Laikliğin tanımlamasını yapmayacağız. Farklı laiklik anlayışlarını da irdelemeye kalkmayacağız. Bu, malumun ilâmı olur, zaman kaybıdır. Okuyucuya saygının da gereğidir bu seçim.
AKP iktidarı ile laiklik konusu ülkenin gündemini daha çok işgal eder olmuştur. Bunun en önemli nedeni, Erdoğan’ın ve AKP kadrolarının İslamcı siyasi gelenekten geliyor olmalıdır. Bu durum laiklikten yana olanlarda önemli bir hassasiyet yaratmıştır. 20 yıllık iktidarları döneminde AKP’lilerin söyledikleri ve yaptıkları da bu hassasiyeti haklı çıkarır niteliktedir.
Diyanet İşleri Başkanlığının, toplumsal ilişkiler konusunda sık sık yapmış olduğu açıklamalar, İmam Hatip okullarının sayısındaki olağanüstü artış, zaman zaman Erdoğan’ın İslam’ı referans alan açıklamaları, başörtüsünün adım adım kamusal alanda yaygınlaştırılması, devlet kurumlarına yapılan yönetici atamalarında “dindar” olmanın belirleyici bir etken haline gelmiş olması, tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerinde gözle görülür bir artışın olması ve bu cemaatlerin iktidar tarafından teşvik ediliyor olmaları, inançsız veya farklı inanışlara sahip kişilerin zaman zaman uğradıkları ayrımcılıklar, kadınların sosyal yaşama katılmaları konusundaki dinsel çekincelerin yetkili kişiler tarafından sık sık dile getirilmesi, günlük yaşamda ciddi bir muhafazakârlaşma ve dinselliğin hissettirilmesi vb… örnekler çok uzatılabilir.
Tüm bu olup bitenler, toplumun laik/seküler kesimlerinde haklı bir kaygıya neden olmuştur. Yüz yıllık cumhuriyet döneminin alışılagelmiş laiklik anlayışıyla ciddi bir ayrışma yaşanmış olmasının belli toplum kesimlerini kaygılandırması çok doğaldır, anlaşılabilir. İktidar yanlılarıyla, kaygılı kesimler arasında laiklik üzerinden bir kutuplaşma yaşanması da bunun sonucudur. Kendisini çeşitli sıfatlarla niteleyen liberallerin, iktidarın uygulamalarına “demokrasi” adına doğrudan ya da dolaylı destek vermiş olması da bu kutuplaşmayı hızlandırmıştır.
Laiklik eksenindeki kutuplaşma kimler arasında cereyan ediyor? Yoksullar ve geniş halk kitleleri açısından bu ayrışma neyi ifade ediyor? Bu kutuplaşmanın siyasi sonuçları nelerdir? Kimler bu kutuplaşmadan siyasi rant elde etmektedir? Bu kutuplaşmada haklı olan taraf hangisidir? Bu ayrışma, kimlere, hangi toplum kesimlerine zarar veriyor? Laiklik üzerine yapılan tartışmalar doğru zeminde yürütülüyor mu?
Hepsinden önemlisi de AKP iktidarının laiklik konusundaki uygulamaları, kaygılı kesimlerin kaygılarını haklı çıkaracak sonuçlar veriyor mu? 20 yılın sonunda toplum gerçekten dindarlaştı mı? Her mahallede açılan İmam Hatiplerden mezun olan gençlerde dini eğilimler ne durumda? İbadet eden insan sayısı arttı mı? Yapılan araştırmalar, son 20 yılda toplumda dindarlaşma/İslamlaşma oranının gittikçe aşağı düştüğünü gösteriyor.1 Durum bu olduğuna göre AKP iktidarı laiklik konusundaki söylem ve uygulamalarında niçin ısrar etmektedir? Tutumlarının toplumdaki karşılığından haberdar olmadıklarını düşünmek naif bir değerlendirme olur. Eğer durumun farkında oldukları halde bu tutumu sürdürmeye devam ediyor hatta günden güne dozunu artırıyorlarsa başka bir niyetleri, beklentileri olmasın! Örneğin laiklik üzerinden yapılan tartışma ve kutuplaşmayı iktidarlarını ayakta tutmak amacıyla kitleleri kendi etraflarında tutmak için bir araç olarak kullanmakta mıdırlar? Büyük ölçüde öyle! Elbette sadece amaçları bu değil. Kendi din ve mezhepleri dışındakileri ötekileştirme, özellikle kadınların eşitlik mücadelesinin önüne engel çıkarma, emekçileri birbirlerine düşürerek mücadelelerini parçalama, yandaşlarına (özellikle İlahiyat mezunları) iş verme vb. nedenlerle bu tutumlarında ısrar ediyorlar.
