hdp-4.kongre-crHDP Kongresi (Şubat 2020) iki noktada dikkat çekti. Biri yeni eşbaşkan Mithat Sancar’ın “Dolmabahçe Mutabakatı ile devam edelim” çağrısı oldu; diğeri de yeniden eşbaşkan Pervin Buldan’ın “HDP ile mutabakat açık ve şeffaf olmalı” çağrısı.

Mithat Sancar’ın çağrısının C.Başkanı Erdoğan’a olduğu besbellidir; kesintiye uğramış “çözüm süreci”nin devamını önermektedir; ancak “açık” olduğu söylenemez; çünkü “Dolmabahçe Mutabakatı” açık değildi, kimin ne alıp ne vereceğini söylemiyordu.

Pervin Buldan’ın çağrısı ise CHP’ye dönükmüş gibi yorumlandı; Mart 2020 yerel seçimindeki “örtülü” mutabakatın “açık” mutabakata dönüştürülmesi şeklinde anlaşıldı. Şuradan bakılmalı: C.Başkanı Erdoğan habire CHP’yi, “HDP ile gizli ittifak kurmakla” suçlamakta, CHP ise habire, ‘HDP ile ittifakı olmadığını’ söylemektedir. Program önceliği “Kürt meselesinin çözümü” olan HDP bu durumda doğal olarak tıkanmaktadır.

Bu durumda Pervin Buldan’ın, “ittifak yapacaksak açık yapalım” çağrısını, “HDP ile gizli veya açık, ittifak yapmam, ancak seçmenini isterim” diyen CHP’ye yapılmış çağrı olarak yorumlanması iyimserlikten ibaret kalır. Oysa C.Başkanı Erdoğan HDP ile ittifaka değil, “gizli ittifaka” karşıdır; böyle olduğunu da yakın geçmişte kanıtlamıştır. Konu burada düğümlenmektedir; burada çözülecektir. Acaba Pervin Buldan, “açık ve şeffaf ittifak” çağrısı ile önündeki siyasi tıkanıklığı aşmak bakımından HDP’nin pazarlık gücünü artırmayı mı hedeflemiştir?

Belirtelim, sorun “Kürt meselesine çözüm aramaksa” Sancar ve Buldan’ın çağrıları doğaldır, ama her zamanki yanılgının da sürdürülmesidir aynı zamanda. Kürt meselesi, “din kardeşliği” (AKP+HDP) imparatorluk mirası “eşit vatandaşlık” (CHP+HDP) temelinde değil, ancak ve sadece, “kimliklerin karşılıklı kabulü” (Garo Paylan) üzerinden çözülebilir bir meseledir.