Bir tanıklık: Tatar Nihat
- Ayrıntılar
- Şükriye Ercan
- Kültür-Anma
Eskişehir’e gittiğimde, Antakya depreminde kaybettiğimiz çok değerli yoldaşımız HDK’den Mehmet Karlıdağ beni aradı.
Nihat’ı işaret ederek,
“Şükriye’ye sen de yardımcı ol, yanında dur,” demiş.
Telefonunu verdi. Ben de aradım.
Nihat geldi.
“Arkadaşlar söyledi, sen de Eskişehirlisin, yanımda dur,” dedim.
“Tabii,” dedi.
Ve bir kere daha malûm meseleye dair…
- Ayrıntılar
- Şükrü Çelikyapı
- Siyaset
Solun, sosyalizmin toplumsal meşruiyeti var ama toplumsal varlığı pek yok…
Yıllardır ardı arkası kesilmeksizin süregelen ekonomik, sosyal ve özellikle de siyasi baskılarla, topluma tepeden aşağı kasıtla boca edilen ve hatta zorla dayatılan bir genel yozlaşma ortamında yaşıyoruz.
Bir ülkede temel değerlerde, sosyal ve ekonomik ilişkilerde, “yönetişimde” çürüme başlayınca bu durum, siyasal alana, kültüre, eğitime, spora ve kitle iletişimine, hasılı yaşamın bütün alanlarına yansımaktadır.
Zorunlu eğitimin uzunu ya da kısası
- Ayrıntılar
- Cemal Candaş
- Siyaset
Kapitalist sistemde eğitimden ülkeyi yönetenlerin (başka bir ifadeyle egemen sınıfların) beklentilerini şöyle sıralayabiliriz: Egemen sınıfın ideolojisini yeni nesillere taşıma/aktarma, mevcut sınıf ilişkilerini yeniden üretme, sömürüye dayalı sistemi halk kitleleri nazarında meşrulaştırma ve sistemin bekasını güvence altına almak amacıyla olası karşı çıkışları denetleme ve kontrol altına alma.
Yönetilenler (halk) ise eğitimden, çocuklarının bir “baltaya sap olabilmesi” için gerekli olan bilgi, beceri ve donanımı kazandırmasını; çocuğunun yetenek ve kapasitesini geliştirerek mutlu ve başarılı bir birey olarak yaşama hazırlamasını bekler.
sadeleştirelim biraz…
- Ayrıntılar
- Şükrü Çelikyapı
- Polemik
Yeni bir zamanın zamanıdır.
Suskunlukla hakikat arasındaki kırılgan boşluğu anlamaya çalışıyorum.
Hakikatin bir bedeli varsa, bu bedeli ödemeye hazır olmaktı, bunu göze almaktı bütün mesele.
Peki, yaşam yeniden yaşanmaya başlayabilir mi?
Cevap belki de yaşadığımız bunca yılda, ördüğümüz sosyal ilişkilerde, ortak acılarda, doğayla kurduğumuz derin bağda, hakikate çıplak gözle bakabilme cesaretinde…
Gayrimeşru meşruiyet…
- Ayrıntılar
- Sefer Ali Demirci
- Siyaset
Nereden girdi gündemimize gene bu terim? Ne güzel Reis’in kâh Çin-i Maçin’de Putin nâm Moskofla çektirdiği fotoğraflarını, kâh New York BM binasında bilcümle âleme nizamat vermesini ve dahi –neofaşizme vasıl olmaya ramak kalmış– Donald Trump ile “White House”da, al takke ver külah, “koreografik” hallerinin “renkli-Türkçe-sinemaskop” sûretlerini yerli ve millî medyamızdan seyralıp kıvanıyorduk!.. Ki “pat” diye patavatsız bir lakırdı düştü ortalığa: Güya Trump, Reis’e “meşruiyet” bahşedecekmiş! “İhtiyacı” varmış çünkü..!
KAPİTAL mi, MUKADDİME mi?
