200 yıl önce 28 Kasım 1820’de, modern Alman tekstil endüstrisinin kurulduğu yerlerden biri olan Barmen’de doğan Friedrich Engels’i anmak için pek çok neden var. Demokrat ve komünist, 1849’da Baden devrim ordusunda emir subayı, gazeteci, yazar, İngiltere’de kapitalist bir sanayi şirketinde ticari çalışan ve ortak, yurtsever ve enternasyonalist, çok dil bilen ve evrensel bilgiye olan merakıyla kendini yetiştirmiş biri, Birinci Enternasyonal’in aktif siyasetçisi, İkinci Enternasyonal’in danışmanı ve Karl Marx’ın bıraktığı eserlerin ilk yayımcısı, Marksizmin kurucusu ve ilk nesil Marksistlerin hocası − liste uzayıp gidebilir. Olağanüstü bir yetenekti ve dünya tarihine geçen bir hareketi şekillendirdi.1
Bir neden, 1845 baharında yayımlanan İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu adlı kitabını inceleyerek bulunabilir. Engels bu kitabı, Ermen & Engels şirketinin genel müdür yardımcısı olarak çalıştığı Manchester’da yaklaşık iki yıl geçirdikten sonra yazdı. Bir gençlik eseridir. Engels sadece 24 yaşındaydı. Toplu haliyle kitap, başka birçok yazıdan söz etmek gerekirse de, İngiltere’de kaldığı bu dönemin en önemli ürünüdür.2 Engels, İngiltere'yi kapitalist sanayi çağının sınıflı toplumu olarak açıkladı. Yapısal ve sınıfsal analiz araçlarını kullanarak, fabrikalardaki ve şehirlerdeki durumla ilgili birçok raporu değerlendirerek, ancak her şeyden önce katılarak gözlemle, meselenin servet patlaması temelinde yaratılan modern sefalet, eşitsizlik ve güvencesizlik olduğunu ortaya koydu. Engels’in bu analizi klasiktir ve son derece günceldir. Korona pandemisi, sadece birkaç ay içinde, sınıflı bir toplumda yaşamadığımız ve salgınların eşitleştirici olduğu yönündeki tüm hayalleri silip süpürdü. Engels’in o zamanlar belgelediği gibi sınıf konumu, çalışma koşulları, barınma durumu, sağlık ve yaşam beklentisinin birbirinden ayrılamayacağı 180 yıl sonra, günümüzde de aşikâr oldu. Tönnies mezbahasındaki ya da Alman tarım sektöründe mevsimlik işçilerin konaklama yerlerindeki koşullar, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.* Bu yüzden de Engels’in çalışmasını yeniden ele almakta yarar var.
1845’deki metin, yayımının hemen ardından Almanya’da geniş çapta tartışıldı ve ayrı bölümler halinde yeniden basıldı. İkinci bir baskısı da yapıldı. Prusya sansürünün temsilcileri, onu “İngiltere’deki işçi sınıfının durumu üzerine Almanca olarak bugüne kadar yayınlanan en iyi [...]” eser olarak değerlendirdi (bkz. Ullrich 1966: 256). Hükümete yakın Allgemeine Preußische Zeitung [Genel Prusya Gazetesi], kitabı uzun bir makalede ele aldı. Yazıda “henüz bu konuda böylesine toplu bir bakış getiren ve olgular açısından bu kadar zengin bir kitapla karşılaşılmadığı,” “İngiliz proletaryasının tarihinin [...] pratik deneyimlerin ders kitabı” olduğu, “temel nedenleri Almanya’da da tohum halinde bulunan, fakirliğin ve yoksul nüfusun aşağılanmasının nasıl geliştiği” belirtiliyordu (age. 256). Hatta Almanya’da Tarihselci Siyasi İktisat [Nationalökonomie] ekolünün kurucularından Marburg‘lu devlet bilimleri profesörü Bruno Hildebrand 1848’de kitabı, “tüm toplumsal teorilerin dayandırılabileceği gerçeklerin komünist incili” olarak tanımlıyor (age. 258) ve başyapıtında ona 80 sayfa ayırıyordu! Ancak Marx’la ortak çalışmalarının sonucu olan Komünist Parti Manifestosu, Engels’in kitabının bu düzeyiyle yarışacaktır.
Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu kitabını bu kadar özel kılan, bir araya getirdiği tek tek olgular değildir. Çoğu mevcut yayınlardan, makalelerden ve istatistiklerden öylece alınmıştır. Ayrıca, küresel endüstrinin −modern kölelik ve sömürgeci sömürüyle ayrılmaz bir bağı bulunan− dünya merkezinde işçilerin durumunu kendi gözlemine dayanarak aktaran ilk kişi de o değil. Manchester’ın yeni çağ için önemini, Alexis de Tocqueville, Charles Dickens ve Thomas Carlyle gibi çağdaşları anlatmıştı. “Devrin şok şehri” deniyordu. O zamanlar Manchester’da olan herkes, endüstriyel gelişmenin ve tamamen düzensiz kentleşmenin merkezinde, Britanya sosyalizminin ve İngiliz işçi hareketinin kalbinde, sert bir sınıf mücadelesinin alanındaydı. Kitaptaki tasvirlerin (en azından İngiltere’de) yeni olmadığı bir yere kadar doğrudur, ancak özgün olan, sosyalist yönelimin yeni bir toplum görüşüyle, onun itici güçleriyle ve politik perspektifleriyle organik bağlantısıydı. Yapıt parlak bir kompozisyon, tutarlı bir anlatıydı, diğer bir deyişle: Engels yeni bir büyük anlatı yaratmıştı.
Bu noktada tereddüt eden pek çok kişi var: Gerçek ve anlatı aşılmaz zıtlıklar oluşturmuyor mu? Anlatılar, nesnel bir içerik atfedilmeyen keyfî kurgulardan ibaret değiller midir ki; en iyi ihtimalle yaşamları üzerinde gerçek bir gücü olmayanların afyonu değiller mi? Bu vahim bir yanılgıdır. Gerçek iddiası olan her söylemsel katkı kaçınılmaz olarak bir anlatıdır. Gerçek koşullarla ilgili ifadeler birbirine bağlanır ve bütünleştirilir. Ancak böyle anlaşılır olurlar, nesnel bir anlam edinirler, anlamlı bir biçimde yorumlanabilirler. Böyle bir anlatının zorunlu olarak üç katmanı vardır: gerçekler, onların bir bütünle bağlantısı ve bu bütünün yorumlanması. Anlatılar büyük bir önem taşırlar: Birincisi, karmaşık bir dünyada yönlenme ve hareket kabiliyeti anlatılara bağlıdır. “Modern bir dünyada yaşamak için [...] yalnızca dünyayı anlamak için değil, dünyada var olmak ve hayatta kalmak üzere bir olgular kuramına ve olayların sunumuna ihtiyaç duyulur.” (Puckett 2016: 16, çeviri: M. Brie). İkincisi, Bourdieu’nun yazdığı gibi, her teori “algı için bir programdır” (Bourdieu 1990: 132). Ancak teoriler, her şeyden önce, doğruluk iddiası olan, gerçeklik üzerine anlatılardır. Yeni anlatılar, önceden görünmeyenleri görünür kılar. Üçüncüsü, kolektif aktörler her şeyden önce bu tür anlatılar üzerinden oluşur. Bir “Biz” ancak hedefler ve araçlar, benzerlikler ve farklılıklar, müttefikler ve düşmanlar hakkında ortak görüşler varsa mümkündür. “Biz yüzde 99’uz” veya “Siyahların Hayatı Önemlidir” sloganının arkasında, yönelim ve hareket etme kabiliyeti doğuran, algıyı yeniden uyarlayan ve ortak zemin oluşturan anlatılar vardır.
İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu eserinin dayandığı anlatı, sol Hegelci Engels’in, ki kendisini tamamen Jakoben gelenekte görmekteydi ve 1842’de daha yeni, en azından Moses Hess’e göre, onun tarafından komünizme “döndürülmüştü” (Hess 1843: 103), genelde İngiltere, özelde de Manchester ile yüzleşmesinden ortaya çıktı. Engels, Hess’den −Almanya felsefi devrimin ve Fransa siyasi devrimin ülkesiyken− İngiltere’nin yaklaşmakta olan büyük sosyal (komünist) devrimin ülkesi olacağı yorumunu almıştı. Engels’in yerinde yaptığı geniş çaptaki alan araştırması, başta politik ekonomi ve İngiliz tarihi olmak üzere sürekli yeni bilgi alanlarına girmesi, İngiliz sosyalist ve işçi hareketiyle doğrudan temasları, İngiliz siyaseti, toplumu ve kültürü üzerine devam eden haberciliği, Almanya’dan taşıdığı soyut sosyalist-komünist inanışa tamamen yeni, “materyalist” bir temel sağladı. Max Weber’in sözleriyle (1922: 214): Engels'in yön bulduğu komünist yıldızlar, Alman solunun neredeyse hiç tanımadığı bir ülkeye ışık tuttu ve Engels, buradan hem yeni bir bütün tasarlayabildi, hem de birçok ayrıntıyı yeni bir ışıkta gösterdi.
