Dünya genelinde çalışır durumda yaklaşık 400 Adet nükleer santral olup, enerji ihtiyacının karşılanması yönünde büyük umutlar bağlanan nükleer teknolojinin, bilgi ile donatı­lan çağdaş ülkelerde daralan hareket alanını, sözde gelişmekte olan ülkele­re doğru genişletme zorunluluğu doğmuştur.

Nükleer kaza tehlikesi, hala çözü­lememiş olan radyoaktif atık proble­mi, maliyet, toplumsal maliyet ve ka­za riskini ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler ve sökme maliyeti nedeniy­le her gün biraz daha artarken nükle­er enerjinin en ucuz ve en güvenli enerji türü olarak sunumu artık müm­kün değildir. Gün geçtikçe genişleyen anti-nükleer hareketin etkisiyle bu santrallerin yapımının dondurulmaya başlandığı ve yeni bir sipariş verilme­diği görülmektedir.

Türkiye'de sınırlandırılmış bilgi ve bilinç düzeyine rağmen nükleer sant­rallere karşı kolektif çıkış on yaşına girmiştir. 1979 yılında Ecevit’in İsveç'i zi­yaretinde nükleer santral tekrar gün­deme getirilmiş ve Akkuyu’dan yöre halkı bireysel tepki göstermişti. O tep­kiyi gösteren halk daha sonraki karşı çıkışlarımızda hep bizlerle birlikte ol­muştur. Yörede ilk toplu karşı çıkış, Yeşiller ve bölgenin çevre dernekleri­nin katılımıyla, 1990 senesinde gerçekleştirilmiş, ardından 1993'de 1. Nükleer Karşıtı Kongre ve 1994'de 2. Nükleer Karşıtı Hafta düzenlenerek organize karşı çıkışlar ve anti-nükleer bilinçlenme artmıştır.

Oluşturulan Nükleer Karşıtı Plat­form çalışmaları devam ederken, Çernobil kazasıyla üstü örtülü olarak nükleerle tanıştırılan Türkiye, tam da artan kanser tanılarıyla halkın yaşamı­nı çaktırmadan yangın yerine çevirir­ken, bu kez Türkiye'nin gündemine, gerek İkitelli kazası ve gerekse de Ja­ponya'daki son nükleer kaza girdi. Ama yine üstü örtülüp hafifletilmek suretiyle. Ancak her sene yapılan Çernobil etkinlikleri, Nagazaki ve Hiroşi­ma günlerinde, Akkuyu adı verilen Büyükeceli Köyünde yapılan Anti- Nükleer şenliklerde Türkiye gündemi­ne nükleer gerçek yüzü ile sokulma­ya çalışıldı. Tüm anti-nükleer gruplar, yöre halkı ve yeşiller tarafından.

Bugünkü Hükümetin nükleere ge­çişi, şantaj yoluyla, aniden gündeme getirmesi bizler için aslında sürpriz değildi. Kamuoyunda tartışmalar baş­ladı ama medyanın büyük bir kısmı­nın taraflı-boyalı basın olması nede­niyle genişleyememekte, ortak eylem­lere rağmen ekonomik yaşam derdine düşürülmüş ve bilgilendirilmemiş halkımıza ulaşma çabalan bireysel bazda eksik kalmaktadır.

- Nükleer yandaşlarının savunmalarından birisi Çernobil'in eski bir tek­noloji ile yapıldığı, dolayısıyla karşı çı­kışın doğru olmadığı yönündedir. Oy­sa karşı çıkılan şu ya da bu tarihte ya­pılan falanca isimli santral değil, tek­nolojinin kendisidir. Zaman içinde yukarıda da belirttiğimiz anti-nükleer düşüncenin temelini oluşturan prob­lemlerin hiçbirine bir çözüm buluna­bilmiş değildir. Nitekim Amerika'da Üç Mil Adası kazası vb. birçok kaza gerek kamuoyu, gerekse birçok bilim insanı tarafından protestolar ile karşı­lanmış, bu da Çernobil felaketinin sadece duyulan endişeleri doğruladı­ğını göstermiştir.

- Nükleer yanlılarının üretilecek enerjinin ucuz olduğu yolundaki pro­pagandaları da doğru değil. Nükleer kaza riskinin ortadan kaldırılması için gerekli maliyetin, kazaların toplumda oluşturacağı hasarın giderilmesinin maliyeti, santralın çevreye zarar ver­meden sökülmesi ve saklanmasının masrafları ve atıkların aynı şekilde bertaraf edileceği hesaba katıldığın­da, Enerji Bakanının açıkladığı kilovat başına 2,15 sent ile karşılanması mümkün değildir. Zira Avrupa'da enerjinin özelleştirilmeye başlanıldığı şu günlerde nükleer enerji, en pahalı enerji olduğundan müşteri bulama­maktadır.

