TSIP ViransehirMitingi 1975Sosyalist hareketin ülkemizdeki önde gelen konularından birisi de ulusal sorundur. Ulusal soruna bakış, bu konudaki tutum ve politika Marksizm ve proletarya enternasyonalizmine bağlılığın temel ölçütlerinden birisidir. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”nın dokunulmazlığı ve bu hakka ne surette olursa olsun hiçbir kısıtlama getirilemeyeceği ilkesini her zaman savunmuştur, savunacaktır.

Çok uluslu bir ülke olan Türkiye’de ulusal sorunun özellikle önemi vardır. Türkiye’de ulusal sorun denilince esas olarak kastedilen Türkiye Kürdistanı’nda yaşayan Kürt ulusal topluluğuna değin meselelerin tümüdür. Ayrıca Türkiye’de Arap, Rum, Ermeni, Yahudi, Çerkez, Gürcü vb. çeşitli azınlık halkları vardır. Bunların da kendi etnik durumlarından kaynaklanan çeşitli meseleleri olduğu bir gerçektir. Ama bu etnik meseleler Kürt halkının ulusal sorunuyla aynı boyutlarda ele alınamaz. Çünkü Türkiye’de başlıca ezilen ulus olan Kürt halkının coğrafi, tarihsel, sosyal ve kültürel apayrı bir konumu vardır.

Türkiye’de ulusal sorun İlke Dergisi’nin 1978 başında yayınlanan 46-47-48-49. sayılarında etraflıca ele alınmıştır. Genel hatlarıyla bugün de geçerliliğini koruyan söz konusu incelemede Türkiye Kürdistanı ve buradaki ulusal mesele özgül konumlarıyla ele alınmış ve çözümler getirilmiştir.

İlke Dergisi, adı geçen 49. sayısında, “Türkiye Kürdistanı” terimini ilk kez açıklıyor, coğrafi anlamda sınırlarını çiziyor, Kürdistan’ın 4 parçaya bölünmüş olduğunu tespit ediyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk burjuvazisinin “Kürdistan”ı hiç olmazsa kâğıt üzerinde tanıdığını belirtiyor ve Türkiye Cumhuriyeti ile Kürdistan’da günümüze kadar gelişen tarihsel süreçlerin bir özetlemesini yapıyor...

“Ermeni Kırımı”nın zamanın Türk hâkim sınıfları ile Kürdistan feodallerinin işbirliği ile gerçekleştirildiğini açıklayan Dergi, daha sonra aynı hâkim ittifakın Kürt ve Türk halkına neleri reva gördüğünü aktarıyor, “hangi ülkede bir ulus bir başka ulusu eziyorsa, o ulusun kendisinin de özgür olmadığı açıktır” diyordu.

Daha sonra “Kürdistan’ın geri kalmışlığı” ve Türkiye Kürdistanı’nın bağımlı ekonomisini irdeleyen Dergi, o sıralarda faaliyet gösteren bütün parti, grup ve kadrolar arasında sıcak tartışma konusu olan, “sömürge, bağımlı ulus, ezilen ulus” tanımlamalarına açıklık getiriyor, “Lenin’in bağımlı ulus ile sömürge ulus arasında kategorik bir ayrım yapmadığını, sömürge ulus ile bağımlı ulus karakterinin iç içe geçtiğini” vurguluyordu.