Engels, kitabını henüz kaleme aldığı sırada gönlünden geçeni Marx’a Ekim 1844’te yazdığı bir mektupta dile getiriyordu: “Üç günlüğüne Köln’deydim ve orada yaptığımız muhteşem propaganda beni hayretler içinde bıraktı. İnsanlar çok aktif, ama uygun bir dayanak eksikliği fazlasıyla hissediliyor. İlkeler, mantıksal ve tarihsel olarak şimdiye kadarki bakış açısından ve tarihten ve bunların gerekli bir devamı olarak, birkaç yazıda geliştirilmedikçe, her şey henüz yarı uyuklamadan ve çoğu için görmeden el yordamıyla yoklamaktan ibaret.” (Engels 1844: 5) Eseri tam da bunu gerçekleştirdi. O yüzden, Franz Mehring, Marx’ın o dönemden bir çalışmasını değil de, Engels’in bu eserini “bilimsel sosyalizmin ilk büyük belgesi” olarak tanımlarken tamamen haklıydı (Mehring 1905: 553). Bizzat Engels de, 1872’de makalelerini topladığı Konut Sorunu’nda 1845’deki kitabına gururla bakarak amacının, “o dönem ortaya çıkmakta olan, boş sözlerle dolanıp duran Alman sosyalizmine modern büyük sanayinin yarattığı toplumsal koşulları anlatarak gerçek bir temel sağlamak” olduğunu yazdı (Engels 1872: 285).3
Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu eseri bu yüzden bilimsel sosyalizmin kurucu belgesidir. Çünkü Engels, zamanının sosyal bilimlerinin ve felsefesinin seviyesinde, burjuva kapitalist toplumun tarihsel olarak ortaya çıkışını ve gelişimini, modern işçi sınıfının oluşumunu, onun ekonomik, sosyal ve kültürel durumunu ayrıntılı biçimde analiz ederek sosyalist ve komünist hedeflere yönelik somut stratejik çıkarsamaları gerekçelendiren ilk kişi olmuştur. Bugün de Engels’den bunun nasıl yapılacağı öğrenilebilir, reel ve bilimsel koşullar önemli ölçüde değişmiş olsa bile.
Birincisi, Engels’in kitabı katılarak gözlem pozisyonundan yazılmıştır. Bunu, “Büyük Britanya’nın emekçi sınıflarına” ithafında açıklıyor: “[...] bana ele aldığım konuya dair soyut bilgiden daha fazlası lazımdı, sizi evlerinizde görmek, günlük yaşamınızda gözlemlemek, sizinle yaşam koşullarınız ve acılarınız hakkında sohbet etmek, sizi ezenlerin toplumsal ve siyasal iktidarına karşı mücadelelerinize tanık olmak istedim.” (Engels 1845: 229) Sosyalistlerin ve Çartistlerin toplantılarına katıldı (bkz. Engels 1843), en önemli gazetelerinin editörü olarak çalıştı, −kadın arkadaşı Mary Burns’ün de eşliğinde− işçileri evlerinde ziyaret etti.
İkincisi, Engels’in kaynakları son derece düşünceli kullanması ve nesnelliği sağlamak için özellikle hükümet tarafından atanan müfettişlerin veya siyasi muarızlarının raporlarından yararlanması kayda değerdir. Olguların konuşmasını istiyor ve sık sık karşı etkide bulunan unsurlara dikkat çekiyor. Ne idealleştiriyor, ne de şeytanlaştırıyor. Nedenleri, öncelikle, aktörlerin tabi oldukları koşulların kendisinde görüyor. Ancak bütüne aşağıdan bakarak, bütünü hâkimiyetin sureti şeklinde değil de, fabrikalara mahkûm olan, arka binalara zorlanan, güncel korona diline bağlarsak, “kadın ve erkek kahramanların” üretim ve yeniden üretim ilişkilerinde görüyor. Bugünün bakış açısıyla, İrlandalılar tasvir edildiğinde, patriarkal stereotipler yeniden üretildiğinde Engels’de önyargılar da görülmektedir – sık sık yumuşatılmıştır, ama barizdir.