- Ayrıntılar
- Cemal Candaş
- Polemik
“Olup biteni açıklamak için Marx’ın Kapital’i yerine İbn Haldun’un Mukaddime’si rehber edinilirse insanın önce pusulası sonra ‘asabiyet’i bozuluyor!”
İnsanlık tarihi boyunca düşünürlerin en çok tartıştıkları konulardan birisi “devlet” kavramıdır. Bu konuda ilk çağlardan günümüze kadar birçok düşünce ileri sürülmüş, eserler yazılmıştır. Bu eserler incelendiğinde birbirinden çok farklı “devlet” yaklaşımları ile karşılaşırız. Özellikle devletin kuruluşu, varlığını sürdürmesi ve yok oluşuyla ilgili bir dizi farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Kim Korkar Schrödinger’in “Süreci”nden?..
- Ayrıntılar
- Şükrü Çelikyapı
- Siyaset

Kuantum mekaniği “Schrödinger’in kedisi” paradoksu…
Schrödinger’in kedisi, Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılmış, kuantum fiziğiyle ilgili olan, hakkında çok tartışma yapılmış bir düşünce deneyidir. Genellikle kuantum mekaniği ve Kopenhag Yorumuyla ilgili bir paradoks olarak bilinir.
Devlet nedir, ne değildir!
- Ayrıntılar
- Süleyman Aksoyek
- Siyaset
Doğu Karadeniz yaylalarını ranta açmak amacıyla başlatılan “Yeşil Yol” projesine engel olmak için direnen Havva Ana’nın yerel ağızla “Devlet nedur? … Kimdir devlet yav! Devlet bizum sayemizde devlettur.” diye haykırması uzun zamandan beri dillerden düşmüyor.
Havva Ana doğru söylüyor da, tam olarak neyi kastettiği açıklanmaya muhtaç. “Halk olmasa devlet de olmaz” mı demek istiyor, yoksa “halkın söz söylediği yerde devlet konuşamaz, esamisi okunmaz” mı diyor, tam olarak anlaşılamıyor. Ne fark eder demeden aradaki nüansın önemi üzerinde durmak gerekir devletin ne olduğunu açıklayabilmek için.
Dünya Barış Günü ve komisyondan beklentiler
- Ayrıntılar
- Cemal Candaş
- Siyaset
Farklı kesimlerin bakış açılarındaki derin ayrılıklardan dolayı tarafların bir türlü adını koyamadıkları bir süreç yaşıyoruz bu günlerde.
Kim ne düşünürse düşünsün, halledilmeye çalışılanın “Kürt sorunu” olduğunu herkes biliyor.
Mecliste bir komisyon kurularak çalışmaya başladığına göre, “çözüm süreci” diye adlandırılan ve her şeyin yolunda gittiği zannedilirken bir sabah devletin masayı devirmesiyle başarısız kılınan ilk deneyimden bu yana geçen zaman zarfında ülkede ve çevremizde Kürt sorunu kapsamında neler olup bittiğine bir göz atmakta yarar var. Zira sürdürülmekte olan çalışmaların nasıl sonuçlanabileceği ile ilgili bir kanaat geliştirmenin başka yolu yok.
"Barış" mı, "çözüm" mü? 2013'ten bir yazı
Hüseyin Hasançebi’nin kaleme aldığı aşağıdaki makalenin yayımlanmasının üzerinden 12 yıldan fazla bir zaman geçti. (Kızılcık Sayı 54, Mayıs-Haziran 2013)
Bu makaleyi yeniden yayımlarken herkesin “O günden bugüne Kürt Sorunu’nun çözümü konusunda değişen bir şeyler var mı?” diye düşünmesini istiyoruz.
Ne yazık ki bu sürede Hüseyin Hasançebi’yi kaybettik.
O yine de bize yıllar öncesinden rota çiziyor, yol gösteriyor.
Sayfa 2 / 4

Siyaset
Ekonomi
Dünya
Kültür-Anma