Yasasin Komun afis18 Mart – 21 (28) Mayıs 1871

Kapitalizmin ortadan kaldırılması ve sosyalizmin kurulmasına yönelik teorik tartışmaların pratiğe geçtiği insanlık tarihinin ilk proleter devrimi Paris Komünü’dür. 18 Mart 1871’de, Parisli devrimci işçiler iktidarı ele geçirecek ve onu 72 gün boyunca ellerinde tutacaktır. Paris Komünü, Marx ve Engels’in yapıtının en sadık ve en büyük ardılı Lenin önderliğindeki, 1917 Bolşevik Devrimi’nin de karşı konulamaz yolunu açtı. Bu ilk proleter devrim, aynı zamanda, burjuva devlet makinesinin ortadan kaldırılması, devletin süreç içerisinde insanların siyasi hükümeti olmaktan çıkarak sönümlenmesi ve komünizme giden devrimci çizgiyi işçilere Marksizmin gösterdiğinin de ifadesiydi.

Bugün, yaklaşık bir buçuk asır sonra, Paris Komünü’nün sosyal haklar için mücadelenin bir sonucu olmadığını, Fransız halkının ve özellikle Fransız proletaryasının devrimci hareketinin en ileri aşaması olduğunu gösteren, 15 bin komüncünün yargılandığı Vincennes Askerî Mahkemesi’nin arşivleri de dahil olmak üzere, çok sayıda belgeye sahibiz.

1870 (Temmuz 1870 – Mayıs 1871) Fransız - Alman savaşında Fransızların Sedan’da büyük bir bozguna uğraması İkinci İmparatorluğun çöküşünü öne çekmiş, bu yenilgi 4 Eylül (1870) Paris Devrimi’ni tetiklemişti. Yıkılan imparatorluk sonrası yeni bir cumhuriyet ilan edildi. Fakat dış tehlike göz önüne alındığında durum bir hayli vahimdi. Fransız orduları Almanlar tarafından Metz’de kuşatılmış olduğundan Paris dışarıdan gelecek muhtemel bir saldırıya karşı savunmasızdı. İşçiler silahlı ve Ulusal Muhafızlar içerisinde büyük bir çoğunluğa sahip oldukları için Paris halkı eski Yasama Meclisi’ndeki burjuva milletvekillerinden oluşan bir “Ulusal Savunma Hükümeti” kurulmasına karşı çıkmaz. Söz konusu bu hükümet ile silahlı devrimci işçiler arasında kaçınılmaz çatışma 31 Ekim’de patlak verir. Parisli işçiler belediye binasını işgal eder ve bazı hükümet üyelerini esir alır. Öte yandan küçük burjuva taburları da işçilere karşı harekete geçer. Hükümet Komün seçimlerinin hemen yapılacağına dair söz verir. İç savaşa yol açmak istemeyen silahlı işçiler hükümetin iş başında kalmasına izin verir. Hükümet verdiği seçim sözünü asla tutmayacaktı.

28 Ocak 1871’de, 131 gündür kuşatılan, büyük bir açlığın yaşandığı Paris, Engels’in sözleriyle; "savaş tarihinde o güne dek benzeri görülmemiş bir onurla" teslim olur. Ordu ve Muhafız Birlikleri silahsızlandırılır. İşçiler ve Ulusal Muhafızlar ellerindeki silahları ve 170’i Montmartre’da 80’i de Belleville’de bulunan yaklaşık 400 adet topu düşmana teslim etmeyi reddeder. İşçilerle silahlı bir çatışmayı göze alamayan Prusyalılar, şehirde işgalcilere ayrılan küçük bir bölgenin dışına çıkamayacak, hatta silahlı işçiler tarafından kuşatılacaktı.

Fransa ve Almanya arasında barış görüşmeleri başladığında, hükümet başkanı Thiers, burjuvazinin egemenliği için sürekli ve ciddi bir tehlike oluşturan işçileri silahsızlandırmaya kalkışır. 17 Mart’ta, Thiers Ulusal Muhafızlar’ın elindeki toplara el konulması ve devrimci önderlerin tutuklanması için emir verir. Aralarında Auguste Blanqui’nin de bulunduğu bazı devrimci önderler tutuklanır. Ulusal Muhafızlar Prusyalılara teslim etmedikleri topları Fransız ordusuna da vermeyi kabul etmez. Paris halkı hükümete güvenmiyordu, üstelik söz konusu topları Prusyalılara karşı şehri savunmak amacıyla Parisli işçiler parasını o yokluk içinde bizzat kendileri ödeyerek döktürmüştü. Paris, halkın büyük bir saygı duyduğu silahlı işçilerin öncülüğünde ayaklanır ve Versailles’daki hükümete savaş ilan edilir.

