2018 Yılının 9. Ocak günü kaybettiğimiz Tektaş Ağaoğlu için bir yazı istendiğinde çok zorlanacağımı biliyordum. Ama beklediğimden daha da zor oldu.
Bir defa artık aramızda olmayanlar hakkında konuşmak, yazmak hep irkiltir, kaygılandırır beni. Yeterince anlatabilmek o yitirdiğimizi mümkün olamayacakmış gibi gelir. Hep bir şeyler eksik kalacaktır. En azından bir yönü kalmış, aktarılamamıştır muhakkak.
İkinci husus da birinciyle dolayımlı. Süre kısıtlı −hele bencileyin zar zor yazan biri açısından− ve kaygılarımda haklı çıkacağım korkularıyla yazıyorum.
Tanıdığım en mütevazı insanlardan biriydi. Kızım çok küçük yaşlardaydı. Sömestr ödevi olarak bir yazarla röportaj yapması gerekiyor. Derhal ilk aklıma gelen Tektaş oldu. Aradım, anlattım. “Hep beraber gelin, birlikte yemek de yiyelim” cevabını verdi. Gittiğimizde “keşke bizim Oya’yı arasaydık” diyerek karşıladı; kızıma dönerek; “Onunla yapardın röportajını, hem sizin okul mezunu, o da!” dedi. “Söyleşi” doğal olarak Tektaş’ı odağına alan, onu anlatan bir doğrultuda cevapları öngörüyordu, haliyle. Yazarı tanıtması icap ediyordu elbette. Ama cevaplarının hemen çoğu Tektaş’ın gelip bana da dayanıyordu; “işte babanla şöyle yaptık, böyle ettik, şuraya gittik, burada toplantıya katıldık… vs.” Böyle giderse, ödevden kesin “kırık not alacak, bu kız” diye endişelenmeye başladım…
Sosyalist Hareketimiz direngen, boyuneğmez, “iflâh olmaz”, “ortodoks” bir militanını; ülkenin entelektüel ortamı sayılı, seçkin bir ferdini kaybetti.
Bense, zaman geçtikçe eksikliğini daha derinden hissettiğim dostum, arkadaşım, yoldaşım, ağabeyim, öğretmenimi kaybettim. Sadece Parti Okulu’nda değil, rakı sofrasında da, “insanî” ilişkilerde de, insanlarla ilişkide de, Anadolu’yu dolaşırken de öğretmenim oldu. Hüseyin Arkadaşım “Tektaş’la mahpus yatılır!” diyerek kanaat belirtir. Tektaş’la yolculuk da yapılır; yoldaşlık da… Yalnız bir küçük nokta var; ana yoldan ayrılıp da bir küçük taşra kasabasında mola verme −hele kasabanın pazarıysa değmeyin Tektaş’ın keyfine!− ya da bir dere boyunda “ilginç” şekilli taşlar toplama arzusunu hesap ederek yolculuğa çıkmak gerekir. Yoldaşlığınıysa hepimiz biliriz. Hayattayken defalarca uyarmasına rağmen “Tektaş” diyemedim; daima “Tektaş abi” diye hitabettim. Hiç değilse şimdi artık isteğini yerine getireyim.
Şimdi bu yazıyı yazarken her an; “Bu virgülün burada işi ne, anacığım?”… “Bu cümleyi ise hiç anlamadım!” vb. … der mi acaba diye, hep bekledim; ama nafile! Peki şimdi ne yazacağım ben, Tektaş abi?
Geride bıraktıklarınızın kalbinde yaşamak, “ölmek” sayılmaz ki zaten!
Giderken adını ardında bırakanlara selâm olsun!
Yaşam ve ölüm üzerine söylenecek sözler bir tek sayfaya sığar mı, hiç? Gayrısı da,
“yarın”a kalsın...