Yusufoglu SinemaninDunu crBeyazperdeye saniyede 24 kare fotoğrafı art arda yansıtınca, gözümüz onu kesintisiz hareket olarak algılar. Görüntünün sürekliliği bir hikâye anlatan filme dönüşür. Seyirci topluluğuna ilk sunumu 1895’de ‘Bir Trenin La Ciotat Garına Gelişi’ filmi ilerleyen süreçte sinema sanatının varoluşunu ilan eder. “…tarihte ilk kez bir sanat dalı, teknolojik gelişmenin ivmesiyle ve onun doğrudan ürünü olarak doğuyor, insanlığın binlerce yıllık bilgi, görgü, deneyim −kısaca kültür− birikimiyle ve sanat mirasıyla bütünleşip ‘7’nci Sanat’ adını alıyordu.” (s.5)

“Teknolojik gelişmenin ivmesiyle” yol alan sinemanın sessiz döneminde film dili gelişir. İnsana dair hikâyeler perdeye yansır. Birinci Dünya Savaşı’nda (1914-1918) ve Büyük Bunalım yıllarında (1929-1932) Amerikan sineması, zamanın gerçeklerinden uzaktır. “‘American dream’ (Amerikan rüyası) ya da ‘Amerikan way of life’ (Amerikan yaşam tarzı) veya ‘free country’ (hür ülke) gibi yanılsamaları” (s.14) sunarken “…sadece ABD yurttaşları için değil, tüm uluslararası pazar için bir ‘oyalanma’ aracıdır.” (s.15)

Hollywood, yapısı, uluslararası etkileri, iç işleyişi (yıldız sistemi, erkek oğlu erkek kovboy ve gangster filmleri, romantik filmleri, müzikalleri, korku filmleri, Film Noir’ı, gösterişli yapımları) üzerinden eleştiri süzgecinden geçirilir.

1913 yılında Britanya’dan gelen bir vodvil oyuncusu Charlie Chaplin ya da halkın kendi söyleyişi ile Charlot-Şarlo, sinemanın en eleştirel oyuncusu ve yönetmeni olacaktır. “Şarlo tipinin yerini yaşadığı toplumun üretim sürecinde aramak gerekirse o, küçük işlerde çalışan, ne iş bulursa yapan, iş bulmak için semtten semte ya da kentten kente dolaşan kişidir.” (s.26) “Horlanmasıyla, itilip kakılmasıyla, açlığıyla, çektiği acılarla, Şarlo tipi, yoksulluğun lirik anlatımıdır.” (s.26)

Şarlo tipi, toplumsal ve ekonomik yapının; yoksula, evsize, dışlanana, acımasız ve hoyrat bir yaşam dayattığı koşulların ürünüdür. Şarlo içinde yaşadığı toplumda komik ve trajik olanı, seyirciyi güldürüp ağlatarak perdeye yansıtır. Kitabın 25 sayfalık Şarlo bölümü, bu büyük sinemacının evrenselliğine vakıf olmak için referans alınabilecek başvuru kaynağıdır.

***

Kitabın Dışavurumculuk: “Dr. Caligari’den Adolf Hitler’e” bölümünde, Weimar Sinemasını anlatırken: Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasında Almanya’nın yaşadığı süreç, Hitler’i ve Faşizmi doğuran koşullar, sermaye gruplarının sinemaya etkisi, işçi sınıfının gidişata itirazları önemli filmler üzerinden aktarılır.

Savaşın karanlığında Almanya’nın sanat iklime dışavurumculuk damgasını vurmuştur. Das Cabinet des DrCaligari (1919) (Dr. Caligari’nin Muayenehanesi), ilk gerçek korku filmi ve Alman dışavurumculuğunun ilk örneği olarak kabul edilir. “Dr. Caligari kudretin kötüye kullanılmasını ve otoritenin despotizme dönüşmesini temsil ediyordu. Caligari’nin hipnotize ederek bir otomat gibi her istediğini yaptırdığı uyurgezer Cesare ise Prusya militarizminin şartlandırdığı ve robot gibi savaşa sürdüğü Avusturya-Macaristan imparatorluğu yurttaşlarıydı. Filmin yapıldığı tarihte, her iki yurttaştan birisi hâlâ aynı militarizmin ‘hipnotizması’ altındaydı.” (s.58)

Goebbels Sineması, Arbeit Macht Frei (Çalışma insanı özgür kılar), III. Reich Sineması ve Propaganda, Nazi Dönemi Film Örnekleri, Nazilerin Demokrasi Düşmanlığı, Şefe Tapınma Filmleri başlıklarıyla, Almanya’nın Hitler dönemi teşrih masasına yatırılır.