Üçüncüsü, çalışmanın bileşimine işaret edilmelidir. Eser net bir tezle başlar, sonra bu tez sosyal bilimsel ampirik olarak temellendirilir ve Engels açık bir stratejik yönelim ve perspektifle bitirir. Tez, “Önsöz”ün başında son derece ölçülü bir dille sunulmuştur: “Emekçi sınıfın durumu günümüzün tüm toplumsal hareketlerinin gerçek temeli ve çıkış noktasıdır, çünkü o mevcut toplumsal sefaletimizin tepe noktası, en yalın zirvesidir. Fransız ve Alman işçi komünizmi onun doğrudan, Fourierizm ve İngiliz sosyalizmi ile eğitimli Alman burjuvazisinin komünizmi ise dolaylı ürünleridir. Bir yandan sosyalist teorilere, diğer yandan onların geçerliliği hakkındaki hükümlere sağlam bir temel sağlamak için, lehte ve aleyhte heveslere ve hayalperestliğe son vermek için, proletaryanın koşullarının bilgisi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ancak proleter koşullar klasik biçimiyle, en olgun halde sadece Britanya İmparatorluğu’nda, bilhassa asıl İngiltere’de mevcuttur; aynı zamanda da sadece İngiltere’de konunun bir şekilde eksiksiz bir sunumu için gerekebilecek materyal noksansız biçimde derlenmiş ve resmî araştırmalar ile saptanmıştır.” (Engels 1845: 232)
Sonraki 250 sayfada, burjuva koşullar içinde sanayi devriminin bir sonucu olarak proletaryanın ortaya çıkışı, temel özellikleri, sanayi çağının şehirlerindeki yaşam biçimi, nitelik, cinsiyet, etnisite (”İrlanda sorunu”), örgütsel güç, bilinç ve deneyim çizgileri boyunca farklılaşmaları ve çelişkileri ile proletaryanın içindeki gruplar anlatılır.
Bununla birlikte, Engels ayrıntılarda kaybolmaz, sürekli onları açıkça tanımlanan temel anlayışlarla birleştirir. Bu nedenle, şehirlerin sınıfsal karakterini, soylulaştırmaya yönelik ilk eğilimlere varıncaya dek canlı bir biçimde yeniden kurgulayabilmektedir. Dizginlenmeyen piyasa güçlerinin kendiliğinden eğilimlerinin yoksulluğu, saygın sokakların cephelerinin arkasında kalan sefaleti nasıl görünmez kıldığını, çevresel yıkımın, salgınların ve hava kirliliğinin öncelikle toplumdaki en alt grupları nasıl etkilediğini göstermektedir. Korona pandemisinin, tek tek ülkelerde ve küresel olarak, öncelikle sınıf, etnisite ve cinsiyet kriterlerine göre vurduğu günümüzde de durum budur.
Ayrıca o, proletaryanın burjuvaziye karşısındaki yapısal zayıflığının ana nedenini, emek piyasasında birbirleriyle olan varoluşsal rekabeti olarak ortaya koyar. Ve proleter olmanın, birey veya grup ne kadar ayrıcalıklı olursa olsun, daima güvensiz toplumsal zeminde, örtülü güvencesizlik koşulları altında yaşamak demek olduğunu gösterir; tıpkı geçenlerde işçi aristokrasisinin en tepesindeki Lufthansa pilotlarının öğrendikleri gibi. Taşeronlaştırılmış temizlik personeli, hasta bakıcılar, paket servislerinin prekaryası bunu epeydir biliyordu. Engels’ten, basitçe kişinin çıplak sefaletinin belirtilerine odaklanılmaması gerektiği öğrenilebilir, çünkü “İngiliz işçileri üzerinde yoksulluktan daha fazla moral bozucu etkisi olan, hayattaki konumlarının güvensizliği, ücretleriyle kıt kanaat geçinme zorunluluğu, kısacası onları proleter yapan şeydir.” (age. 343) Engels'e göre, bu proleter varoluşun güvencesizliğinin nedeni, yaşamın üretim koşullarını onların değil burjuvazinin belirlediği koşullarda işçilerin birbirleriyle rekabet etmeleridir: “İşçilerin kendi aralarındaki bu rekabet […] işçi için mevcut koşulların en kötü yanıdır, proletaryaya karşı burjuvazinin elindeki en keskin silahtır.” (age. 306f.)
