1968 Yılında dünyanın on iki ülkesinde kapitalist rejimleri ve hükümetleri protesto eden, hareket halinde iken değişik sol ideolojiler de yüklenen gençlik hareketinin uğradığı ülkelerden biri de Türkiye olmuştu. Türkiye’de solun ender olarak kitleselleştiği uğraklardan biri budur.
Teori bu ya, keskin konuşur ve bu türden dalgaların eşitlik ve özgürlük mücadelesini ilerletmediğini, sadece hatırlattığını ve sonra sabun köpüğü gibi eriyip gittiğini söyler. Teori, eşitlik ve özgürlük mücadelesini ilerletirken kalıcı mevziler de edinebilen hareketlerin sadece Marksizm kaynaklı sınıf hareketleri olduğunu da kesin olarak söyler ve her defasında bu da hayatın gerçekliği içinde doğrulanır.
Fakat teori, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerde, kapitalizm gelişse bile Marksist sınıf hareketinin niçin gelişmediğini kesin bir dille söylemez. “Bunu siz kendiniz keşfedin” diyerek bu türden ülkelerin solcularını kendi kaderleriyle baş başa bırakır. Türkiye solu da, kendi durumunu kendisinin keşfetmesi dileğiyle kendi haline bırakılmıştır.
Ancak Türkiye solu hep kendini keşfeder. Şöyle bir dönüp baksın Akdeniz’in kuzey havzasına, yani az çok kendi konumundaki ülkelerin soluna, görecektir ki teori Türkiye için kesin konuşmaktan kaçınmakta gerçekten haklıdır.
Türkiye solunun büyük kesimi için kendi dışını keşfetme eğilimi 1990’larda, reel sosyalizmin çöküşünü gözüyle görüp inandıktan sonra kıpırdamıştır. Kendisi dışında kalan alanda ilk fark ettiği şey de, Marksizmin aynı zamanda değil, esas itibariyle bir “özgürleşme kuramı” olduğudur. Bunun fark edilmesi sol için oldukça somut bir “birlik” arama ivmesi oluşturmuştur.
“Birlik” arama çabasının sola kazandırdığı en önemli siyasi kazanımlardan biri Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin kurulmasıdır. Keşfedilen şey, yani Marksizmin ve genel olarak sol düşüncelerin esas itibariyle “özgürleştirici” olduğu fikri, kurulan Partinin eksenine özenle yerleştirilmiştir.
“Özgürlükçü” alana çıkmak!
Güzel ama, burası aynı zamanda sol ideolojileri en çok çarpıtan ve tahrip eden alandır. Kavram olarak ve bir ütopya kurmak için alıp oynadığınızda sizi olmadık yerlere götürebilir. Türkiye solunda eksik, Marksist özgürleşme kuramının alabildiğine “somut” bir çözümleme olduğunun hakkının verilmemesidir.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin eksenine oturtulan “özgürlük” ile “esas itibariyle özgürleşme kuramı olan Marksizm”in özgürleştiriciliği arasındaki bağ ancak özgürlüğün “somut”luğu bağlamında bir şey ifade edebilirdi. Bu somutluk toplumsal pratik içinde gerçekleştirilebilirdi. Emekçi yığınlar anladığı ve kavradığı ölçüde somutlanması mümkün bu Marksist özgürlük anlayışı lafazanlığa indirgendiği oranda ÖDP yazdığı programdan uzaklaşacaktı. Bu risk ortaya çıktı ve sıkıntı yarattı.
İşçi sınıfını özgürleştirmeyen herhangi bir durumu Marksizm, “işçi” olmayıp da “özgürleşmiş” olanlar da dahil hiç kimse için özgürlük saymaz. Marksizme göre “özgürlük” sömürüden kesinkes kurtulmaktır. Sömürüden kesinkes kurtulmak kapitalizmden kesinkes kurtulmuş olmak anlamına gelir. Bu, kapitalizmin içinden ve içinde gerçek bir özgürlük kurulamayacağının tesbitidir.
Özgürlük böyle kavrandığında, “biraz özgürleşmek”, “yavaşça özgürleşmek”, “sırası gelince özgürleşmek”, “tek başına özgürleşmek”, “fırsatını bulup özgürleşmek”, “özgürleştirmeden özgürleşmek” gibi tüm çarpık özgürleşme kavrayışları yok olur, işçinin (sömürülen kim ise o) özgürleşmesinde mündemiç tek ve gerçek özgürleşme, mutlak bir özgürlük ölçüsü olarak ortaya çıkar.
