- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
“12 Eylül öncesi şartları hatırlatmayı tarihi bir görev addederim. Fransa’yı baştan ayağa saran ve diğer Avrupa ülkelerine sıçrayan Sarı Yelek terörüne özenen varsa bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini de şimdiden ifade etmek isterim. Sarı Yelek giyen çıplak yatmayı göze almalıdır. Bu işin şakası yoktur.” (MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli.)
***
Kişi veya parti görüşü değildir; “İktidar” ve “Devlet” görüşüdür; Fransa’da ortaya çıkan ve Avrupa’ya yayılacağından endişe edilen “Sarı Yelek” hareketinin yakın zamanda Türkiye’de de sahne alacağı beklentisini açığa vurmaktadır. Absürt siyasi ve anayasal vaziyet Bahçeli’nin bu açıklamasıyla yerli yerine oturmaktadır.
- Ayrıntılar
- Cemal Candaş
- Siyaset
Yerel seçimler gündemi meşgul etmeye başladıktan sonra siyasi partiler ve medya ısrarla hangi belediyede kimlerin aday gösterileceğine odaklanmış durumda. Ülke çapında “aday toto” adı verebileceğimiz büyük bir oyun sergileniyor. Siyasetle şu veya bu boyutta ilgilenen herkes adaylarla ilgili yapılan tartışmalara bir şekilde dahil olmuş durumda. Olaya belli bir açıdan bakıldığında halkın yerel seçimlerle bu derece ilgileniyor olması demokrasi açısından sevindirici bir durum gibi görülebilir. Ancak durum hiç de böyle değil.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Politika yaptığımızı zannediyoruz; boş işlerle uğraşıyoruz. Dünyanın ve Türkiye’nin özeti nedir, ilgimizi çekmiyor.
***
DÜNYANIN ÖZETİ
- 1980’de başladık, küreselleştik, sonuna geldik. 1980’den günümüze dünya ekonomisinde büyüyen refahtan en yüksek gelirli yüzde 1’lik kesimin aldığı pay, altta kalan yüzde 50’lik kesimin payının iki misli oranda oldu.
- Nüfusun en yüksek gelirli yüzde 10’luk kesiminin gelirden aldığı pay Avrupa Birliği ülkelerinde %37, Çin’de %41, ABD ve Kanada’da %47, Brezilya’da %55, Ortadoğu ülkelerinde ise %61 olarak gerçekleşti.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Toplama kampları(!) henüz ufukta gözükmüyor; zaman var demektir. Partilerin hiçbiri bir seçim politikası açıklamadı. Niçin? Seçim politikası denilen şey şeraitte anlamını yitirdiği için. AKP-MHP mevcut peltemsi siyasi durumu berkitmek için çoğunluğunun teyidini istiyor; "Muhalifler" ise DEMOKRASİ!
Şu anda demokrasi istemek, "bana kellemi bağışla" demekten ibarettir. Bu noktaya gelinmişse ya ileriye ya da geriye, büyük bir sıçrama yaşanacak demektir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Süzme akıl gidişatın tüm dünyada diktatörce siyasi rejimlere doğru gidildiğini görüyor. Aptallık da var; otoriter siyasete “popülizm” deniliyor. Korkut Boratav “yükselen neofaşizmin ‘popülizm’ denilerek aklanmasına” işaretle bu aymazlığa dikkat çekiyor.
Uyanmış değiliz. Türkiye’de devlet kendini değiştiriyor, biz değiştiremiyoruz. Önümüzde yerel seçim var; bu seçimi “Neo-faşizme geçit yok!” sathına dönüştüremiyoruz. Asıl kendimize şaşmamız gerekirken eline geçen her şeyi kırıp döken AKP iktidarının yaptıklarına şaşırıyoruz.
Temel sorun bildiğimizdir; “Emperyalist paylaşım”.