Kaldı ki, Türkiye deprem yaralarını sarmak için IMF’den almayı umduğu 5 milyar dolar tutarındaki yardıma eş değer miktardaki, olmayan parasını harcamak ya da bunu halkın omuzla­rına yüklemek lüksüne de sahip de­ğildir.

- Nükleer lobi vicdanlara seslenme­nin yolunu termik santrallerle karşılaş­tırmakta bulmuştur. Ne termik, ne de NÜKLEER SANTRALLER sürdürü­lebilir bir gelecek için savunulamazlar.

“Peki, alternatifiniz ne?” haklı bir soru olup tartışmalarda nükleerseverlerin alaycı tavırlarına hedef olunmaktadır. Bu soruya yanıt çeşitli görüş açılarından verilmekle birlik­te, benim dile getirmek istediğim, ilk etapta rüzgâr enerjisidir. Şu anda rüz­gâr enerjisi dünyada 10.000 Megavat kurulu güce sahiptir ve Danimarka'da enerjinin %10'u bu yolla sağlanmak­tadır. Bizlere ait bir proje de her köye bir rüzgâr santralı şeklinde olmalı. Bu hem bizim politikalarımıza uymakta, hem de söz gelimi Köy Enstitüleri ru­huna uygun düşmektedir. Diğer bir tartışılacak proje, uygulanması zaman alacak olan güneş kuşağı ülkelerin­den kuzeye enerji taşınmasıdır ki bu da bizlerin yıllardır haklı taleplerimiz­den olan bölgeler barışının gerçekleş­mesiyle olabilecektir.

- Diğer bir çarpıtma da Fransa, Bel­çika ve Japonya, Kore'de nükleer enerjiden yüksek oranda faydalanıldığıdır. Rakamlar doğru olmakla bir­likte, bu ülkelerdeki anti-nükleer ça­lışmaların da aynı boyutlarda olduğu kimse tarafından dile getirilmiyor. Fransa'da yeni reaktör tipi Superphénix çalışmaları kamuoyu tarafından durduruldu. Fransa'da çok ciddi boyutlarda nükleer karşıtlığı vardır.

- Bir diğer karşılaştırma siyasi cep­hede MHP'li bakan tarafından dile ge­tirilmiştir. Almanya'da Yeşiller iktidar ortağıdır, orada da önleyemiyorlar şeklinde. İlk bakışta bu Şark kurnazı sanki haklı gibi. Ama koalisyon proto­kolünde durum çok açık ve artık nükleer atıkların Gorleben'deki ara atık istasyonuna taşınamadığının far­kında değiller.

- En önemli nokta bildiğiniz gibi radyoaktif atıklar. Yıllarca meydanı boş bulup varilleri okyanusa gömdü­ler. Nükleerci profesörler, “Atık sorun değil, reaktörlerden bir yüzme havu­zu kadar atık çıkar," diyorlar. Bu va­tandaşlar örneğin Gorleben’deki nük­leer ara istasyona gitsinler ve görsün­ler kaç yüzme havuzu büyüklüğün­deymiş bu ara istasyonlar! Kaldı ki, ne kadar yer kapladığı değil, etki alanı­nın ne olduğu önemlidir. Türkiye bu alandaki “başarı”sını zaten İkitelli ola­yında ortaya koymuştur...

Türkiye karanlıkta kalma teh­didiyle sözde aydınlık için karanlık bir geleceğe itilmektedir. Bu oyunu önleyelim!

Ender Eren, Kızılcık, Sayı 1 (Ocak 2000), s.24-25.

***

AKKUYU NÜKLEER İHALESİNİ DURDURUN!

İnsanlığa karşı suç işlemeyin

Hükümetin ihalesini sonuçlandıra­rak kesinleştirmek istediği Akkuyu'ya nükleer santral yapma kararı bir mü­hendislik kararı ve basit bir teknik se­çim olarak sunulmaktadır. Oysa Akku­yu'ya nükleer santral yapmak bugün tamamen siyasi bir karar halini almıştır. Üstelik karanlık bir siyasi karar!

