Sola, sosyalistlere ve giderek bağımsızlıkçı düşünce ve ideolojilere malolmuş, açıklama gücü tartışılmaz kavramlardan biri de “emperyalizm” dir. Somut bir gerçekliği anlatır ve onsuz, dünya ya da herhangi bir ülke gerçekliği kavranamaz. “Küreselleşme” gibi emperyalizmin tarihte kaldığını ya da bir “üst evre”ye dönüştüğünü ima eden kavramlar tutmamış, gerçeklik üste çıkmıştır. İşte bu emperyalizm 20. Yüzyıl boyunca ders aldığı ülke ve toplumlara şimdi ders veriyor. Elbet önce kuralını koyuyor: Günümüz dünyasında “bağımsız” olunamaz; “globalleşme”nin dışında kalınamaz; “küreselleşme” ye karşı konulamaz; bundan zarar da görülse ülke çıkarı, halk sağlığı ve benzeri gerekçeler ileri sürülemez; üretim araçları, doğal kaynaklar, topraklar için “bu bizimdir” denilemez. Bu kurala ters düşen ve direnen toplumların ekonomik gelişmesine, istikrarına izin verilmez, aksine davranan politik yönetimler ayakta kalamaz...
Öyle de oluyor mu, olmuyor mu?
Türkiye telekomunu, havayolunu, bankasını, pılını pırtısını uluslarüstü emperyalist sermayeye satmakta önüne konulan takvimi bir gün aksattı diye görün ve yaşayın, neler oluyor? Daha da neler olacak!
Bu böyle gittikçe ve giderse işin nereye varabileceğini Yugoslavya’ya bakın anlarsınız.
Miloseviç’i tutukla, bana ver, sana şu kadar para ve şu tarihe kadar mühlet... Borç senedi öder gibi vadenin son günü Miloseviç hapiste ve paranın yarısı serbest! Öbür yarısı da emperyalizmin ajanlarına paketlenip teslim edildiğinde ödenecek... Kim ödüyor bu borcu? Güce tapan dünyanın “halk devrimi” diye selamladığı bir yönetim. Ne halkı, ne devrimi? Borç kime ödeniyorsa onun devrimi, CIA devrimi! Kızılcık gününde bunun altını çizmişti.
Hesap belli: Avrupa’nın kıyısında, Balkanlar’da küreselleşmeye kendi yapısında olan dirençlerden dolayı ayak uyduramayan ayrık otlarını temizlemek. ABD ve Avrupa emperyalizminin, bir gözü kapitalist Rusya’nın geleceğinde, öbürü Ortadoğu ve Avrasya petrollerinde müşterek siyaseti.
Miloseviç zaten bir despottu, Yugoslavya’da “özgürlüğün altyapısı”nı kurmak için paraya ihtiyaç var, “Normal alışveriştir,“ denilsin isteniyor. Denilsin de, Emperyalizm mi kurtaracak despotlardan, despotların ezdiği hakları?
Yani lafın ucu emperyalizmden “bağımsızlığa” uzanıyor. Bağımsızlık “tatsız” konu. Dünya küreselleştikten sonra artık lafı mı olur? Bağımsızlığın lafı edilemez olmuşsa, emperyalizmin lafı mı olur? Küreselleşmeyi veri kabul edenlere göre (aralarında pek çok solcumuz da var) artık pek çok şey veri. Emperyalizmin gelip Yugoslavya halkını Miloseviç’ten kurtarması da veri. İtiraz “bağımsızlık’a varır. Bağımsızlık artık tatsız ve gereksiz bir ideolojik saplantıdır. Yani salt maneviyattır. Karın doyurmaz.
Bu, sağda kurnazlık, solda ahmaklıktır. Dünyanın emperyalizmle ilişkisinden hiç maneviyat çıkar mı? Senin beş kuruş etmez despotuna milyonlarca dolar fiyat biçecek kadar aptal bir emperyalizm görülmüş müdür?
Ulus-devlet çerçevesi içinde sayısız refleksler belirir. Bunlar emperyalizme karşı olur, tarafsız olur, işbirlikçi olur, bencil olur, vb. Emperyalizm kendine yarayanı yanına, yaramayanı karşısına alır. Yararını bir despotu aşmakla veya bir despot yaratmakla gerçekleştirecekse yaratır veya satın alır. Despotunu satıp kârlı çıktığını sanan toplum yanılır. Gerçekte o toplum bundan sonra ortaya çıkacak şu veya bu refleksini de fiyatını buldukça satmaya hazır bir topluma dönüşür. Dönüştüğünde fiyatı düşer. Emperyalizmle ilişkinin bu şaşmaz diyalektiğidir toplumları, halkları köleleştiren.
Köle olmak veya olmamak. Köleliği kabullenmek veya reddetmek... Sorun üzüm yemekten, yani “karın doyurmak”tan ibaretse, bunlar ilk bakışta ve her renkten küreselleşmeci bakışta “maneviyat”mış ya da ideolojiden ibaret şeylermiş gibi gözükürler. Oysa kölelik, “maneviyat” değeri çok düşük bir AÇLIK durumundan başka bir şey değildir.
Sorun, bugün var yarın yok bir despottan kurtulup kurtulmamakta ya da “ulusal onur”u koruyup korumamakta değil, emperyalizme yakalanıp yakalanmamaktadır. Yakalanan, her zaman halktır. Çalışanlar, sokaktaki adam, çoluk çocuk... Emperyalizm halkları yakalar: Özgürleştirmek için değil, sömürmek için. (“Bazı halkların sorunu sömürülmek değil, yeterince sömürülmemektir,” diyen eski-yeni solcularımız var, biliyorsunuz!)
Bunlar, artık geride kalmış klasik komünist söylemler, öyle mi?
Doğru olan geride kaldıysa beis nedir?

Siyaset
Ekonomi
Dünya
Kültür-Anma