Yine adı geçen dergi “iki halkın ortak düşmana karşı ORTAK mücadelesi, Türk ve Kürt tüm devrimci, ilerici, anti-emperyalist (ulusal), anti-faşist, anti-feodal (demokratik) güçlerin ortak bir devrimci-demokratik cephe halinde toplanmalarını gerektirir” diyor, her iki ulusun ileri işçilerine tek bir proletarya partisi içinde toplanmayı öneriyordu. Çok uluslu ülkelerde, ezilen ulusun proleterlerinin aynı parti çatısı altında örgütlenmesinin özgül biçimler alabileceğine işaret eden İlke Dergisi, bu Leninist örgütlenme modelini Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’na uygulayarak “aynı parti içinde özerk örgütlenme” önerisi getiriyordu

Bugün Türkiye’de Amerika’nın emperyalist ve saldırgan emellerine sonuna kadar angaje olmuş faşist bir Cunta işbaşındadır. Ve tüm faşist yönetimlerin şaşmaz ayracı olan şovenizm, doludizgin hükmünü sürdürmektedir. Türkiye’nin her tarafında estirilen devlet terörü Kürdistan’da kat kat yoğunlaşmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak Kürt halkının, Türk şovenizmine, bu şovenizmin somutlandığı Cunta’ya, onun temsil ettiği egemen güçlere karşı olan başkaldırı potansiyeli hızla kabarmaktadır.

Bugün Orta Doğu’nun dünya politikasındaki hareketli konumu, Kürt sorununun önemini bir kat daha artırmaktadır. Çünkü Kürdistan bölgedeki 4 ayrı ülke tarafından paylaşılmıştır ve Kürtler bu ülkelerin hepsinde ezilen ulus durumundadırlar. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin çok ileri boyutlara ulaştığı, bağımsızlık savaşı veren halkların zaferden zafere koştuğu günümüz dünyasında, Kürt ulusunun kendi kaderini kendi tayin etmesi doğrultusundaki mücadeleleri hızla gelişmekte ve ileri boyutlara varmaktadır. Bu nedenle ulusal kurtuluş hareketinin güçlenmesinden her zaman dehşetli tedirgin olan emperyalist mihraklar, ilk başta da ABD emperyalizmi bölgedeki Kürt hareketlerini ulusal kurtuluşçu mecralardan saptırmak için her türlü yola başvurmaktadır. Haig’in Türkiye’yi ziyareti nedeniyle bir İngiliz dergisinde de açıklandığı gibi ABD emperyalizmi bölgedeki bağımsızlıkçı Kürt hareketlerini bastırmak için en çok Türk Cunta’sına güvenmektedir. Kuzey Irak’ın Türk ordusu tarafından işgal edilmesi planının başlıca amacı budur. Öte yandan 2. Enternasyonal de bölgede boş durmamaktadır. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin en temel müttefiki ve yardımcısı dünya sosyalist sistemi olduğu, bağımsızlığını kazanan genç uluslar, Sosyalist ülkelerle yakın ilişkiler kurup çoğunlukla ülkelerinde sosyalizmi amaçlayan bir gelişme yolu tercih ettikleri ve bütün bunlar dünya devrimci sürecini güçlendirdiği için anti-sovyetik, anti-komünist 2. Enternasyonal partileri Kürt hareketleriyle yakından ilgilenmekte, bu hareketler içindeki sosyalist eğilimleri kendi “sosyalizm” anlayışlarına kanalize etmeye çalışmaktadırlar. Bu şartlar altında, bölgede ekonomik ve sosyal anlamda en gelişkin yapıda olan Türkiye Kürdistanı, buradaki hareketler, özel önem kazanmaktadırlar.

TSİP, Türkiye Kürdistanı’ndaki sosyal ve ulusal mücadele konusunda baştan beri savunduğu ilkeleri ve görüşleri bugün de savunmakta, bu temel üzerine kurduğu politikasını bugün de gütmektedir. Bunlara kısaca göz atarsak:

  • Kürt ulusunun geleceğini tayin konusunda tek söz sahibi Kürt ulusunun kendisidir. Kürt ulusu kendi istediği takdirde Türkiye’den ayrılıp ayrı bir bağımsız Kürt devleti kurmak hakkına sahiptir. TSİP, Kürt ulusunun ayrılma hakkını ısrarla savunur.
  • Kürt halkının bağımsız ayrı devlet kurmak hakkına sahip olması, bu hakkın mutlaka kullanılacağı anlamına gelmez. Marksizm-Leninizm ayrılma hakkını sonuna kadar savunur ama bu konuda tayin edici faktörün, içinde bulunulan somut şartların özgül durumunun olması gerektiğine de dikkati çeker. Sosyalistler ulusal sorunun çözümünde, ilk başta dünya devrimci süreci içindeki bütün-parça ilişkisinin diyalektik işleyişini esas alırlar. Şayet ayrı ayrı bağımsız devlet kurmak bu sürecin çıkarınaysa onu savunurlar ve bu yolda −hangi ulustan olurlarsa olsunlar− yardımcı olurlar. Aksi halde, yani ayrı devlet kurmak dünya devrimci sürecinin ilerleyişiyle bağdaşmıyorsa, bu ilerleyişe ket vuracaksa sosyalistler birliği, tek bir birleşik devlet içinde beraberce yaşamayı savunurlar. Ancak bu halde dahi ezilen ulusun seçişi ayrılmak ise bunu engelleyici bir tutum içine girmezler.
  • Ulusların kendi kaderlerini tayin “ayrılma” hakkını ödünsüzce savunan TSİP, Türkiye’de ve Türkiye Kürdistanı’ndaki hâkim sınıfların bütünleşmişliğinden hareketle, Türk ve Kürt işçilerinin aynı egemen tekelci burjuva zümresine karşı sınıf mücadelesi içinde olduğunu, bu nedenle, Kürdistan’ın ulusal ve sosyal kurtuluşunun da işçi sınıfı öncülüğünde bu tekelci burjuva egemenliğini yıkmakla sağlanacağını, bu nedenle işçi sınıfı öncülüğündeki Türk ve Kürt halklarının merkezi otoriteye karşı ortak mücadele vermeleri gerektiğini savunur. Türkiye Kürdistanı ulusal demokratik hareketinin geleceğine hiçbir ambargo koymadan, ulusların tam eşitliği ve gönüllü bağları çerçevesinde, işçi sınıfı öncülüğündeki Türk ve Kürt halk güçlerinin topyekûn bir devrim mücadelesi, verili şartlarda her iki halkı da kurtuluşa götürecek en etkin yoldur. Ancak TSİP, Kürt ulusunun ayrılma hakkı savunulmadıkça bu birlikteliğin sağlanamayacağının altını önemle çizer.
  • İdeolojik bakımdan proletarya enternasyonalizminin sonucu olarak her türlü milliyetçiliği reddeden TSİP, politik planda Türk milliyetçiliğinin gerici ve karşı-devrimci özünü ve şoven karakterini, buna karşılık Kürt milliyetçiliğinin ise bir ezilen ulus milliyetçiliği olarak demokratik bir öz taşıdığını vurgular, politik alanda her iki milliyetçiliğin aynı kaba konulamayacağını belirtir.

Türk milliyetçiliği, ezen ulus içinde derin izler ve şartlandırmalar bırakmıştır. Bu nedenle Türk milliyetçiliğine, yani ezen ulus şovenizmine karşı mücadele ulusal sorunda ve Kürt ulusal demokratik hareketinin önünün açılmasında büyük önem taşımaktadır. TSİP ezen ulusun emekçileri arasındaki şovenizmin ve milliyetçiliğin şartlandırmalarına, tortularına karşı mücadeleyi birincil görev olarak önüne koymaktadır ve bu mücadelenin sadece Kürt halkının demokratik güncel haklarını, taleplerini savunmakla sınırlı olmayıp, esas olarak ayrılma hakkını savunmak noktasında düğümlendiğini ifade etmektedir.