Önderlerinden yoksun bırakılmış Parisli devrimcileri hafife alan Thiers orduyu halkın üzerine gönderir. Askerler halka ateş etmeyi reddeder. Orduya komuta eden; biri halk üzerine ateş etme emri veren, diğeri 1848 Devrimi’nin kanlı figürü iki general isyancı askerler tarafından öldürülür. Ordu halk kalabalığı içinde kaybolur. Ayaklanma tüm kente yayılır, işçiler şehrin önemli noktalarını ele geçirir. Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi savaş konseylerini kaldırır, siyasi af çıkarır ve güney istihkâmlarındaki yaklaşık 450 bin tüfeğe el koydurtur. Hükümet başkanı Thiers kendisine sadık askerler ve binlerce burjuva eşliğinde şehirden kaçar ve Versailles’a sığınır.

26 Mart’ta Komün seçimleri yapılır, 28 Mart’ta Paris Komünü ilan edilir.  Artık hükümet binasında (Hôtel de Ville) cumhuriyetin üç renkli bayrağı yerine kızıl bayrak dalgalanıyordu.

İlk iş olarak bir kararnameyle düzenli ordu dağıtıldı. Her 20 bin kişiye bir temsilci yöntemiyle yapılan seçimlerle, her an seçenler tarafından görevden alınabilecek 81 temsilcili hem yasama, hem de yürütme işlevi görecek olan Komün Meclisi oluşturulur. Komün Meclisi’ne seçilenlerin 21’i, toplantılara katılmayacak olan burjuva; 30’dan fazlası işçi, geriye kalanlar memur, gazeteci, doktor, öğretmen, sanatçı ve aydındı. Komün Meclisi’nde, küçük burjuvalar, aydınlar, bağımsız devrimciler, Blanqui yanlıları ve demokrasinin gelişini devrimci yığın patlamasına bağlayan bir geleneğin devamcıları (1789 devrimine özlem duyan Jakobenler) çoğunlukta, Proudoncular, kısmen Marx’ın düşüncesinin etkisinde kalanlar ve toplumsal reform yanlıları azınlıktaydı. Komün seçimlerinde kadınların oy hakkı yoktu, Meclis’te de hiç kadın üye bulunmuyordu.1 Komün Meclisi’nin aldığı kararlar ve yayımladığı genelgelere göre, tüm devlet memurları ve Meclis üyeleri işçilerle eşit ücret alacaktı. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Böylelikle kilisenin tüm mal varlığına el konuldu. Din yasaklanmamıştı fakat varlığını inananların bağışlarıyla sürdürmek ve kapılarını akşamları siyasi toplantılara açmak zorundaydı. Polisin görevi, silahlı işçilere devredildi. Eğitim zorunlu ve parasız hâle getirildi. İşçi enternasyonalizminin gereği olarak, ulusal kimliğine bakılmaksızın herkes her göreve gelebilirdi. Örneğin; Çalışma Bakanlığı bir Alman işçisine teslim edildi. Fırınlarda ve demiryollarında gece vardiyası kaldırıldı. Nikâhı olan ve olmayan her dul kadına ve eylem sırasında ölen işçilerin çocuklarına aylık bağlandı. Meşru olan ve olmayan çocuklar arasındaki ayrım kaldırıldı. Borç karşılığı rehin verilen tüm eşyalar sahiplerine karşılıksız iade edildi. Para cezaları, tefecilik ve faiz yasaklandı. Kreşler ve yeni okullar açılmasını, kamu güvenliğini, ihtiyaç ve iaşe sağlanmasını örgütleyecek ve faaliyetleri konusunda Komün Meclisi’ni bilgilendirecek çok sayıda komisyon kuruldu.

Artık iki ayrı kamp vardı: 440 bini işçilerden oluşan 1,8 milyon nüfuslu devrimci Paris ve karşıdevrimci Versailles.

Tarihteki bütün hâkim sınıflar gibi iktidarı gönüllü olarak vermek istemeyen Versailles’daki Fransız burjuvazisi de işçi devrimine saldırmak için uygun şartları beklemeye başlar.

Komün’ün 30 Mart’ta aldığı bir kararla sürekli ordu lağvedilmiş silah tutabilen herkes silahlandırılmıştı. 21 Mayıs’ta saldırıya geçen karşıdevrimciler, tarihte  “kanlı hafta” diye adlandırılacak olan, sokak çatışmalarından sonra, 28 Mayıs’ta Paris’i ele geçirir. Sekiz gün süren Komün Savaşı’nda insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir katliam yaşanır. Yıllar sonra “Tarihte Thiers ve köpeklerinin davranışına benzer bir şey bulmak için iki Roma triyumvirasına, Sylla zamanına uzanmak gerekir.” diye yazacaktı Marx. Sonuçta 30 binden fazla işçi öldürülür. Bunların büyük bir kısmı teslim alındıkları yerde yargılanmaksızın hemen kurşuna dizilmiştir. Sonradan idam edilenlerle bu sayının 50 binden fazla olduğu tahmin edilmektedir.