Şu farkla: Her ülke artık emperyalist; ya da heveslisi. Çin ve Rusya da…
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Selahattin Demirtaş ile Partisi’nin ilişkilerini sorgulayan bir soruya şöyle cevap veriyor:
"Kimileri Demirtaş’ı, HDP’nin merkezi konsensüsünü aşan arzularının nesnesi olarak görme eğilimindeler. Ancak biz partide beraber çalışan insanlar olarak daha başka bir hayat tahayyül ediyoruz."
Güzel bir cevap ve “sorunu” anlatıyor. Şöyle bakalım: “Dışarı”dan sorulmuş, “içeriden” cevap verilmiş. Demirtaş-HDP ilişkisi bir “iç ilişki” varsayılmış. Oysa bir de HDP’nin sayıları milyonlarca seçmeni var, seçmenle HDP ilişkisi burada dış ilişkidir, Ertuğrul Kürkçü’nün cevabı bunu da kapsamalıydı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
29 Ekim’deyiz. Yeniden “Cumhuriyet Mitingleri”ndeyiz. Bu kez şu farklı, Ergenekon artık Erdoğan’ın arkasında.
Laf Cumhuriyet’ten açılmışken sürdürelim.
Konuya Marksist açıdan (Troçki) bakılsa daha sağlıklı olacak gibi. Cumhuriyet 1908’de, “hepimizin” olan genel cumhuriyet olarak kuruldu. Peltemsi idi, aramızda çıkan büyük –derin– kavgalarda şekillendi ve nihayet 1923’de “Zümre Cumhuriyeti” olarak başı bağlandı. Elimizde olandır.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Önümüzdeki yerel seçim İstanbul’da “yerelliği” aşmıştır.
Dananın kuyruğu İstanbul’da kopacak, bize sadece kuyruk kalacaktır. Sebebi, siyaseti aritmetik görmemizdir, oysa cebirdir.
CHP önümüzdeki yerel seçimde İstanbul’da kırılacaktır. Ne yana gitse bundan kaçınamaz, çünkü rant yemenin siyasette birbirini yemekten başka biçimini bilmeyen bileşenlerden oluşmaktadır. CHP’de de siyaset zenginleşmenin en kestirme yoludur, parti içi iktidar kavgalarını şekillendirmektedir. CHP bütün olarak AKP’ye karşı, bileşenlerine ayrıştığında ise tümü bin razıdır.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
TİP’li iki genç adam HDP’den milletvekili seçilip sonra kendi partilerine dönmüş. Sol soruşturma başlıyor: “Sizin TİP ismini almanız meşru değildir.”
Niye?
“Bakınız, Tarık Ziya Ekinci de bu yaptığınıza karşı çıkıyor.” (Ersen Olgaç ve görüşüne katılanlar.)
Neredeyiz ve hangi devirdeyiz?
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Facebook’da gördüm, İrfan Aktan yazmış; Behice Boran’ın ve arkadaşlarının 12 Mart TİP duruşmalarında Partinin “Kürtlerin varlığı”nı kabul ettiğine dair kongre kararının arkasında durmadıklarını söylüyor.
Doğrusu bu değildir. “Kürt meselesi” bağlamında TİP’in kurumsal kimliği yargılandı. Behice Boran siyasetçiydi ama aynı zamanda sosyologdu, bilim insanıydı. Savunmasında Misakımillî hudutları içinde “tek bir millet oluşturulamadığını” bilimsel analiz yaparak ortaya koymuştu. Ünlü dünya tarihçisi Eric Hobsbawm da dava dosyasına gönderdiği görüşleriyle Boran’ın savunmasına destek vermişti. Savunması bittiğinde Hâkim, "sizi tanımak şerefi de sizi yargılamak bedbahtlığı da bize nasip oldu" demişti. Bu sözünden dolayı o hâkim hemen görevden alınmıştı. TİP yöneticileri ise 141-142’den yargılanıp mahkûm olmuşlardı. Gerçi anılan kongre kararını yanlış değil “zamansız” bulan birileri olmuştu ama bu sonraki zamanlardaydı. Kürt hareketi hakkında yazanların, bu hareketle sosyalistlerin nasıl ilişki kuracaklarını tayin etme tekeli ellerindeymiş gibi yazmaları, Kürt halkının mücadelesine zarar verir.