İşin içinde bu çözümleme yoksa, sınıf, sınıf mücadelesi gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Bu nedenle, toplumda sadece işçi sınıfı tarafından taşınan özgürlük mücadelesi yozlaşmaya ve çarpılmalara kapalıdır. Öteki sınıfların ve katmanların taşıdığı özgürlük mücadeleleri kalıcı sonuç vermez.
İşçi sınıfı da eğer bunun farkında değilse, sınıf değildir. Sınıf değilse, taşıdığı şeyin de bir kıymeti harbiyesi yoktur. İşçi ve emekçilerin mücadelesine sömürüden kurtulma bilinci ve hedefi hâkim değilse, aranan şey kapitalizmin içinde “bulunur”; hâkim ise eğer, bulunamaz ve asla bulunamayacağı da bilinir. Bunun bilinmesidir ki, “iktidar” olmayı zorunlu kılar.
Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız temel nokta anlaşılmamış diye bunda ÖDP’nin veya bu parti içinde buluşmuş solun kusuru nedir? Hiç! Özgürleşmeyle ilgili Marksist kavrayışa havadan ulaşılmaz; yerden ve sınıf mücadelesi gerçeğinin bunaltıcı sıcaklığından geçilerek varılır. Bugüne kadar Türkiye’de ağırlıklı olarak orta sınıflar, aydınlar ve gençlik katmanları tarafından taşınagelmiş bu gerçek özgürlük kavrayışını işçi ve emekçi sınıflar hareketinin her düzlemdeki mücadelesine taşıyıp onun kendisi için sınıf olmasına, yani kendi sınıf iktidarına yönelmesine gayret göstermek ÖDP’nin başlangıç noktasında kendini kavrayışını biçimlendiriyordu.
Demek ki zaman içinde ÖDP’yi oluşturan solun değişik kesimleri ÖDP’yi kavramakta güçlük çektiler. ÖDP’yi kavramakta güçlük çekmeseler, ÖDP’nin onları aşıp kavramasına yardım etmiş olacaklardı. Olmayınca her biri, zaten her zaman küçük kalmış kendi küçük dünyalarında yalnızlık çekmeye başladılar. ÖDP kusurlu olamazdı; çünkü ÖDP onlara vereceğini onlardan alacaktı. ÖDP’den beklediklerini ÖDP’ye onlar vereceklerdi. Veremedikleri için alamadılar ve beş yıldan sonra ellerinde yine kendileri kaldı. Kimsenin kusuru yok; herkesin yanlışı var.
En büyük yanlışı, hayatın kuruluşundaki yanlışı düzeltmek üzre kurulan ÖDP, şimdi kendi içindeki küçük yanlışları konuşur oldu. Partiyi buradan hızla çıkarıp toplumun gerçekleri ile buluşturmak gerekir. Siyasette ayakta kalmanın başka yolu yoktur. ÖDP’nin ÖDP olarak kalmasının da başka yolu yoktur.
ÖDP’nin siyasetini Türkiye’nin gerçekleriyle bağlamaya kalkıştığınızda, hangi gereksiz ayrıntılarda boğulup kaldığınızı kolayca görebilirsiniz. Türkiye’nin gerçekleri aracılığıyla, bire bir dünya gerçekliği ile de bağlanıyorsunuz. Partinizin programı da zaten böyle bir çözümlemeye dayanıyor ve size izlemeniz gereken yolu gösteriyor. ÖDP, kendi yazdığı programı izlerse iç sıkıntılarından kurtulur.
İşçi ve emekçilerin, kaderini onlarla birleştirmiş olan aydınların ve gençlerin ve kadınların ve ilh. bugün içinde bulundukları durumu, hatta bu durumun faillerini onlara anlatmanın hiç gereği yoktur. Bu, olayların peşinden gitmektir. Hayatın yavan bir ikinci baskısını çıkarmaktır. Çünkü bu saydığımız sınıf ve katmanlar hem içinde bulundukları durumu, hem de bunun sebeplerini bizzat yaşadıkları için herkesten daha iyi bilmektedirler. Onların bilmediği, bu durumdan nasıl çıkacakları, çıkmak için ne yapacaklarıdır. Bunu bilmedikleri için kendilerini çaresiz hissetmektedirler. En büyük çaresizlik, çareyi bilmemektir. Siz biliyorsanız, söyleyin!
Biliyorsunuz ama, farklı yollar biliyorsunuz. Niye? Çünkü farklı yollardan geldiniz. O zaman siz de ÖDP’nin içindeki farklı düşünce platformları olarak çaresizsiniz demektir. Çünkü geldiğiniz yolların çare olmadığını bile bile, bildiğiniz için ÖDP’ye geldiniz, hala daha o yollardan aldığınızla çıkış yolu arıyorsunuz.