  • Çok uluslu ülkelerin ulusal sorundaki problemlerinin birisi de proletaryanın siyasi örgütlenmesinde ortaya çıkar. Bir tarafta ezen ulus milliyetçiliğinin etkisiyle ulusal sorunun proletarya örgütlenmesindeki özgüllüğünü gözden kaçıran tutum, öte yandan ezilen ulusun ayrılma hakkını mutlaklaştıran eğilimler −bugün Türkiye’de olduğu gibi− işçi sınıfının siyasi örgütlenmesinde kargaşalara ve bölünmelere yol açabilir. Bunu önlemenin, varsa aksaklıkları gidermenin yolu hangi ulustan olursa olsun tüm Marksist-Leninistlerin mevcut sınırlar içerisinde tek bir örgüt çatısı altında birliği savunmalarından, bunun için çaba göstermelerinden geçer. Çünkü bugün Türkiye’de tek bir işçi sınıfı vardır. Bu konuda önemli olan işçilerin milliyeti değil, fakat üretim içindeki, sosyal hayattaki ve mücadeledeki konumlarıdır. Günümüz Türkiye’sinde Türk, Kürt hangi ulustan −veya diğer azınlık halklardan− olursa olsun işçilerin tümü üretim içinde aynı konuma sahiptirler. Aynı fabrikalarda, aynı işyerlerinde, aynı tezgahlarda birlikte çalışmaktadırlar, patrona karşı omuz omuza davranmaktadırlar, aynı egemen güçler tarafından ezilmekte ve sömürülmektedirler ve amaçları Türkiye tekelci burjuvazisinden, onun ve ortaklarının tahakkümünden ve sömürüsünden kurtulmaktır. Böyle olunca da proletaryayı ülke içinde tek bir parti temsil eder, etmelidir.

Böyle bir parti elbette ki çok uluslu ülkenin gerektirdiği özelliğe sahip olmalıdır. Çok uluslu ülkelerin bu konudaki pratikleri bizlere de yol gösterir. İlkesel olarak bu konuda gözetilecek baş nokta ezilen ulus içindeki örgütlenmede demokratik merkeziyetçiliğin esaslarını ve işleyişini zedelemeyecek azami serbestliği işlevli kılması ve örgütün tümü içinde en üst kademeden en alt birimlere kadar ulusal kökenlerin hiçbirine imtiyaz tanınmaması, bu konuda tam bir eşitlik güdülmesidir.

  • Açıktır ki, ulusal sorunun olduğu yerde proleter nitelikli olmayan fakat ulusal bağımsızlık güden diğer yurtsever hareketler de bulunur. TSİP’in bu konudaki ilkesi, bunlarla ittifak içinde olmak, Türkiye’deki burjuva iktidarlara karşı onlarla bir cephe oluşturmaktır. Günümüz Türkiye’sinde burjuva iktidar faşist Cunta eliyle sürdürülmektedir. Bu nedenle bugün esas görev, hangi ulustan olursa olsun tüm anti-faşist güçlerin, en geniş demokrasi cephesinde birleşmeleri ve Cunta’yı devirmeyi hedefleyen bir demokrasi mücadelesini adım adım hayata geçirilmesidir.

“Türkiye Sosyalist İşçi Partisi 8.Yılında” (Gerçek Yayınları, Haziran 1982) adlı kitaptan alınmıştır.

Kızılcık’ın notu: İlke dergilerine TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı) süreli yayınlar arşivinden erişilebilir:

İlke, “İran TUDEH Partisi ve Ulusal Sorun”, s. 25-29; M. Keyhan, “İran Tudeh Partisi ve Ulusal Sorunun Marksist-Leninist Çözümü”, s. 31-40, İlke, Ekim 1977. (46. sayı, PDF - 5,4 MB.)

İlke, “Türkiye’de Ulusal Sorun”, s. 86-126, İlke, Aralık 1977/Ocak 1978. (48-49. sayı devamı, PDF - 9,2 MB.) Bu yazı ayrıca Kızılcık dergisi 46. sayısında (s. 49-72, Ocak-Şubat 2012) “35 yıl öncesinden bir belge” başlığıyla, giriş ve s. 71-72’deki ek notlarla birlikte yayınlanmıştır.