Ve son olarak Engels, kendine güvenen bir işçi hareketinin aşamalarının izini sürer – “işçi sınıfının işçi sınıfı tarafından oluşturulması.” Engels, en önemli stratejik görevi, Owencıların sosyalist hareketiyle Çartistlerin kitlesel demokratik hareketi arasında bağlantı kurulması ve nihayetinde birliği olarak görür. Engels’e göre, ancak sosyalist anlayışlar ve proleter kitle hareketi bir birlik oluşturduğunda, “işçi sınıfı İngiltere’nin gerçek hâkimi olacaktır.” (age. 453). 24 yaşındaki yazar, eserini şu kehanetle kapatır: “Yoksulların zenginlere karşı zaten bireysel ve dolaylı olarak yürüttüğü savaş, artık genelde, topyekûn ve doğrudan İngiltere’de verilecektir. Barışçıl bir çözüm için artık çok geç. Sınıflar gittikçe daha keskin biçimde ayrışıyorlar, direniş ruhu işçilere her an artarak nüfuz ediyor, öfke kabarıyor, bireysel küçük gerilla çarpışmaları daha önemli çatışmalarda ve gösterilerde yoğunlaşmakta, ve pek yakında küçük bir dokunuş çığı harekete geçirmeye yetecek. Ancak o zaman, ülke çapında şu savaş narası yankılanacaktır: ‘Saraylara savaş, kulübelere barış!’ − o zaman da zenginlerin bundan sakınmaları için çok geç olacak.” (age. 506)
Engels’in 200. doğum gününde, Marx’ın yolundan gitmeli ve Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu eserini nihayet yeniden okumakla kalmamalı, aynı zamanda dikkatle incelemeli ve dünya tarihine müdahale eden görüşlerin nasıl ortaya çıktığını öğrenmeli. Marx Kapital üzerinde çalışırken −Engels, Marx’ı destekleyebilmek için hâlâ “pazarlıkçılığa” boyun eğmek zorundaydı− kitabı 1863’te tekrar ele aldı ve öteki-benine şöyle yazdı: “Kitabını yeniden okumam, heyhat, bana yaşlandığımı fark ettirdi. Mesele ne kadar tazelikle, tutkulu, yürekli bir öngörüyle, okumuşluğun ve bilimselliğin kuşkularından uzak ele alınmış! Ve yarın ya da öbürgün neticenin de tarih sahnesinde gün ışığına çıkıvereceği hayali, tamamına bir sıcaklık ve hayat dolu bir mizah katmış − oysa daha sonraki ‘grinin grisi’ lanet olası nahoş bir tezat oluşturur.” (Marx 1863: 343) Buna eklenecek hiçbir şey yok.
− Mutlu yıllar Friedrich Engels! −
Michael Brie, PROKLA, sayı 200, Eylül 2020, s. 553-560. Çeviri: Kızılcık.
Michael Brie, Rosa Luxemburg Vakfı Bilimsel Danışma Kurulu başkanıdır.
1. Engels’in güncelliği, bir dizi yeni eserin yayınlanmasından da anlaşılmaktadır (Carver 2020; Krätke 2020; Lucas vd. 2020; aralarında bir de roman var: Röhrig 2019).
2. Engels’in Manchester’da kaldığı dönemle bağlantılı entelektüel eserleri için, bkz. Brie (2020); orada daha fazla kaynağa da atıfta bulunulmaktadır.
3. Bugün “İklim değil, sistem değişikliği” talep ediliyorsa, bunun için de bu hedefe temel sağlayacak anlatılara ihtiyaç vardır. Çok sayıda örnek arasından sadece birkaçına atıfta bulunulabilir (Dellheim vd. 2012; Klein 2013; Brand / Wissen 2017; Winker 2015; Dörre 2018; Jugendrat der Generationenstiftung 2019; Kaufmann vd. 2019).
* Alman gıda sanayi devi Tönnies Holding'in Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki en büyük mezbahasında Haziran 2020’de 1400 kadar çalışana SARS-CoV-2 virüsü bulaştığı görüldü. Tarım sektöründeki mevsimlik işçiler gibi çoğu Doğu Avrupa ülkelerinden gelen çalışanlar, bulaşmayı kolaylaştırdığı düşünülen soğuk hava ortamında, yan yana, yorulunca sık nefes almak zorunda kalarak çalışmakta, aldıkları düşük ücretle çok sayıda kişi küçük yerlerde kalmaktadır. [ç.n.]
