HDP’ye bir oy verdik, onun hesabını soruyoruz gibi anlaşılmasın.
Benimkisi hatırlatma.
HDP’nin gündemi PKK’nın
gündeminden ayrışamıyor.
Oysa ayrışmalı.
HDP PKK’dan daha hassas olmalı.
Örneğin Kobani veya Rojava’da.
Rojava Suriye’de.
Esad rejiminin egemenliğinde.
Bu egemenlik fiilen ortadan kalkmış olsa bile
hukuken hala geçerli.
Oysa HDP politika ve eylemlerinde
Rojava Türkiye Kürdistanı’na ilhak
edilmiş gibi duruyor.
***
Daha da anlaşılır olması için devam ediyorum.
Türk devlet siyasetinin ana değişmezleri vardır.
Kafkasya sorunu, Balkan sorunu,
Kars-Ardahan-Batum sorunu,
Kuzey Irak (Musul) sorunu, Rojava dahil Kuzey
Suriye sorunu, 12 adalar sorunu gibi…
Buralarda statü 80-100 yıl önce donmuştur.
Türk devleti bunu kabullenmiştir.
Bu nedenle aşırı statükocudur.
Donmuş statüyü cansiperane savunur.
Kimse elini değdirmesin ister.
Ama ne zaman ki biri çıkar, bu statükoya
burnunu sokar, Türk devleti ayağa kalkar.
“Önce ben varım”, der.
Türk devletinin bu hassasiyetine
boyun eğilmeli demiyorum ben,
sadece bilinsin yeter.
***
HDP’nin gündeminde baş sıraya geldiği için
Kuzey Suriye’yi ele alalım.
Burada siyasal statü Türk devleti “evet” demeden
değişmez.
Türk devleti “hakkını” mutlaka ister.
Devlet haksız da değildir, çünkü buralarda
statü kesinleşmemiş, sadece dondurulmuştur.
Donmuş statü değişecekse akla “alacaklı devlet”
olarak ilk Türkiye gelir.
Dünyanın kabulü de böyledir.
Buralar için ne zaman ki yeniden paylaşım
konuşulmuştur; şaşmaz biçimde akla ilk gelen
Türk devleti olmuştur.
***
Mesela;
“İngiliz Dışişleri Bakanı Eden 15 Aralık 1941’de
geldiği Moskova’da Stalin ile görüşmesinde;
Stalin gelecekteki sınırlara ilişkin görüşlerini
açıklarken aynen şöyle diyordu: ‘Türkiye, Ege’de
Yunanistan için önemli adalarda O’nun lehine
muhtemel ayarlamalardan sonra, 12 Ada’yı almalıdır. Türkiye, Bulgaristan’dan ve mümkünse
Kuzey Suriye’den bazı kısımları da almalıdır.’”
(Kâmuran Gürün, “Türk-Sovyet İlişkileri (1920-1953)”, Ankara, 1991, s. 242-243;
Suat Bilge, “Güç Komşuluk”, Ankara, 1992, s. 162;
Harry Howard, “The Entry of Turkey into World War II”, Belleten, XXXI/122 (1967), s. 224.)
“Stalin daha önce Moskova görüşmeleri sırasında,
1 Ekim 1939’da da Saraçoğlu’na, Yunan Adalarının
Türk kıyılarına yakın olanlarının Türkiye’nin eline
geçmesi gerektiğini söylemiş, 12 Ada’nın da gene
Türkiye’ye bırakılması veya Türkiye ile Yunanistan
arasında bölüşülmesi gerektiğini ileri sürmüştü.
Stalin’in bu sözlerini Moskova Büyükelçisi Haydar
Aktay doğrulamış, hatta teklifin, Türkiye savaşa
girmese de geçerli olacağını söylemişti.”
(Rıfkı Salim Burçak, “Moskova Görüşmeleri ve Dış Politikamız Üzerindeki Tesirleri”, s. 90.)
Musul vilayeti, yani (Irak Kürdistanı) da böyledir.
1925 tarihli Milletler Cemiyeti bir Musul komisyonu
kurmuştur. Komisyon bir rapor hazırlamıştır.
Rapor Musul’un 1932'de kurulacak Irak'a dahil edilmesini önermiştir. Ancak bir şart koşmuştur:
Kurulacak Irak devleti vaazedilen bazı şartları yerine getirmezse,
Musul’un Türkiye'ye iadesi gündeme gelecektir.
Bu bazı şartlardan biri de Kuzey Irak Kürtlerinin hakları konusundadır.
J.B.Kelly 17 Eylül 1990 tarihli National Review Dergisinde
Türkiyeyi konuşalım (Let's Talk Turkey) başlıklı yazısında
BM’nin bu raporunu gündeme getirmiştir.
Bu raporu Talabani Turgut Özal’a getirmiştir.
Özal’ın “Kürtlerle Federasyon kuralım” dediği
şayiası bu nedenle çıkmıştır.
Türk devleti ile iş tutan herkes bunları hatırlamak zorundadır.
HDP Türk devleti ile iş tutmaktadır.
***
Bugünün konusu değil fakat doğrusunu bilmek zarar getirmez diyelim, 12 adaları hatırlayalım.
Stalin’in 1939’da ve 1941’de, Türkiye’ye verelim dediği Kuzey Suriye, Musul, 12 ada ve bölüm Bulgar toprağını,
İnönü “gözü tok” olduğu için reddetmemiştir. Akıllı davranmış, hesap kitap yapmıştır. Bulgaristan toprağından hemen o yıl (1939), Türkiye’den Bulgaristan’a sürdüğü Bulgarlara tahsisi şartıyla vazgeçmiştir.
Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ı reddetmesi ise, “Stalin savaştan sonra, verdiklerinden daha fazlasını bizden geri isteyecektir” öngörüsüne dayanır. Nitekim bu öngörü doğru çıkmış, savaşın bitiminde Stalin Türkiye’den, Kars-Ardahan’ı, geri istemiştir.
İsmet İnönü’nün 12 Adalar’ı reddetmesi ise, zoraki tehcir, katliam ve mübadele ile hallettiği “Rum meselesi”ni yeniden Türkiye’nin içine almaktan sakındığı içindir.
Türk devleti ile iş tutarken, Reyting tarihçisi
M. Bardakçı’dan öğrenilenle yetinilmemeli.