Niyetimiz bu yazı kapsamında polemiğe girmek değil ama bugüne değin Türkiye Cumhuriyeti devleti hiçbir zaman gerçek anlamıyla laik bir kurum olmamıştır. Bugün hiç değildir. Bunun en büyük kanıtı Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun varlığıdır. Bu kurum düne kadar topluma başka bir yaklaşımla İslam’ı dayatırken bugün sadece bu dayatmanın dozu ve bir miktar içeriği değişmiştir. Her iki durumda da belli inanç kesimleri ayrımcılık görmüş kendisini ifade etmekte zorlanmış, horlanmıştır. Hiçbir zaman din ve vicdan özgürlüğü tam olarak sağlanmamıştır.
O halde, önceden var olan ancak AKP iktidarı döneminde gasp edilen bir laiklikten söz edilemez. Elbette ki AKP’nin uygulamaları, laiklik konusunda kaygıları artırıcı bir nitelik taşımaktadır, o kadar. O halde “Laikliği yeniden kazanma” şiarı gerçekçi değil, olsa olsa AKP öncesi ülkede uygulanmakta olan laiklik rejiminin meşrulaştırılmasına katkı sağlar. Bu misyon, sol/sosyalist güçlere ait değildir.
Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi tüm sınıflı toplumlarda olduğu gibi din, kitleleri iktidarın yanında tutmak, devlete (iktidara) karşı kitlelerin hoşnutsuzluklarını iktidar lehine yönlendirmek amacıyla kullanılmaya çalışılır. AKP iktidarı da bunu yapmaktadır. Diğerleri gibi… Burjuva iktidarların dinle ilişkileri bununla sınırlıdır. İktidar sahiplerinin dindar görünmeleri, kitleleri etkilemekten öte bir amaç taşımaz. Burjuvazi açısından laiklik, işgücünün özgürleşmesi ve böylece hiçbir engelle karşılaşmadan alınıp satılır bir meta haline getirilmesidir. Bu özgürleşme, burjuvazi açısından çok önemli olan kadın emeğinin de özgürleşmesini içerir. Laiklik sayesinde insan emeği kilise ve cemaat gibi inanç gruplarının egemenliğinden kurtulur ve “özgür” bir şekilde sermaye sınıfına belli bir ücret karşılığında satılır. Burjuvazi bu süreçte kendisine başka ortak istemediği için laikliği ulus devletin temel dayanaklarından birisi haline getirmiştir. Tüm özgürlükler gibi laiklik de emekçiler açısından önemlidir. Unutulmamalıdır ki aklın zincirlerinden kurtarılması (Laiklik bu konuda önemli bir fırsat yaratır), emekçiler açısından sömürünün sonlandırılmasıyla gerçek anlamda işlevsel hale gelir. Kapitalizm sınırları içerisinde sömürülme özgürlüğünden başka bir anlam ifade etmez. Aydınlanma, kapitalizmde bir anlamda sömürünün kolaylaştırılmasının aracı olarak da görülebilir.
Yukarıda tanımlandığı anlamıyla laiklik, burjuva demokratik bir taleptir. Yaygın olarak devlet yapılarının laikleştirilmesi (Bazen anayasal bir kurum olarak bazen de sosyal norm olarak) temelde burjuvazinin önemli bir ihtiyacını karşılamaktadır. Burjuvazi zaman zaman laikliği ihlal edici işbirlikleri ve ittifaklara girerek iktidarını sürdürmeyi deneyebilir. Her durumda laiklik emekçiler tarafından önemsenir ve savunulur çünkü emekçiler açısından din ve vicdan özgürlüğü demokratik bir taleptir. Zaten laik olmayan bir demokrasiden söz edilemez. Kendi başına laiklik savunusu ise demokrasi talebini karşılamaz. Buradan çıkarılabilecek önemli bir sonuç var: Laiklik, demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak görülmedikçe, demokrasi mücadelesi bütünlüğü içerisinde tanımlanmadıkça emekçiler açısından bir anlam ifade etmez.
Son dönemde sol/sosyalist hareketler arasında laiklik üzerinden yaratılmak istenen ayrışma konusuna bir giriş olabileceğini düşündüğümüz bu yazıdan sonra gelecek sefer bu ayrışma çabasını ele almaya çalışacağız.
(1) https://www.gazeteduvar.com.tr/konda-arastirmasi-dindarim-diyenler-yuzde-5-azaldi-galeri-1547032.