bu toplumsal hıncı örgütlü bir mücadeleye ana kaynak yapmak için çabalıyorlardı. Bu iki yazarı okumak günlük rutinim olmuştu o günlerde. Benim TSİP üyesi olmaya karar vermem, Parti kurulduğunda bu iki ismin kurucular arasında bulunması nedeniyledir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Kültür-Anma
Stalin döneminde 1935 sonrasında SBKP “Milli Burjuva” saydığı hareketleri destekliyordu; Türkiye’de “Milli burjuva”nın siyasi temsilcisi CHP idi. CHP emperyalizmden bağımsız Türkiye’yi savunuyordu.
TKP bu tezleri bütünüyle benimsemiş; 1935’de kendini feshederek CHP saflarına geçmiştir.
Oysa biz TSİP’liler, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın, “Türkiye’de milli burjuvazi yoktur, Türkiye kapitalizmi mali sermayenin tekelci egemenliği altında doğmuş ve gelişmiştir. Sermaye kesimi burjuvalaşma dinamiğini burada yakalamıştır” diyen görüşlerine yakındık.
- Ayrıntılar
- Orhan H. Aydın
- Kültür-Anma
Dokuz Ocak 2018’de, seksen dört yaşında aramızdan ayrılan Tektaş Ağaoğlu’nu dostları ve arkadaşları yıl içinde her fırsatta hatırlayıp anıyor. Buna sıklıkla tanık oluyoruz. Ölüm yıl dönümünde ise Tektaş’ı daha bir özenle yâd etmek istiyoruz. Bunun elbette bir açıklaması ve nedeni olmalı. Tektaş her zaman her yerde rastlayabileceğiniz biri değildi. Özellikleri vardı, ya da özel biriydi de denilebilir. Her birimizin kulağında hoş bir sada bırakıp gitti.
- Ayrıntılar
- Şükrü Çelikyapı
- Kültür-Anma
2018 Yılının 9. Ocak günü kaybettiğimiz Tektaş Ağaoğlu için bir yazı istendiğinde çok zorlanacağımı biliyordum. Ama beklediğimden daha da zor oldu.
Bir defa artık aramızda olmayanlar hakkında konuşmak, yazmak hep irkiltir, kaygılandırır beni. Yeterince anlatabilmek o yitirdiğimizi mümkün olamayacakmış gibi gelir. Hep bir şeyler eksik kalacaktır. En azından bir yönü kalmış, aktarılamamıştır muhakkak.
- Ayrıntılar
- Michael Brie
- Kültür-Anma
200 yıl önce 28 Kasım 1820’de, modern Alman tekstil endüstrisinin kurulduğu yerlerden biri olan Barmen’de doğan Friedrich Engels’i anmak için pek çok neden var. Demokrat ve komünist, 1849’da Baden devrim ordusunda emir subayı, gazeteci, yazar, İngiltere’de kapitalist bir sanayi şirketinde ticari çalışan ve ortak, yurtsever ve enternasyonalist, çok dil bilen ve evrensel bilgiye olan merakıyla kendini yetiştirmiş biri, Birinci Enternasyonal’in aktif siyasetçisi, İkinci Enternasyonal’in danışmanı ve Karl Marx’ın bıraktığı eserlerin ilk yayımcısı, Marksizmin kurucusu ve ilk nesil Marksistlerin hocası − liste uzayıp gidebilir. Olağanüstü bir yetenekti ve dünya tarihine geçen bir hareketi şekillendirdi.1