Gelecek için görebildiğiniz farklı çıkış yollarınızı birleştirmekte mi güçlük var? Bu nedenle mi aranızda anlaşamıyor ve tek bir politik doğrultu üzerinde birleşemiyorsunuz? O zaman dikkatinizi bu nokta üzerinde yoğunlaştırın. Dünyanın ve Türkiye’nin gerçekliği ve bu gerçeklik içinde emekçi sınıfların yeri ve geleceği apaçık ortada. Ve siz sosyalizm diye bir amaç koymuşsunuz kendinize. Birlikte akıl yürütelim:
Sosyalizmin iyisi kötüsü olmaz, üzerinde kurulduğu tarihsel temele göre çok problemlisi, az problemlisi olur. İstendiği, beklendiği, hayal edildiği gibi bir sosyalizm hiçbir yerden çıkıp gelmez, onu siz hayatın sorunlarını adım adım çözmeye çalışarak yaratırsınız. Sosyalist toplum tasarımları kapitalizmin yarattığı kavramsal dinamiklerle açıklanamaz, kıyaslanamaz. Sosyalizm sadece emekçilerin durumuna ve sömürü olgusuna, yani insanla insan ilişkisine göre bir şeydir veya değildir. Örneğin “verimlilik”, “gelişme”, “kalkınma”, vb. kavramlar sosyalizmin içine sokulamaz. Sosyalizmin eleştirisi ve düzeltilmesi, işçilerin verimsizliği, tembelliği, kaytarıcılığı, köylülüğü, çatal kaşık tutmayı bilmeyişi ile de yapılamaz. Sosyalizmi emekçinin kendi çıkarına göre ve “işine geldiği gibi” anlayıp algılamasından daha doğal, daha güzel hangi bilinç olabilir? Önce bu hesap bir görülsün bakalım.
Demek ki yapılacak ilk iş ve hatta tek iş, emekçileri bu hesabı görmeye kışkırtmak ve bu hesaplaşmaya bizzat talip olmaktır. Farklı çıkış yolu düşünenleri birleştiren en geniş kulvar ancak bu olabilir.
Dünyanın bugünkü durumu da her şeyi ve yakın geleceği büyük ölçüde görünür kılıyor. Artık sınıf ve sınıfsallık gibi olgular ve bu alandaki dinamikler kendini evrensel ölçekte gösteriyor. Dünya kapitalizmi dünyamız için tek dilden konuşuyor ve söylemek istediğini çok net söylüyor. Size, dünyanın işçilerine, emekçilerine, ezilmiş ve dışlanmışlarına, çaresizlerine, durun durduğunuz yerde, yoksa hepinizi yok ederim diyor. Size hayat hakkı yok, siz zaten insan değilsiniz diyor.
Buyurun, gösterin insan olduğunuzu!
İnsan olduğunuzu göstermenin tek yolu var: dünyayı dolduran haksızlığa uğramış milyarlarca insanın üstüne çöken kapitalist barbarlıktan kurtulmak.
Yol bu iken ve berrakken, üstünde birleşilecek ya da tek başına yürünecek başka yol aramak, yolları dağıtmak ve büsbütün etkisiz kılmak değil midir?
Belki de böylece gerçeklikten kaçmak istiyorsunuz. Ama o geliyor. Kriz ve çaresizlik hükmünü icra ediyor. On milyonlarca yoksul işçi ve emekçiye şimdi milyonlarca orta sınıf mağdurları da eklendi. Emekçi sınıf kapasitesi genişliyor.
Emekçi sınıf kapasitesi büyüdükçe dara düşen kapitalist sınıfın da korkusu büyümektedir. Yönetemiyor, daha da yönetemez hale gelmekten çok korkuyor. O da kendi yönünden çaresizliğe sürükleniyor. Bu nedenle saldırıyor, daha da saldıracak. Bu kesin.
Oturup düşünmeye gerek de yok, vakit de. Yapılacak şey belli. Yapabilmek, başka bir şey. İşte ÖDP’nin odaklanması gereken şey de bu: yapabilmek!
İç sorunlarına boğulup kalan ÖDP’nin önce kendi bugünkü durumunu aşmaya muktedir olduğunu göstermesi şart.
Bunu görmeyenler Türkiye soluna karşı hesabını vermekte zorlanacakları bir sorumluluğun altına da yavaş yavaş girmektedirler. Bizden söylemesi.
Hüseyin Hasançebi, Kızılcık, sayı 9, s. 59-60.