Küreselleşme, yeni üretim ve iletişim teknolojileri ve ulus ötesi şirket yapıları ile, ekonomik anlamda uluslararasılaşma açısından tam kapasiteye kavuşan sermayenin önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılması demektir.

Kapitalizm, başlangıcından beri küresel bir sistem olarak ortaya çıkmıştır. Sistemin yapısında bulunan bu uluslararasılaşma eğilimi ancak zaman içerisinde kendini gerçekleştirmiş ve son 20 yılda yoğunlaşmıştır. Son yılların “üçüncü sanayi devrimi” denilen ve iletişim teknolojilerindeki gelişmenin damgasını taşıyan süreci de bu kapitalist küreselleşmeyi güçlendirmiştir. Gerçekten de son yirmi yıldır, dünya giderek daha çok tek bir pazar haline gelmeye, tüm dünya küresel üretim ağları ve küresel mali ağlarla donanırken, ticaret ve yatırım her türlü ulusal düzenlemenin dışına çıkmaya başlamıştır.

Kapitalizmin uluslararasılaşması ile kastedilen, kapitalizmin hem başta eski sosyalist ülkeler olmak üzere coğrafi anlamda dışsal yayılması, hem de başta kamu kesimi olmak üzere bugüne kadar egemen olmadığı sektörleri de kapsayarak içsel yayılmasıdır.

Küreselleşme aynı zamanda, giderek ilerleyen bu yayılma sürecinde kapitalizmin yeniden yapılanmasını da ifade etmektedir.

Yeniden yapılanma sürecinde, mal ve hizmet üretiminde, (üretimin teknolojisinde, örgütlenmesinde, yönetiminde) geçici olmayan niteliksel değişmeler olmakta ve bu durum, sermaye ve ürün piyasalarında olduğu gibi işgücü piyasalarında da köklü değişikliklere yol açmaktadır

KÜRESELLEŞME VE KADIN

Küreselleşme çalışanları yıkıma sürüklerken, kadınlar bu yoksulluk ve sosyal çöküntüden daha da fazla etkilenmişlerdir.

“İşgücünün kadınlaşması” ve “yoksulluğun kadınlaşması” diye ifade edilen süreçler özellikle gelişmekte olan ülkelerde kendini göstermiştir. Dünyada 1.25 milyar insan yoksulluk içinde yaşamaktadır. Bunların %70'i kadındır. Gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunda kadınlar on yıl önceki yaşam standartlarını sürdürebilmek için haftada 60-90 saat arası çalışmak zorundadır.

Dünyayı tek bir pazar haline getirmeye yönelik küreselleşme sürecinde, pazarda değişim değeri olmayan her türlü mal ve hizmet üretimi değersizdir. Kadınların ev ve aile sorumlulukları nedeniyle yaptıkları ev işleri ve çocuk bakımı gibi hizmetler iktisaden önem taşımaz. Gene büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu ve ağırlıklı olarak tarım kesiminde çalışan ücretsiz aile işçileri tarafından üretilen ve ailenin kendi tüketiminde kullanılan veya yerel olarak takas edilen mal ve hizmetlerin de döviz kazandırıcı özellikleri yoktur ve uluslararası ticaret açısından önem taşımazlar. Küresel kapitalizm için iktisaden önem taşımayan bu alanlarda üretim yapan milyonlarca kadının sosyal refahı da küreselleşme sürecinde gündem dışına itilmiştir.

KADIN VE İŞ GÜCÜNE KATILIM

Gelişmekte olan ülkelerde tarım ve hayvancılık bir yandan uluslararası rekabet karşısında çökerken bir yandan da tarıma verilen kamusal destekler kaldırılmış ve tarımsal işgücü azalmıştır. Bu gelişme en çok ücretsiz aile işçisi konumunda tarımda çalışan kadınları etkilemiştir. Kadının tarım kesiminde işgücüne katılımı büyük ölçüde azalmıştır.