Çatışmaların son günü, Père-Lachaise Mezarlığı’na sığınan 147 komüncü mezarlığın doğusunda yer alan duvarın önünde yargılanmadan kurşuna dizilir. O günden beri, Paris Komünü’nde öldürülenlerin anısına dikilen “Mur des Fédérés” devrimcilerin bir anma yeridir.

Yirmi dört ayrı mahkemede yargılanan komüncülerin çoğu savunma yapmalarına bile fırsat verilmeden giyotine yollanmış, birçok devrimci kendini savunmaya tenezzül bile etmeden kahramanca ölmüştür.

Tüm Avrupa burjuva basını Paris Komünü’ne ve Enternasyonal’e büyük bir iftira ve karalama kampanyasıyla saldırmış, bu saldırılara “eşitlik” ilkesine karşı çıkan sosyalizm ve emekçi düşmanı Friedrich Nietzsche de eşlik etmiştir.

Paris Komünü’nün yenilgisinin başlıca nedenleri şunlar sayılabilir:

1870’li yıllarda Fransa gelişmiş bir kapitalist ülke olmaktan henüz uzaktı, daha çok bir köylü ülkesiydi. Karşıdevrimci Versailles ordusunda çoğunluğu oluşturan köylüler, Paris’e büyük tepki duyuyordu. 1789 Devrimi ve Napolyon Bonapart sayesinde toprak ağalarının baskısından kurtulan ve küçük toprak mülkiyetiyle bağımsızlaşan ve kısmen özgürleşen köylüler Bonapartistti. Ancak, İkinci İmparatorluğun tarımda kapitalizm ve mülksüzleştirme politikası ile ortaya iktidar karşıtı bir tarım proletaryası çıkmıştı. Parisli işçiler bu tarım proletaryası ile kardeşleşebilir, devrimi tüm Fransa’ya yayabilirdi. Paris’in kuşatılmış olması bunu olanaksız kılmıştı.

131 gün boyunca kuşatma altında kalan Paris ekonomik bakımdan çok güç durumdaydı. Komün Konseyi’nde yer alan Proudhoncuların “adil ticaret” gibi küçük burjuva düşünceleri ve bankacılık sisteminin kamulaştırılmaması sonucu ekonomi gerçek bir işçi devleti ekonomisi hâline getirilememişti. Komüncüler Paris’teki Fransız Ulusal Bankası’ndaki paralara el koymamış, bu paraların çok büyük bir kısmının karşıdevrimci Versailles’a akmasına göz yummuştu. “Komünü Fransız Bankası’nın önünde durduran siyasi bir hata olan o kutsal saygı, kuşkusuz kavranması en güç olan şeydir.”2

Bütün Avrupa burjuvazisi Paris Komünü’ne karşı birleşmişti. Birkaç ay öncesine kadar Fransa ile savaş hâlinde olan Almanlar bile Komün’e karşı Versailles’e sığınan karşıdevrimcileri destekliyordu. Devrim tek bir şehre sıkışmıştı. Fransa, Paris’ten ibaret değildi.

Komün kurulduğunda, karşıdevrimin ordusu komüncüler karşısında son derece zayıftı. O dönemde Versailles hükümetine sadık askerlerin sayısı yaklaşık 30 bin, Komün yanlısı Ulusal Muhafızlar ve silahlı işçilerin sayısı ise 150 binden fazlaydı. Burjuvazinin ahlaki gerekçelerle ve seçim sonuçlarıyla ikna edilebileceğini düşünen Komün yöneticileri, henüz güçsüz ve moralsiz karşıdevrimcileri mutlak bir yenilgiye uğratmak ve tamamen ezmek için Versailles’a silahlı bir saldırı düşünmedi. Komün’ün ikinci haftasında, 12 Nisan 1871’de, Marx, Ludwig Kugelmann’a şunları yazmıştı: “Eğer yenilirlerse, bunun nedeni sadece ‘soylulukları’ olacak. İlkin Vinoy, ardından Ulusal Muhafızlar’ın gerici unsurları alanı boşalttıktan sonra, hemen Versailles üzerine yürümeleri gerekirdi. Vicdan titizliği yüzünden, uygun zaman kaçırıldı.” Mayıs ayına gelindiğinde, güçler dengesi değişmişti. Almanların serbest bıraktığı yaklaşık 100 bin Fransız savaş esirinin ve Paris’i çevreleyen kırsal kesimdeki köylülerin katılımıyla karşıdevrimci ordu moralini düzeltmiş ve sayıca üstün konuma gelmişti.

