Gezi TaksimAKM afisler crPolitikada “sol” ve “sağ” kavramları çok sık kullanılır. Bu kavramlar, bağlamına göre farklı anlamlara gelse de genel bir kategoriyi ifade eder. Kavramı kullananla, karşısındaki çoğu zaman anlaşır, önemli bir karmaşa yaşamazlar.

Sorun daha çok “sol” kavramında yaşanır, özellikle kendisine “solcu” diyenler arasında.

“Solcu”lara göre farklı “sol”lar vardır: Sosyalist/komünist, devrimci, demokratik, özgürlükçü hatta liberal sol…

Bu kadar farklı “sol” olunca da işler sık sık karışır.

“Sol”u, “sağ”dan ayırmak biraz daha kolaydır da “sol”u kendi farklı versiyonlarına göre ayrıştırmak, hele hele pratikte oldukça karmaşık bir iştir.

Sosyalist/komünist “sol” en kolay ayrıştırılabilenidir teoride de pratikte de…

Sosyalist/komünist “sol”un en belirgin özelliği kapitalizme −doğal olarak kapitalizmin en üst aşamasını ifade eden emperyalizme− karşı olmasıdır. Sosyalist/komünist “sol”, üretim araçlarının özel mülkiyetine karşıdır. Çünkü mülkiyet sahibinin bu durumda çalışanlarının ürettiği artı değere el koyduğunu bilir, bunu sömürü olarak tanımlar ve bu sömürü sisteminin ortadan kaldırılması gerektiğine inanır. Sadece inanmakla kalmaz, sömürüye neden olan özel mülkiyetin toplumsallaşması için mücadele eder.

Üretim araçlarını elinde bulunduran burjuvazi ile emeği sömürülen işçi sınıfı arasındaki çelişkinin ancak “zor” yoluyla çözülebileceğini bildiğinden sınıfsız bir toplum yaratmak için “devrim”in hatta geçiş döneminde “proletarya diktatörlüğü”nün gerekli olduğunun farkındadır.

Sosyalist/komünist “sol”un diğer bir özelliği enternasyonalist olmasıdır. Sermayenin vatanı olmadığını, hele emperyalizm çağında kapitalist/emperyalist hegemonyanın belli ülkelerle sınırlı değil global bir bütünlük teşkil ettiğini görerek, kapitalizme karşı mücadelenin tüm ezilenlerin dayanışması ile ancak mümkün olabileceğini savunur. Dünyanın neresinde olursa olsun ezilen, sömürülen kesimlerin birlikte mücadelesini önemser ve bu konuda sorumlu davranır. Kısacası ırkı, milliyeti, uyruğu ne olursa olsun bütün ezilenleri yoldaş bilir.

Sosyalist/komünist “sol”u diğerlerinden ayıran en temel özellikler bunlardır. Elbette ki eşitlikçi, özgürlükçü, demokrat, vicdanlı, adil, laik vb. birçok özellik daha sayılabilir ancak bu özellikler başkalarında da bulunabilir olduğundan sosyalist/komünist “sol”u diğerlerinden ayrıştırıcı değildir.

Türkiye’de ve tüm dünyada sosyalist/komünist “sol”un durumu pek parlak görünmüyor. Bilinen nedenlerle dibe vurmuş durumda. Neredeyse politikada esamisi okunmuyor. İşçi sınıfı ve ezilenler arasındaki prestiji iyice düştü.

Kapitalizm tüm acımasızlığı ile gemi azıya almış durumda. İşçi sınıfının ve ezilenlerin geçmişte büyük mücadelelerle elde ettikleri birçok kazanım günden güne ellerinden alınıyor. Kitleler dağınık, moralsiz ve örgütsüz. Siyasi partileri ve sendikaları tabanlarını ciddi ölçüde kaybetmiş durumda.

Olumsuz koşulların da zorlamasıyla “sol” hem güç kaybetti hem de ideolojik yalpalamalar yaşıyor. Sosyalist/komünist “sol”un geçmişteki ideolojik hegemonyası yerle bir olunca yeni yeni “sol” yaklaşımlar pıtrak gibi her yanda görünmeye başladı. Öyle gelişmeler oldu ki sözünü ettiğimiz bu yeni “sol” bazı ülkelerde seçimleri kazandı, iktidara geldi. Sonra neler olduğunu Yunanistan, İspanya vb. ülkelerdeki deneyimlerden gördük.