Kentlere göç süreci içerisinde, yoksullaşan ailenin tüm fertleri iş ararken kadın da kentsel işgücü piyasasına emeğini sunmak zorunda kalmıştır. Nispeten daha az eğitimli ve daha az vasıflı olan kadın işgücü tam da küresel sermayenin istediği düşük ücretli, düzensiz, kayıtsız çalışma için uygun görülmüştür. Küreselleşme sürecinde, kadının ücretli olarak işgücüne katılımında, hemen tüm ülkelerde önemli artışlar görülmüştür.

KAYIT DIŞI DÜZENSİZ ÇALIŞMA VE KADINLAR

İşgücü maliyetlerini düşürmek için yarışa girmiş olan ulus ötesi şirketler üretimi desantralize etmişler, basım yayından, giysiye, ayakkabıdan otomobil parçalarına, spor malzemelerinden mikroçiplere, ofis işlerinden santral memurluğuna kadar pek çok işi dünyanın her yerindeki taşeron firmalara dağıtmışlardır. Öyle ki, Benetton firmasının ürettiği giysileri İstanbul’da bir "ev işçisi" yaparken, küresel bir telefon şirketinin santral memurluğunu Hindistan'da bir işçi, Nike spor ayakkabılarının üretimini Endonezya'da bir işçi, mikroçiplerin üretimini Malezya'da bir işçi yapmaktadır. Bu işçilerin büyük çoğunluğu kadındır, bir kısmı serbest ihracat bölgelerinde son derece düşük ücretlerle ve sosyal hakları olmadan çalışmaktadırlar.

Küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlar (ve çocuklar) için sağladığı istihdam kadını düşük ücrete, düşük vasfa ve sosyal korumasızlığa mahkum etmektedir. Ev işçileri kadındır. Kısmi çalışanlar kadındır. Sigortasız çalışanlar kadındır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından en ağır koşullarda çalışanlar kadındır. Güney Asya'da ve Güney Doğu Asya'da pek çok ülkede, vardiya usulü ile giysi, oyuncak, vb. üretiminde çalışan kadınların üzerine gece fabrika kapıları kilitlenmektedir. 1993 yılında Tayland'da Bangkok yakınlarında bir oyuncak fabrikasında çıkan yangında kadın işçiler dışarı çıkamamış, 188 işçi yanarak ölmüş, 469 kadın yaralanmıştı. Bu, ne ilk ne son örnektir.

Kadınların düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde istihdamı kadın erkek ücret eşitsizliklerini daha da artırmıştır. Örneğin Türkiye'de özel kesimde kadınların ücret ortalaması erkeklerinkinin ancak yarısı kadardır.

Ayrıca bu tür emek yoğun işlerde ve küçük işyerlerinde çalışan kadınların örgütlenme olanakları da son derece sınırlıdır.

ÖZELLEŞTİRME, DEVLETİNKÜÇÜLTÜLMESİ VE KADINLAR

Özelleştirme ve kamu kesiminin daraltılması, diğer yıkıcı etkilerinin yanı sıra, kadınlar açısından sahip oldukları düzenli istihdam olanaklarının kaybı anlamına da gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde çalışma yaşamında kadınlar için kamu kesiminde istihdam son derce önemli bir alandır. Özelleştirme ve kamu kesimin daraltılması, kadını düzenli işgücü piyasalarının dışına daha çok itmektedir.

Ayrıca sosyal devletin zayıflaması sürecinde eğitim olanaklarının kısıtlanması önce kız çocukları vurmakta, okur yazarlık ve eğitim oranları erkeklere göre düşük olan kadınların uğradığı ayrımcılık yoksullaşma ile birlikte artmaktadır. Okula gönderilemeyen, erken evlendirilen kız çocuklar hızlı nüfus artışı, çocuk ve anne ölümlerinde artış anlamına gelmektedir.

KAMUSAL KAYNAKLARIN BORÇ ÖDEMELERİNEAYRILMASININ KADINLARA ETKİSİ

Küreselleşme sürecinde dayatılan yapısal uyum programları, kamu açıklarının azaltılması ve kaynakların borç ana para ve faizlerinin ödenmesine ayrılmasını öngörür. Bu politikanın doğal sonucu olarak sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlıların bakımı gibi sosyal hizmetlere ayrılan bütçe daralır. Toplumsal açıdan mutlaka üretilmesi gereken bu hizmetlerin bir kısmı kadının omuzuna yüklenir. Ailedeki yaşlılara bakmak, hastalara bakmak, kente okumaya gelen akraba çocuklarına, doktor sırası bekleyen, iş arayan yakınlara hizmet vermek kadına düşer. Okul öncesi çocukların bakımı da anneannelere, babaannelere düşer. Kısacası kadın adeta sosyal devlet görevlerini üstlenmeye zorlanır.

