31 Mart Pazar günü yerel seçim yapılacak. Bin küsur belediye başkanı, binlerce belediye meclisi ve il genel meclisi üyesi, on binlerce muhtar ve ihtiyar heyeti üyesi seçilecek. Seçilmek için yarışanların sayısı yüz binleri buluyor.
Görünürde tam bir demokrasi şöleni yaşıyoruz. Afişler, pankartlar, kapalı ve açık alan toplantıları, seçim şarkıları, anonslar, buluşmalar, vaatler… Tabii ki polemikler, atışmalar hatta kavga ve kaos… Dürüstlük, doğruluk, çalışkanlık, güvenilirlik, liyakat söylemleri gırla. Yalan, dolan, ikiyüzlülük, sahtecilik, rakibi karalama gibi küçük(!) girişimler ise işin tuzu biberi.
Yapılacak seçimleri herkes çok önemser görünüyor. Önemseme nedenleri farklı olsa da söylenilenlere kulak verirseniz 1 Nisan sabahından itibaren çok farklı bir ülkeye hatta dünyaya uyanacağınızı sanırsınız. Belediye başkanlığı veya mahalle muhtarlığının bu denli önem arz ettiği başka bir dönem yaşanmamıştır herhalde!
Söylem böyle de ya eylem? Bir bakalım.
İktidar partileri (AKP-MHP) seçimde kuracakları ortaklık konusunda tam olarak anlaşmış durumdalar. Birkaç cılız sesin dışında partililerin mutabakata varılan bu ortaklığa pek itirazları yok gibi. (Bu uyumun asıl nedeni, itiraza yelteneceklerin başına neler geleceğinin bilinmesidir herhalde.) Cumhur ittifakı ortakları, 31 Mart yerel seçimlerinin önemini fark etmiş gibi davranıyorlar.
Ya muhalefet? Muhalefette durum biraz karışık. Söz başka, eylem başka. Muhalefetin bu seçimi önemseyip önemsemediğini anlamak zor. Söylediklerine değil de tutumlarına baktığınızda muhalefet bu seçimleri çok mu önemsiyor, hiç mi önemsemiyor karar veremiyorsunuz.
Nasıl mı, şöyle: Muhalefette şu ana kadar seçime yönelik bir iş birliği veya ortaklık kurulmadı. Bu konuda söz var, eylem yok. Her parti kendi adaylarıyla seçime girmeyi bir marifet sayıyor. “Türkiye ittifakı”, “İstanbul ittifakı”, “Hatay ittifakı”, “Dersim Halk ittifakı”, “Kent uzlaşısı”, “Komünist belediyecilik” vb. bir sürü ittifak dillendiriliyor ama icraat hak getire. (Gelecek Partisi ile Saadet Partisi’nin ittifakına haksızlık etmeyelim!)
Yukarıda adı geçen ittifak veya iş birliği önerilerinin hiçbirisinden elle tutulur bir sonuç çıkmadığına göre muhalefetin bu seçimi pek de önemsemediği ortaya çıkmış oluyor. Belki de bazıları bu seçimi gereğinden fazla önemsediği için böyle davranıyordur, bilemiyoruz.
Şunu belirterek devam etmekte yarar var: Yerel yönetimlere büyük misyonlar biçerek oradan iktidar yolunun açılabileceğine (hele de sosyalist iktidar!), yerel demokrasi sayesinde toplumda büyük bir dönüşüm sağlanabileceğine; bu yolla ülkenin demokratik biçimde ileriye doğru bir hamle yapabileceğine inananlardan değilim. Yerel seçimlerin (hatta tüm seçimlerin) hiçbir önemi olmadığını, egemen güçlerin kendi iktidarlarına meşruiyet kazandırmak ve halkı oyalamak için düzenlediği bir oyundan ibaret olduğunu, bundan dolayı seçimlere katılmanın bir işe yaramayacağını iddia edenlerle de ciddi anlamda ayrı düştüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.
Şimdi politik olarak kendimi yakın hissettiğim sol/sosyalist partilerin bu seçim sürecinde takındıkları tavırlara ilişkin bazı soruları sıralayacağım.
1) Maçoğlu’nu Kadıköy belediye başkanlığına aday gösteren TKP’nin basın açıklamasında ilan ettiği “komünist belediyecilik” tam olarak ne anlama gelmektedir? Bu ifadeyle ne kastedilmektedir? Seçmenlere hangi komünist uygulamaların yapılacağı vaat edilmektedir? Diğer partilerin vaatlerinin dışında hangileri “komünist belediyecilik” kapsamına girmektedir?
2) DEM Parti, ülkenin batısında ittifak veya iş birliği olabilmesi için diğer partilere hangi koşulları şart koşmaktadır? Bu koşulları somut olarak kamuoyuna açıklaması gerekmez mi? Şu ana kadar eğer herhangi bir parti ile ittifak/iş birliği görüşmesi yapılmışsa bu görüşmelerin kamuoyuna tüm ayrıntılarıyla açıklanmasını beklemek seçmenlerin hakkı değil midir?
3) En yüksek oyu alabileceği genel kabul gördüğü halde Başak Demirtaş İBB başkanlığı adaylığından niçin vazgeçmiştir? Bu konuda DEM Parti tarafından kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılması gerekmez mi?
