suriyeli isciler cr1989 yılında Bulgaristan’dan ülkemize yaklaşık 400 000 göçmen akın etmişti. Zamanın muhalefeti, Başbakan Özal’a gensoru vererek bu kadar göçmenin ülkeye kabul edilmesine itiraz etmişti. Sosyalist sistemin çözülmesi sonucunda Bulgaristan yönetimi de değişmiş ve gelen göçmenlerin yaklaşık 130 000’i geriye dönmüş, 270 000 göçmen Türkiye’de kalmıştı. Bu insanlar, Türkiye’ye uyum sağlama konusunda çok zorlu bir mücadeleye girmişti ve aradan 30 yıl geçmiş olmasına rağmen bu mücadele devam etmekte.

Sözünü ettiğimiz bu insanlardan olan bir meslektaşım, sosyal medya paylaşımında Afganistanlı göçmenleri kastederek şöyle sesleniyor: “ÜLKEMDE MÜLTECİ İSTEMİYORUM. SESSİZ İŞGALE DUR DE!”

Muhalefet partileri, iktidara geldikleri takdirde, Suriye’de ve Afganistan’da emperyalist ülkeler ve onların taşeronları tarafından tezgâhlanan iç çatışmalardan kaçarak ülkemize sığınan milyonlarca insanı ilk fırsatta ülkelerine geri göndereceklerini söylüyorlar. İktidar zaman zaman yaptığı açıklamalarla bu insanlara 40-50 milyar dolar harcama yaptığını iddia ediyor. Erdoğan sık sık sınır kapılarını açma tehdidi savurarak ABD ve AB’ye Türkiye tarafından yapılan harcamaların karşılanması gerektiğini haykırıyor. Ülkede çok yaygın bir Suriyeli ve Afgan düşmanlığı gözlenmekte. Sağcısı, solcusu, milliyetçisi, dincisi farklı gerekçeler ileri sürseler de ülkenin dört bir yanından “İstemezük!” nidaları arşa yükseliyor.

İşsizliğin, uyuşturucu müptelalığının, hırsızlık ve uğursuzluğun, sokak çatışmalarının, fuhşun, kısaca tüm olumsuzlukların günah keçisi olarak Suriyeli ve Afganistanlı göçmenler gösteriliyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu insanlara milyarlarca dolar harcandığı, üniversitelerde sınavsız ve ücretsiz eğitim gördükleri, sağlık hizmetlerinden bedava yararlandıkları vb. bir yığın tevatür ortalıkta dolaşıyor. Özellikle muhalefet partilerinin teşvik ve himayesinde göçmen düşmanlığı büyük bir kampanyaya dönüşmüş durumda.

Hiç kimse, uluslararası anlaşmalara ve evrensel hukuka göre bu insanların “insan” olmaktan kaynaklı, doğuştan var olması gereken haklarını hatırlamak istemiyor. Erdoğan’ın, göçmenler için harcadığını ileri sürdüğü dolarları gerçekten harcayıp harcamadığını sorgulayana rastlamak mümkün değil. Üniversitelere sınavsız girmiş kaç mülteci çocuğu olduğunu araştıran birileri yok ortalıkta.

Neyse ki muhalefetin bu konudaki azgın saldırılarını göğüslemek amacıyla iktidar cenahından yapılan iki açıklama, göçmenler konusundaki devlet politikasının iç yüzünü göstermeye yetti. AKP eski genel başkan yardımcısı ve Cumhurbaşkanı danışmanı Yasin Aktay şöyle dedi: “İşverenler, yatırımcılar, sanayiciler Suriyelilerden çok memnun. Çok önemli bazı yerlerde Suriyelileri çekin, bu ülke ekonomisi çöker.” Yine AKP genel başkan yardımcısı: Özhaseki, “Şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar. Gaziantep sanayisine gidin yüzbinlerce insan en ağır ve en zor işlerde çalışıyorlar.” diyerek asıl gerçeği ağızlarından kaçırmış oldular.

Gerçek tam da böyle. İç çatışmadan kaçarak ülkemize sığınmak zorunda bırakılan milyonlarca insan, işverenler tarafından nerdeyse bedava çalıştırılarak yoğun bir sömürüye tabi tutuluyor ve bu insanların sırtından büyük servetler kazanılıyor. AKP iktidarı bu insanları pazarlık konusu yaparak ABD ve AB’den milyarlarca dolar fon devşiriyor ve aldığı bu fonları göçmenlerin temel ihtiyaçlarına harcayacağına yandaş işverenlere sermaye sağlıyor. Bir yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bize sığınan Allah’ın kullarını biz katillerin kucağına atmayız.” diyerek göçmenlerin durumunu seçmenlerini AKP etrafında konsolide etme fırsatı olarak kullanıyor. Tabii ki muhalefet de boş durmuyor. Milliyetçilik histerisine kapılmış milyonlarca seçmeni etkilemek amacıyla bu büyük insanlık dramını politika malzemesi haline getiriyor ve iktidara geldikleri takdirde (Evrensel hukuka göre mümkün olmadığını bile bile) göçmenleri ülkelerine geri göndereceklerini söyleyerek göçmen sorunu üzerinden oy kazanmaya çalışıyorlar.

Ne yazık ki ülke genelinde etkisi çok sınırlı olan sosyalistlerin de Suriyeli ve Afganistanlı göçmenler konusunda elle tutulur bir politikaları ortalıkta görülmüyor. Sağda solda çıkan bazı cılız itirazlar olsa bile kendisine “sosyalist/komünist” diyenlerin bir kısmının, konuyu Erdoğan ve AKP düşmanlığı kapsamında ele alarak ya susmayı tercih ettiğine ya da “yurtseverlik” kisvesi altında sınır bekçiliği yapmaya kadar götürdüklerine tanık oluyoruz. Oysaki sosyalistler, dini, ırkı, inancı ne olursa olsun her zaman ezilen, sömürülen emekçilerden yana olmak zorundadırlar. Çünkü sosyalistler için “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin!” şiarı bir söylemden öte, vazgeçilmez bir kılavuzdur.

Milliyetçi hezeyanlar arasında kaybolacağı düşünülse de Suriyeli ve Afganistanlı göçmenlerin haklarını savunmak, yaşadıkları sorunların çözümü konusunda yardımcı olmak ve onlarla dayanışma içerisinde bulunmak solcuların, sosyalistlerin görevidir. Unutulmamalıdır ki göçmen sorununu yaratan emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine karşı çıkmak, onların saldırgan ve hegemonyacı politikalarını teşhir etmek, bu konuda kitleleri mücadeleye yöneltmekten başka çare yoktur.

Ya ezenlerden ya da ezilenlerden yanasınızdır. Seçilebilecek herhangi bir üçüncü yol, ezenlerin ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramaz.

27 Temmuz 2021.