KAYNAKÇA (Almanca, İngilizce)
Bourdieu, Pierre (1990): Was heißt sprechen? Die Ökonomie des sprachlichen Tausches. Wien.
Brand, Ulrich / Wissen, Markus (2017): Imperiale Lebensweise: Zur Ausbeutung von Mensch und Natur in Zeiten des globalen Kapitalismus. München.
Brie, Michael (2020): Sozialist-Werden. Friedrich Engels in Manchester und Barmen 1842-1845. Berlin. URL: https://www.rosalux.de, erişim: 30.6.2020.
Carver, Terrell (2020): Engels before Marx. London.
Dellheim, Judith / Brangsch, Lutz / Wolf, Frieder Otto / Spangenberg, Joachim (2012): Den Krisen entkommen. Sozialökologische Transformation. Berlin.
Dörre, Klaus (2018): Neo-Sozialismus oder: Acht Thesen zu einer überfälligen Diskussion. In: Blätter für deutsche und internationale Politik, Nr. 6: 105-115.
Engels, Friedrich (1843): Briefe aus London. In: Marx-Engels-Werke, Bd. 1. Berlin: 468-479.
– (1844): Brief an Karl Marx, Anfang Oktober 1844. In: Marx-Engels-Werke, Bd. 27. Berlin: 5-8.
– (1845): Die Lage der arbeitenden Klasse in England. Nach eigner Anschauung und authentischen Quellen. In: Marx-Engels- Werke, Bd. 2. Berlin: 225-506.
– (1872): Zur Wohnungsfrage. In: Marx-Engels-Werke, Bd. 18. Berlin: 209-287.
– (1884): Brief an Johann Philipp Becker, 15. Oktober 1884. In: Marx-Engels-Werke, Bd. 36. Berlin: 218-219.
Heß, Moses (1843): Brief an Berthold Auerbach vom 19. Juni 1843. In: Silberner, Edmund (Hg): Moses Heß Briefwechsel. Gravenhage 1959: 103.
Jugendrat der Generationenstiftung (2019): Ihr habt keinen Plan, darum machen wir einen! 10 Bedingungen für die Rettung unserer Zukunft. München.
Kaufmann, Sina Kamala / Timmermann, Michael / Botzki, Annemarie (Hg.) (2019): Wann wenn nicht wir*. Ein Extinction Rebellion Handbuch. Frankfurt/M.
Klein, Dieter (2013): Das Morgen tanzt im Heute. Transformation im Kapitalismus und über ihn hinaus. Hamburg. URL: https://www.rosalux.de, Erişim: 30.6.2020.
Krätke, Michael (2020): Friedrich Engels oder: Wie ein Cotton-Lord den Marxismus erfand. Berlin.
Lucas, Rainer / Pfriem, Reinhard / Westhoff, Hans-Dieter (Hg.) (2020): Arbeiten am Widerspruch – Friedrich Engels zum 200. Geburtstag. Marburg.
Marx, Karl (1863): Brief an Friedrich Engels, 9. April 1863. In: Marx-Engels-Werke, Bd. 30. Berlin: 340-343.
Mehring, Franz (1905): Friedrich Engels. In: Die Neue Zeit, 23.2(44): 553-555.
Marx-Engels-Werke (MEW), Marx, Karl / Engels, Friedrich (1956ff.): Marx-Engels-Werke. Berlin.
Puckett, Kent (2016): Narrative Theory. A Critical Introduction. Cambridge.
Röhrig, Tilman (2019): Und morgen eine neue Welt. Der große Friedrich-Engels-Roman. München.
Ullrich, Horst (1966): Der junge Engels. Eine historisch-biographische Studie seiner weltanschaulichen Entwicklung in den Jahren 1843 bis 1845. Zweiter Teil. Berlin.
Weber, Max (1922): Die Objektivität sozialwissenschaftlicher und sozialpolitischer Erkenntnis. In: Gesammelte Aufsätze zur Wissenschaftslehre. Tübingen: 146-214.
Winker, Gabriele (2015): Care Revolution. Schritte in eine solidarische Gesellschaft. Bielefeld.