internetten”Anavatan için öldüğümüzü sanıyorduk.
Çabuk idrak ettik ki banka kasaları için ölüyormuşuz.” (Anatole France)

gitti…” “gidiyor…” “gidecek…” “gider…” “belki…” “umalım…” S. Beckettvari böyle bir ifade tarzıyla açıklanabilir mi “durum”?.. Yahut Kafkaesk bir tutumla; bir taraftan “gitmesini” şiddetle arzu ederken diğer taraftan da sanki istemiyor gibiyiz..! Yoksa nedir..? Açıklamakta oldukça zorlanmaktayız; “kurtulmak” için bir hareket yeterliyken yerlerinden kıpırdamamalarını insanların… umutsuzluklarını… umarsızlıklarını… nereden bakarsak bakalım, bir türlü anlam veremediğimiz “insanlık halleri”ni...

Peki yığınlar “göndermekte”ki kararlılıklarını sergilemekten niçin kaçınıyor? “Göndermekte kararlı” oldukları için!..Şu son yirmi yılda o kadar çok “yenildiler” ki… Adeta herkes birer “looser”..! Bir kez daha yeni bir travma, yeni bir derin hüsran yaşamaktan kaçınıyorlar… Bu paradoksal tutumda gizli yığınların davranışı, belki de kimbilir… Sanki hep “bir ihtimal olarak ’gideceği’nin umudu kalsın bizde” diye mi düşünülmekte; çarnâçar?.. Hele “çâre” diye vâzedilenlere, “alternatif” diye ortaya atılanlara bakıp bakıp da… Hayatlarında umut besleyecek pek de bir şeyleri kalmamış olması doğal..!

Son zamanlarda yaygınlaşan insan davranışı böyle… insan psikolojisi bu: “Tükenmişlik!” Yollar, sokaklar, mahpus damları tükendi; soluklar, hafızalar, sözler tükendi; mısralar, şarkılar, renkler tükendi; hayaller, umutlar ve sevinçler ve özlemler ve hatta hüzünler bile tükendi... zamanı sıkıştırıp da bir cendere içine, o hiç bitmeyen ve bitmeyecek sandığımız 20. Asır bile…

Eğer kâbus görmüyorsak yahut grotesk bir oyunda değilsek veyahut meymenetsiz bir irréel dünyada… bu ülkede yaşayanlar, bu ülkenin değerlerini yaratanlar er geç “yaşatılanlar”a, dayatılanlara, yasaklamalara, sömürü, baskı, şiddet ve zulme “yeter!” diyecekler. Onlara yakışan bu..!

“(…) sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman”…

“(…) ve kahreden
ve yaratan ki onlardır”…

“Çünkü güler yüzlü bir dünya düşünü avuçlarımızda tutuyorduk… umudumuzu daha eşit [ve özgür] bir hayat için hep cebimizde taşıyorduk… hayallerimize sahip çıkmak, onları gerçek kılmak,  başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak istiyorduk.”

ve hâlâ da ‘yarın güzeldir’ diyoruz, inatla…

(*) Dile sığınmak; yazına, yazıya “iltica etmek”!..

Bu ise hiç kimsenin çıkıp da paylaşmaya cesaret edemeyeceği soruları sorabilmeye yarar! Büyüsünü yitirmiş günümüz dünyasında, büyüsünü yitirmeyen tek sığınaktır edebiyat…