NATO Madrid 2022NATO, başta ABD olmak üzere kapitalist emperyalist devletlerin kendilerine düşman olarak gördüğü sosyalizme karşı kurmuş olduğu siyasi/askeri bir saldırı örgütüdür. Tek hedefi, dünya halklarının emeğini vampir gibi sömüren uluslar üstü tekelci sermayenin çıkarlarını zor kullanarak savunmaktır.

Sovyetler Birliği ve sosyalist sistemin yıkılmasından sonra da bu hedefinden milim şaşmamış, saldırgan ve yayılmacı tutumunu artırarak sürdürmüştür. Hedefine ulaşmak için dünyanın her yanında savaşlar çıkarmaya, bölgesel çatışmaları kışkırtmaya, askeri darbeler kotarmaya, soykırıma varan insanlık dışı uygulamaları gerçekleştirmeye devam etmektedir. Şu anda dünya üzerinde sürmekte olan çatışma ve savaşlarda NATO şu veya bu şekilde etkin bir pozisyondadır. Bunun en son örneği, Ukrayna’da yaşanan insanlık dramıdır.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması da uygulanmakta olan bu yayılmacı ve çatışmacı politikaların bir sonucudur. Dünya kamuoyuna ve bu iki ülkenin halklarına anlatılan tüm yalanlar gerçekleri gizleyememektedir.

Erdoğan’ın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği konusunda takındığı pazarlıkçı tavrın “yanında” ya da “karşısında” olmak şeklinde sürdürülen tartışmalar da NATO’nun dünya halkları için ne kadar büyük bir tehlike olduğu gerçeğini gizlemekten başka hiçbir işe yaramaz.

Her konuda olduğu gibi NATO konusunda da halklara gerçekleri anlatma görevini üstlenmek durumunda olan sol/sosyalist güçlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Birileri Erdoğan’ın “başarısı” veya “başarısızlığına” odaklanarak bu konuyu kamuoyuna sunarken sol/sosyalist güçlerin NATO’nun dünyadaki yayılma ve egemenlik alanını genişletme çabalarına dikkat çekmesi günümüzün en can alıcı görevidir.

Tam da “NATO’ya hayır!”, “Kahrolsun emperyalizm!, “Yaşasın Enternasyonalist Dayanışma!” diye haykırmanın zamanıdır.

Tarih, sol/sosyalist güçleri göreve ve sorumluluk almaya çağırıyor!