Yalnızca sosyal hizmetler değil, o zamana kadar pazardan alınan pek çok mal ve hizmetin üretilmesi de yoksullaşan ailede kadının sırtına yüklenir. Yapısal uyum programları sonucunda gerçek ücretlerde yaşanan büyük düşüş hane halkı gelirlerinin azalmasına yol açar. Eskiden pazardan alınan pek çok mal ve hizmet ailenin satın alma gücü düşünce kadın tarafından evde üretilir. Kadın artık alışveriş, yemek, yol, giyim, vb. gereksinimini daha ucuza mal etmek için evde daha da çok çalışmak, ucuz ekmek kuyruklarında beklemek ya da ekmeğini bile evde yapmak, semt pazarlarının akşam saatlerinde tezgahları dolaşmak, eski giysileri yenilemek, en ucuz çözümü bulmak için daha çok emek ve zaman harcamak zorundadır.

Küreselleşme sürecinde işsizliğin artması önce kadın işçileri vurur. Geleneksel olarak aile reisinin erkek olduğu varsayıldığı için kadın, işgücü piyasasında ikincil ve geçici bir unsur olarak görülür. Çocuk bakımı ve ev işleri sorumlulukları da kadının yerinin evi olduğu yolundaki ataerkil yaklaşımı güçlendirir Bu nedenle işten çıkarmalarda kadınlar ilk akla gelenler olurlar. Hatta kadınların kendileri de ailedeki erkeklerin işsiz kalmasındansa kadınların işten çıkarılmalarını onaylarlar.

SOSYAL ÇÖKÜNTÜ VE KADINLAR

Küreselleşme sürecinde tarımın çökmesi, iç göçün hızlanması, işsizliğin ve yoksulluk sınırının altında yaşayanların artması, kadının sosyal yaşamda geriye itilmesine yol açar. Ekonomik çöküntüye eşlik eden sosyal çöküntü de, toplumda değer yargılarının sarsılmasına yol açar. Şiddet ve ahlaksızlık artar. Kadınlar ve çocuklar bu ağır manevi çöküntünün ilk kurbanlarıdır.

Kadınlar ve kız çocuklar dünya çapında sürdürülen kadın ticaretinin metaları haline gelmişlerdir. Güney Doğu Asya ülkelerinde, örneğin Tayland'da, yoksul köylü kızlarının zengin turistlere pazarlandığı seks turizmi, ödemeler dengesi zorluklarını aşmak ve dış borç servisini aksatmamak için bir döviz kaynağı olarak görülmektedir. Sosyalizmin çöküşünden sonra Rusya'dan ve Doğu Avrupa ülkelerinden pek çok vasıflı genç kadın işsizlik ve yoksulluk nedeniyle fahişeliğe başlamışlardır. Soğuk savaş döneminde Sovyet sosyalizmi için uydurulan "şapka" hikayesi, sosyalizmin çöktüğü ülkelerde kapitalizmin yaygın bir uygulaması olmuştur.

Küreselleşme ulus devleti zayıflatırken ulusal ve sınıfsal birliktelikler yerine etnik ve dinsel birliktelikleri teşvik eder. Bir etnik grubun veya dinsel grubun diğer etnik gruplara veya dinsel gruplara düşmanlığı şeklinde gelişen etnik ve dinsel çatışmalar çoğu kez savaşlara ve hatta soykırıma dönüşebilir. Bu savaşlarda ve soykırımlarda sivil halk yıkıma uğrarken kadınlar ve çocuklar en büyük acıları çekerler. Yugoslavya'nın parçalanması sürecinde Bosna'da kadınlara yapılan zulüm küresel kapitalizmin acımasız işleyişinin sonuçlarından biridir.