En önemlisi de işçi hareketi; kendisine öncülük edecek, olaylara aktif olarak müdahale yeteneğine sahip, harekete geçmekten korkmayan merkezileşmiş Marksist bir partiden yoksundu.

Paris Komünü sadece 72 gün yaşamış olmasına rağmen Marksistlere komünist toplum için öngörü olanağı sağlamış, onun bilimsel çözümlemesi Marksizmi zenginleştirmiştir.

“Marx, Komün’ü ‘ilk gerçek işçi hükümeti’ olarak selamlamıştı ama devrimin en gelişkin kapitalist ülkede, yani İngiltere’de patlak vermemiş olmasından dolayı da şaşırıp kalmıştı. Paris işçi sınıfının acımasızca ezilmesi, egemen sınıfların gerçek maddi askeri gücünü bilince çıkardı. Komünizme giden kolay ve organik bir yol yoktu. 1872’de Birinci Enternasyonal’in dağılışı, tarihin ‘iyi yanıyla’ ilerlemediğinin yeni bir kanıtı oldu. O tarihten sonra, Marksist söylem daha açık, daha az determinist ve daha ‘siyasal’ hâle geldi. Bu durum Marx’ta ‘geçiş’ kavramına yol açtı; geçiş dönemi, komünizm öncesinde proletaryanın devlet aygıtını ortadan kaldıracağı aşamaydı. Marx’ın yaptığı bir ‘düzeltme’ sosyalizmin bundan sonraki tarihinde önemli sonuçlar doğuracaktı.”3 (R. Munck)

Komün sonrası, devlet sorunu bir kez daha gündeme gelecek, Lenin bu konuyu Bolşevik Devrimi öncesi yeniden ele alacak, bilimsel sosyalizmi tüm diğer sosyalist akımlardan ayırt eden önemli öğeler olan “demokrasi”, “proletarya diktatörlüğü” ve “devlet” kavramlarına açıklık getirecekti. Lenin’e göre, demokrasi insanlar üzerinde baskının düzenli ve sistemli bir uygulaması, devletin bir biçimi ve onun çeşitlerinden biriydi. Burjuva demokrasisi azınlıktaki burjuvazinin çoğunluktaki işçi sınıfı üzerindeki diktatörlüğüydü. Burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki roller tersine döndüğünde yani proletarya, iktidarı burjuvazinin elinden alıp çoğunluktaki yoksul sınıfların hizmetine sunduğunda devletin baskıcı niteliği azalmayacaktı. Burjuva diktatörlüğü yerini kendisinden çok daha demokratik olan proletarya diktatörlüğüne bırakacaktı. Baskının her türlü biçiminin sonlandırılması devletin ortadan kaldırılmasıyla mümkündü.

Paris Komünü küçük burjuva sosyalizminin iflas ettiği ve sınıflar mücadelesinde sahadan çekildiği tarihsel bir dönüm noktasıdır. Küçük burjuva hareketler Komün sonrası ortadan kalkmayacak, sonraki yıllarda kurulan sosyal demokrat partilerde reformist görüşleriyle varlıklarını sürdürecekti. Lenin’in “tarihsel evrimin henüz aşılmamış evreleri üzerinden atlamak isteyen ve istenççiliğe yönelen” diye söz ettiği, devrimi geniş toplumsal güçlerin değil, küçük adanmış grupların eylemlerinin bir sonucu olarak gören Blanquicilik ise Marksizm’e doğru meyledecekti.

1 Kadınların bu haklardan mahrum bırakılması Marx ve Engels’in kadın sorununa bakışına ters, gerici bir karardı. Paris Komünü’nden yedi yıl önce, 1864’te kurulan Birinci Enternasyonal’in Marx yönetimindeki Genel Konseyinde kadınların üyeliğe kabul edilmesi kararına da Fransız delegeler karşı çıkmıştı.
2 Friedrich Engels, “Fransa’da İç Savaş Üzerine”, Die Neue Zeit, Cilt 2, Sayı 28, 1890-1891. (18 Mart 1891; Paris Komünü’nün 20. Yıldönümü).
3 Marx @2000, Ronaldo Munck, Kitap Yayınevi, çeviren Yalçın Yusufoğlu, Kitap Yayınevi, 2003.

Not: Bu yazı, ilk olarak Rukiye Yıldırım’ın Spartaküs’ten Paris Komünü’ne Ütopyacılar ve Komünizmin Öncülleri (Payda Yayıncılık, 2021) kitabında yayımlanmıştır.