4) DEM Partinin iktidar (AKP) ve muhalefet (CHP) ile ilişkiler konusunda, sekiz ay önceki tavrının tam tersine bir tutum almasının nedeni nedir? Bu süre içerisinde böyle bir tutum değişikliğini gerektiren hangi gelişmeler olmuştur?
5) Türkiye İşçi Partisi, Barış Atay gibi tanınan ve sevilen bir eski milletvekili varken genel seçimde İyi Parti’den milletvekili adayı olan Gökhan Zan’ı hangi ölçüte göre Hatay BB başkanı adayı göstermiştir?
6) CHP yönetimine sorulacak soruları alt alta yazmaya kalksak bu yazıya sığmaz. Sol/sosyalist güçlerle geçmişten beri hiçbir hal ve şart altında iş birliği yapmayan ve bu güçlerin kendisini kayıtsız şartsız desteklemesi gerektiği konusundaki geleneksel tutumundan vazgeçtiğine dair en küçük bir emare olmayan CHP’ye soru sormayı anlamsız bulurum.
CHP nasıl olması gerekiyorsa yine aynı. Kurucusu olduğu devletin bekası adına demokratik refleksleri iğdiş olmuş durumda. Her ne kadar yöneticileri “yenilikçi” olduklarını iddia ediyor olsalar da adalet ve demokrasi konusundaki ufukları altı okun sivri uçlarıyla sınırlandırılmış. Kendi içinde bu sınırların genişletilmesi ve Batılı anlamda burjuva demokratik bir yapıya dönüşmesi çok zor. Sol/sosyalist güçlerin kitlesellik kazanmasıyla CHP’nin bu tutsaklıktan kurtulması belki olasıdır.
Demokratik siyaset yolunu seçmiş Kürt partilerinin ise ülkedeki antidemokratik devlet uygulamalarından fırsat bulamadıkları için günlük siyasette yaratıcı manevralar yapamadıkları görülüyor. Haklı olarak kendi dayandıkları Kürt halkının öncelikli taleplerini Türkiye halklarının ve emekçilerinin ihtiyaç ve talepleriyle birleştirmekte zorluk yaşıyorlar. Her fırsatta bunu denemeye çalışmalarına rağmen uğradıkları baskı ve ötekileştirme nedeniyle geniş kitleleri samimiyetleri konusunda ikna etmekte güçlük çekiyorlar. İş birliği ve dayanışma içerisinde bulunabilecekleri sol/sosyalist güçlerin siyasette etkin bir konumda bulunmamaları da Kürtlerin işini zorlaştırıyor. DEM Parti de aynı sıkışmışlık içerisinde günübirlik politikalarla durumu yönetmeye çalışıyor. Bu durum çoğu zaman partinin politikalarında farklı yönelişlere neden oluyor. Devlet ve onun doğal müttefiki olan azgın milliyetçi kesimin baskı ve zorlaması yüzünden ne Kürtlerin taleplerini açık ve net politikalarla savunabiliyor ne de Türkiye halklarının temel sorunlarına sahip çıkmaya gücü yetiyor. Kimlerle, hangi ortamlarda yan yana gelinebileceği, hangi siyasal yapılarla ortak iş yapılabileceği konusunda ikircikli davranma durumunda kalıyor. Her seçim öncesi Kürt siyasi partilerinin yaşamış olduğu sorunu DEM Parti bu seçimde de yaşıyor. Sonuçta öyle bir noktaya gelindi ki DEM Parti’nin önümüzdeki yerel seçimde ne yapmaya çalıştığını hiç kimse tam olarak anlamıyor, anlatamıyor. Bu durum sadece Kürtleri değil tüm demokrasi güçlerini zor duruma düşürüyor.
TKP ve TİP özelinde ifade edecek olursak Türkiye sosyalistleri maalesef seçimlerde egemen sınıflarla değil de hedef seçtikleri diğer sosyalistlerle yarışma alışkanlıklarını terk etmeyi denemiyorlar. Bu durum normalleştiği için de sol/sosyalist güçlerin ilkeli ve uzun erimli birlikler kurmaları mümkün olmuyor.
Önümüzdeki seçimlerde seçilecek yerel yöneticilerin çok büyük bir kısmı (hangi partiden olduklarından bağımsız) yönetecekleri kentlerde oluşacak imar rantının paylaşılmasında rol üstlenecekler. Kimileri daha çok yol, kavşak, köprü, metro, kaldırım yapacak, kimileri çöpleri toplamakta başarılı olacak; bazıları yoksullara destek olma konusunda duyarlı davranacak, kültür, sanat etkinliklerine daha çok yer verecek ama unutulmasın ki bu sistemde belediyeciliğin temel işlevi imar rantının bölüşülmesidir. Yoksullara, kentte yaşayanlara daha farklı hizmetler yapılamaz mı, yapılır. Bir miktar izin de verirler. Ne zamana kadar? Mevcut düzenin sınırlarını zorlayana, imar rantını kendisine hak sayan bir avuç imar baronunun çıkarlarına dokunana kadar.
Bu seçim de daha öncekiler gibi ele alınmalıdır. Seçime ve seçileceklere aslında var olmayan misyonlar yüklememek en doğrusu. Hatta bu seçimler boykot edilecek kadar bile önem taşımıyor. Yurttaş olarak belediye başkanı veya muhtar seçerken, domates satın alırken gösterdiğimiz özeni göstermek yeter de artar bile.
11 Şubat 2024.