Hükümetin, enerji ihtiyacı gerekçe­lerine sığınarak savunmaya çalıştığı bu kararın bir elektrik kesintisi şantajıyla kamuoyuna benimsetilmeye çalışılma­sı bunun en önemli göstergesidir. TEAŞ ve TEDAŞ tarafından 29-30 Kasım 1999 günlerinde bir takım teknik ge­rekçelerle açıklanmaya çalışılan iki günlük bir elektrik kesintisi uygulandı. Kesintinin hemen ardından da nükleer santral kararının kesinleştiği açıklandı. Bu şantajdan önce zaten hükümetin nükleer ihaleyi sonuçlandırmak için nükleer lobiler tarafından sıkıştırıldığı biliniyordu. Bu, açıkça, hükümetin içindeki nükleer enerjiye soğuk bakan kesimleri, özellikle de Başbakan Ecevit'i sindirmeye yönelik bir şantajdı. Kesintiler hükümetin ve devlet kade­melerinin bile çoğunun haberdar ol­madığı bir şekilde uygulamaya kon­muş ve hem kamuoyu üzerine baskı kurulmuş, hem de hükümet ortaklarının nükleer enerjiye "ikna edilmeleri" sağlanmıştır. BU BİR SUSURLUK OLAYIDIR VE BU ŞANTAJIN NASIL VE KİMLER TARAFINDAN TEZGÂHLANDIĞI ELBET BİR GÜN ORTAYA ÇIKA­CAKTIR.

Bu tezgâhın arkasında 30 yıldır Tür­kiye'yi nükleer bataklığın içine çekme­ye çalışan nükleer lobiler bulunuyor. Siyaset meydanlarında açıkça kollana­rak ve söylemekten bıkmadıkları yalanlarıyla cilalanarak kamuoyuna pa­zarlanan "bilim adamlarının" da içinde bulundukları nükleer lobiler kendi mesleki ya da maddi çıkarları için Tür­kiye'yi nükleer çöplüğe çevirmeye ça­lışıyorlar. NÜKLEER SANTRAL YAPIMI­NI BASİT BİR MÜHENDİSLİK KONU­SU VE TEKNİK TERCİH GİBİ SUNMA­YA ÇALIŞANLAR TOPLUMUN SADE­CE SAĞLIĞINI DEĞİL, YAŞAM HAK­KINI VE GELECEK KUŞAKLARI DA TEHLİKEYE ATARAK "İNSANLIĞA KARŞI SUÇ" İŞLİYORLAR. Radyasyon­lu çayları halka içirerek sayısı belirlenemeyecek kadar çok insanın kanser olmasına ve sakat doğumlara neden olan "yetkililer" yargılanmadıkları için bugün bu "bilim adamları ve bürokrat­lar" pişkin ve saldırgan bir şekilde ya­lanlar söylemeye devam edebiliyorlar.

İhaleyi bu yılın sonuna kadar açık­lamadıkları takdirde iş işten geçeceğini söyleyerek telaşa kapılanlar aslında Türkiye'nin enerji ihtiyacı karşısında değil, alacakları ve yakınlarına dağıta­cakları komisyonları kaçırmanın telaşı içinde bulunuyorlar. Meclisteki millet­vekillerinin bile kürsülerden itiraf ettik­leri gibi bu ihalelerde siyasilerin payı olan %5-10'luk komisyonlar iştahlarını kabartıyor. AKKUYU NÜKLEER SANT­RALİNİN 4-5 MİLYAR DOLARLIK BİR YATIRIM OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜRSE DAĞITILACAK PARANIN 500 MİL­YON DOLARI BULACAĞI AÇIKÇA GÖRÜLÜYOR. Her zamanki gibi ülke­nin değil, yakın çevrelerinin geleceğini düşünüyor malum merciler.

Türkiye her yönüyle karanlık bir ihale süreciyle Batı ülkelerinin kurtul­maya çalıştıkları nükleer bataklığa doğru çekiliyor. Kendi ülkelerinde sa­tamadıktan kirli teknolojilerini AB ada­yı yaparak sırtını sıvazladıktan Türki­ye'ye doldurma ikiyüzlülüğünü göste­ren Batı ülkeleri; ABD, Kanada, Fran­sa, Almanya, Japonya ve bu ülkelerin çok uluslu şirketleri Akkuyu ihalesin­den derhal çekilmelidir. Bu ülkeler ve şirketler unutmamalıdır ki Akkuyu iha­lesini kazansalar da bu santralı inşa edemeyecekler, inşa etseler de işletemeyeceklerdir. Türkiye insanı her şe­yin farkındadır ve geleceğine sahip çı­kacaktır. Tıpkı Brezilya gibi. Tıpkı İtal­ya, İsveç. Avusturya, Arjantin ve diğer­leri gibi.

Hükümet Akkuyu nükleer santral ihalesini derhal durdurmalıdır. Radyas­yonuyla da komisyonuyla da, her şeyiyle kirli nükleer santralleri güzel ül­kemizde istemiyoruz.

BU İHALEYİ DURDURUN!

AKKUYU ÇERNOBİL OLMAMALI!

YEŞİLLER