Rukiye Yıldırım’ın “Bozkırın Sarı Sıcağından Alpler’in Beyaz Soğuğuna”* adlı anı kitabını daha okumaya başlamadan, kapağına yerleştirilmiş genç bir kadının fotoğrafı, beni yarım asır geriye götürmeye yetti. Kitabın yazarını tam da bu fotoğraftaki haliyle tanımıştım! Kıpır kıpır hareketleri, sevecen bakışları ve içten olduğunu duyumsatan ezgi tınısındaki sesiyle tam da benim tanıdığım Rukiye’ydi fotoğraftaki genç kadın…
Kitabı koşar adım ama bir sözcüğünü bile atlamadan okudum. Rukiye anılarını yazarken oldukça titiz davranmış. Genellikle alışkın olduğumuz, yazanın “aklında kalanları” bir düzene sokarak ürettiği anı kitaplarından oldukça farklı bir kitap bu. Yaşanılanlar zaman ve mekân belirtilerek; aynı zamanda olayların bağlamları da açıklanarak ilerliyor tüm anılar. Kitapta birçok dipnot kullanılmış. Bunlar sayesinde sözü edilen olaylar, tarihsel zeminine oturtulmuş olduğu için okuyucuyu zamanda yolculuğa çıkarıyor adeta. Anlatımda kullanılan duru ve akıcı dil de zamanda yapılan bu yolculuğu sıkıcı olmaktan kurtarıp keyifli hale getiriyor.
Kitapta anlatılan olayların birçoğuna bizzat tanık olmama; bir kısmını da Rukiye veya başka ortak arkadaşlarımızdan daha önce dinlememe rağmen heyecanla okumaya devam ettim. Bu heyecanım kitabın son cümlesine kadar aralıksız sürdü. Kitapta sözü edilen kişilerin çok büyük bir kısmını şahsen tanıyordum ama bu anılar sayesinde onlar hakkında yeni şeyler öğrenme şansım oldu. En çok da ilgimi çeken şeyi burada açıklama gereksinimi duyuyorum: Kitapta sözü edilen bazı kişilerin yazdıkları anılarını da daha önce okuma fırsatım olmuştu. Anlatılan bazı olaylardan, o anılarda da söz ediliyordu ama çok farklı şekilde! Bu kitabın bence en güçlü tarafı, anlattıklarında inandırıcı bir duruş sergileyebilmesidir. Rukiye’nin bu duruşu sağlamadaki başarısını teslim etmeliyiz. Yazdıklarında hiç kimseyi yargılamamaya özen göstermiş olması ve ayrıca anlattığı her olayı belgelerle açıklama çabası bu başarının temel anahtarları gibi görünüyor.
“Bozkırın Sarı Sıcağından Alpler’in Beyaz Soğuğuna”, bana elli yıllık mücadele dolu geçmişimizde uzun bir yolculuk yaptırdı. Bunun yanında beni, gidip görme şansı bulamadığım/bulamayacağım dünyanın dört bir yanına da gezintiye çıkardı, bana eşlik etti, rehberlik yaptı. Rukiye’ye en azından bu yolculuklar için kocaman bir teşekkür borçluyum.
Kitabın kapağındaki Rukiye ile TSİP’in kuruluşunun 50. yılı nedeniyle düzenlenen buluşmaya birlikte katıldığımız Rukiye arasında fiziksel farklılıklar olsa da düşüncelerinde ve mücadele azminde hiçbir farkın olmayışından çok mutlu oldum. Kitapta da hiç yalpalamadan sürmekte olduğunu doya doya duyumsadığım yoldaşlığımızın ömrümüz oldukça devam edeceğine inancım tam.
Ellerine, yüreğine aklına sağlık sevgili Rukiye.
“Ege’nin sarı sıcağı”ndan bolca sevgiler yoldaşım.
Cemal Candaş, 26 Kasım 2024.
* Rukiye Yıldırım, Bozkırın Sarı Sıcağından Alpler'in Beyaz Soğuğuna, Payda Yayıncılık, 2024.