***

No Pasaran! bölümünde, İspanya İç Savaşı, çekilen kurgu ve belgesel filmler, yazılan romanlar zemininde anlatılır: iç savaşın sebebi, Cumhuriyetçi ve faşistlerin tavrı, Faşist Almanya, Faşist İtalya ve SSCB’nin etkileri, Fransa’nın ikircikli tavrı ve farklı ülkelerden İspanya’ya gelen gönüllülerden oluşturulan Uluslararası Tugaylar. Ve Guernica… Sinemanın belgeleme gücü ile bugüne aktarılır.

***

Fransa sinemasının Altın Çağında, film yönetmenlerinin, sinema dilinin zenginleşmesi ve bir Fransız ekolu oluşmasında katkıları vardır. Bu dönemle ilgili yaratıcı yönetmenler ve filmleri üzerinden kitapta kapsamlı bilgilendirme yapılır. 1940 Alman işgali yıllarında Fransa’nın toplumsal, siyasal ve ekonomik durumu, işgale karşı direniş hareketleri özelinde ve sistem yanlısı işbirlikçi filmlerle birlikte anlatılır.  

***

“İnsanlığın kültürel birikiminin artistik süreçleri deha diye kabul edilen pek çok sanatçıyla ve onların ölmez başeserleriyle taçlanmıştır. Bu olağanüstü sanatçılar arasında öyleleri vardır ki yaşamlarını adamış oldukları ve ürün verdikleri sanat dallarındaki diğer büyük meslektaşlarını da aşarak birer kutup yıldızı gibi parlamışlardır.” (s.225)

Sovyet sinemasının kutup yıldızı olan Sergei Eisenstein ve Lev Kuleşov, Dziga Vertov, Vsevolod Pudovkin, Aleksander Dovjenko, Andrei Tarkovski de filmleriyle anlatılır. 1917 Ekim Devrimi’nin getirdiği toplumsal değişimden en fazla etkilenen ve devrimin motive ettiği sanat sinema olmuştur.

***

İtalya’da Yeni Gerçekçilik: “Film yapımının nesnel koşullardan ve siyasal ortamdan etkilenmesinin belirgin örneklerinden birisi II. Dünya Savaşı sonrasında İtalya’daki Yeni Gerçekçilik (Neorealismo) akımıdır.” “Yoksulluk, işsizlik, evsizlik savaş sonrası ekonomik kargaşa, ne olacağını bilememek, belirsizlik filmlerin belli başlı unsurlarıydı. Öykülerde son yoktu, son, izleyiciye bırakılıyordu.” (s.261) Yönetmenler Luchino Visconti, Vittorio De Sica, Federico Fellini, Michelangelo Antonioni filmleri ve düşünsel tutumları, savaş sonrası İtalya’sının savaş sonrası insanını filmlerine konu edinirler.

***

Sinemanın varolduğu koşulların sosyal, kültürel, ekonomik, estetik, ideolojik, teknolojik etkilerinin öncelikle ele alındığı Sinemanın Dünü*, 1985-1987 yılları arasında çıkan DÜŞÜN dergisinde Yalçın Yusufoğlu’nun Refik Zerengil müstear adıyla yayınladığı bir dizi sinema yazısından oluşur. Benzeri kitaplardan farkı, gelişim çizgisini tarihsel materyalizm anlayışı ile yorumlayarak toplumsal değişimin ve dönüşümün sinema yaratıcılarına etkisini es geçmemesi, iktisadi üretim biçimlerinin sanattaki belirleyici etkisini vurgulamasıdır. “Sadece bir sinema tarihçesi vermeyi değil, bu tarihçeye yansıyan toplumsal gerçeklikleri anmaya çalıştım. Tabii ki sinema yapıtlarının genel kabul görmüş estetik kalitesi de çalışmanın asıl konusu oldu.” (s.2)

Düşün dergisi, 12 Eylül Faşist cuntasının baskı ve saldırılarının oluşturduğu toplumsal iklimde, neoliberal ekonomik yapılanmayla insana dair her şeyin piyasa sunulduğu, kültürel, estetik ve sanatsal yozlaşmanın yaygınlaştığı bir ortamda yayınlanır. Düşün dergisi, kültürel ve entelektüel kırıma karşı siyasi direniş ve mücadelenin gerekliliğine dikkat çeken bir yayındır. Yalçın Yusufoğlu’nun sinema yazıları da bu mücadelenin parçasıdır.

* Sinemanın Dünü, Yalçın Yusufoğlu, h2o Kitap, 2022.