Coronavirüs salgını dünya çapında bir yönetim krizi yarattı. Gelişme seyrine bakıldığında ne kadar süreceği konusunda farklı öngörüler olmasına rağmen tüm dünyanın, önümüzdeki birkaç yıl boyunca −iyimser bir tahminle− bu salgın ve onun yaratacağı tahribatlarla baş etmeye çalışacağı anlaşılıyor.
Bu krize karşı farklı ülkeler, değişik ideolojilere sahip bireyler, çeşitli alanlardan bilim insanları birbirinden ayrı tepkiler veriyorlar. Tüm ayrılıklara rağmen ortaklaşılan genel kanaat, coronavirüs salgınının tüm insanlığı tehdit ettiği yönündedir. Bu kanaate ciddi bir itiraz bugüne değin gözlenmemektedir.
Özellikle, dünyayı anlama ve dönüştürme iddiasında olan sol, sosyalist kişi ve örgütlerin yazılı ve sözlü beyanlarından ve iletişim teknolojisi aracılığı ile yapmış oldukları paylaşımlarından anlaşılıyor ki bu kesimde müthiş bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Özellikle coranavirüsün birileri tarafından özel olarak üretilip piyasaya sürüldüğü vb. komplo teorilerinin bu cenahta çok ilgi gördüğü bir gerçektir. Komplo teorilerinin bir boyutu da kriz sonrası nasıl bir dünyaya uyanılacağı ile ilgili senaryolardır.
Coronavirüsün birileri tarafından mı yoksa kendiliğinden mi oluştuğu, salgın sonrasında sağ kalanların nasıl bir dünyada yaşamak zorunda olacağı üzerine ortaya atılan senaryoların ne derece doğru olup olmadığından öte, tartışılmaz bir gerçeklik var: Bu kriz bittiğinde dünya halen kapitalist bir düzenle yönetilecektir. Sınıflar arası uçurumun alabildiğine açıldığı, sömürünün dayanılmaz ölçülerde gerçekleştiği, uluslararası sermaye tekellerinin egemenliğinin yaygınlaştığı kapitalist-emperyalist bir dünya olacak bu. İşsizliğin kol gezdiği, yoksulluğun arttığı, krizin faturasının emekçilere yüklendiği bir dünya.
Böylesine bir geleceği öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. Bu krizden öyle veya böyle kapitalistler kârlı çıkacaklar çünkü tüm dünyada onların egemenliğine karşı direnmesi gereken emekçi sınıflar örgütsüz. Tek güçleri olan sınıf bilinci ve örgütlerinden yoksunlar. Müthiş bir yabancılaşma yaşıyorlar. Kapitalistlerin en büyük avantajı, emekçilerin içerisinde bulundukları bu ümitsiz durum.
Durum böyle iken sol, sosyalist aydınların veya kurumların virüsün kaynağı ve kriz sonrası oluşacak dünya üzerine yazılmış senaryolar etrafında sürdürdükleri tartışmalar çok fazla anlam ifade etmiyor. Hangisinin haklı olduğunun sınıf mücadelesi ve eşit/özgür bir dünya kurma hedefinin gerçekleştirilmesi açısından bir anlamı yok.
Bu “büyük” kapışma, tek önceliği haklı çıkmak olanlar açısından çok anlamlı sayılabilir. Kolay gelsin.
30 Mart 2020.