Türkiye’de seçim yaklaşıyor. Mevcut iktidar gidici. Çok önemli bir durum yaşanmazsa gelecek olanlar da aşağı yukarı belli.

Birileri tarafından güncel politik mücadelenin, gerici/faşist güçler ile laik/demokrat güçler olarak adlandırılan iki blok arasında geçeceği iddia ediliyor. Her zaman olduğu gibi politik mücadeleyi ilerici-gerici, laik-şeriatçı zıtlıkları ile tanımlamak tercih ediliyor. Bu tanımlamalar, ülkedeki sınıf mücadelesinin göz ardı edilmesine hatta yok sayılmasına yardımcı oluyor.

Türkiye’nin öncelikle demokratikleşmesi, tek adam yönetimi yerine parlamenter sistemin getirilmesi, kuvvetler ayrılığının sağlanması, liyakate dayalı bir yönetimin gerekliliği üzerinde geniş bir mutabakat var.

Türkiye’deki “sol” da bu süreçte rol kapmaya çalışıyor: Üçüncü yol, halk ittifakı, demokrasi ittifakı vb… dillendiriliyor. Uzun uzadıya görüşmeler yapılıyor, kamuoyuna bilmem kaç maddelik deklarasyonlar yayınlanıyor.

Olacak olan belli: Seçimde Erdoğan’a oy vermeye eli varmayan her “solcu”, oyunu muhalefetin adayına verecek gibi görünüyor.

Milletvekili seçiminde belki farklı bir davranış sergileyebilir “sol”. Niteliği ve niceliği gereği seçimde alacağı tavrın çok da kıymet-i harbiyesi olmayacağı için bu konuda da yapılacaklar çok anlam taşımıyor.

Yukarıda sözünü ettiğimiz sosyalist/komünist “sol” ne yapıyor peki? Diğer “sol”dan farklı ne söylüyor? Yerine göz dikmiş yeni “solcu”lardan kendisini ayırabiliyor mu? Böyle bir söylemi ve eylemi var mı? İşçi sınıfının ve ezilenlerin gerçek kurtuluşu hakkında kendi çözüm önerilerini kitlelere ulaştırmaya çabalıyor mu? Yoksa bizim sosyalist/komünist “sol”umuz da “laik/demokrat” blokun iktidara gelmesinin “şimdilik” yeterli olduğunu mu düşünüyor? Kendisini diğer “sol”dan ayrıştırmayı, bu blokun iktidarından sonraya mı erteledi?

Daha da önemlisi özelliklerini yukarıda belirttiğimiz sosyalist/komünist “sol” var mı? Varsa nerede?

Yazının kapsamını genişletmemek adına “sol”un diğer versiyonlarının tanımlanmasına gerek duyulmamıştır. Burada önemli bir saptama yapmak gerekir: “Sol”un diğer hangi versiyonu olursa olsun sosyalist/komünist “sol”un yerine ikame edilemez çünkü başka bir şeydir.

Henüz ortak deklarasyonları yayınlanmamış olsa bile sözcülerinin kamuoyuna yapmış oldukları açıklamalardan hareketle “sol”un sosyalist/komünist kanadında kendine yer açmaya ve rol kapmaya çalışanlara bir şeyi anımsatmakta yarar var: Kürt özgürlük hareketini görmezden gelmek, hatta ona alternatif oluşturmaya çalışmak yanlıştır, beyhudedir. Ayrıca kapitalizme karşı mücadeleyi öncelemeyen (bu bağlamda üretim araçlarının sosyalleştirilmesi, sınıfsız toplumu hedeflemek vb.) hiçbir programın gerçek anlamda sosyalist/komünist “sol”u temsil etmeyeceği unutulmamalıdır.

Sosyalist/komünist “sol”, enternasyonalist dayanışma ruhuyla ezilen Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yanında durmaktadır, durmalıdır. Elbette ki bu sorumluluğunu yerine getirirken kendi ideolojisini ve bağımsızlığını korumayı da ihmal etmemelidir.

İnsanlığın geleceği sosyalizmdedir. Tüm olumsuz koşullara rağmen sosyalist/komünist “sol” ayakta kalacak, yolundan sapmadan, sapkınlara prim vermeden ideolojik, politik ve örgütsel mücadelesini sürdürecektir.