Liebknecht FransadaAntimilitaristMiting 1914Solcular, sosyalistler vicdan sahibi insanlardır. Hatta genel olarak toplumun vicdanı olarak değerlendirilirler.

Savaş, neden olduğu yıkımlardan dolayı vicdanlara sığmaz. Başta çocuklar, kadınlar ve yaşlılar olmak üzere tüm insanlığın ve doğanın büyük bir felaket yaşamasına neden olur. Bundan dolayı vicdanlı hiç kimse savaşı olumlamaz.

Solcular, sosyalistler vicdanlıdırlar ama ülkelerin vicdanla yönetilmediğini de bilirler. Hele kapitalist dünyada vicdanın yerini uluslar üstü tekellerin ve onların işbirlikçilerinin “cüzdan”larının aldığının çok farkındadırlar.

Bilirler ki egemen sınıfların tetikçisi olan yönetimler, kendi ordularını “ayrılıkçı” diye tanımladıkları insanların üzerine bomba yağdırmak üzere görevlendirmişken, İsrail’in Filistinlileri bombalamasını vicdansızlık olarak nitelerler. Silah tekelleri milyarlarca dolarlık silah satışı yapabilsin diye ulusal veya bölgesel anlaşmazlıkları körükleyen bu yöneticiler, diğer yandan barış güvercini kılığında dünyanın dört bir yanında arz-ı endam ederler. Tabii ki solcular, sosyalistler bütün bu ikiyüzlülükleri görür ve gerçeği dünya halklarına anlatmaya çalışırlar.

Gel gör ki solcuların, sosyalistlerin işi çok zordur. Savaştan çıkarı olanların elindeki devasa propaganda araçları, özellikle savaş söz konusu olduğunda tüm olanaklarıyla devreye girer, geniş kitlelerin gerçeği anlamaması −daha doğrusu savaştan çıkarı olanların anlattıkları gibi anlamaları− için yoğun bir dezenformasyona girişirler. Savaşın kazanılmasında asıl etkili bombardıman budur. Yalan ve hilelerle dolu bu bombardımanla baş etmek, hiç de kolay değildir çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavramak; gerçeği geniş kitlelere ulaştırmak, bu gürültü-patırtı arasında sesini kitlelere duyurmak nerdeyse imkânsızdır. Yaratılan öyle bir dezenformasyondur ki solcusu, sosyalisti de neler olup bittiğini kavramakta güçlük çeker. Her şey iç içe geçmiş, bazı şeyler anlaşılamaz hale gelmiştir. Maruz kalınan bombardımanın etkisiyle çoğu zaman “bu kadarı da olamaz” denilecek noktaya gelinir, birey bilincine ve inançlarına şüpheyle bakmaya başlar. Bu aşamada savaşı, çıkaranlar kazanmıştır! Geniş kitlelerin doğru bilgiyi ve gerçekleri öğrenebilecekleri yegâne kaynak olan solcular, sosyalistler artık saf dışı edilmiştir.

Yaşanılanları anlamlandırmakta zorluk çeken solcular, sosyalistler çoğu zaman kendilerini çaresiz hissettikleri için vicdanlarına başvurmaktan başka çare bulamazlar. İnsan ve doğa sevgisi dolu vicdanlarına… Tam da burada yüksek sesle “Savaşa hayır!” diye haykırmaya koyulurlar. Kitlelerin de aynı şekilde haykırması için çaba harcarlar. Haksız da değildirler elbette. Savaşa karşı olmak, barış istemek erdemli bir davranıştır.

Ne var ki bu haykırışlar çoğu zaman bir işe yaramaz, savaşa karşı olduğunu bildiğimiz milyonlar tarafından da desteklenmez. Haklı bulunmadığı için değil, böyle haykırışların savaşa karşı bir işe yaramayacağını kitlelerin duyumsaması yüzünden…

Oysa solcuların, sosyalistlerin elindeki pusula, böylesi dönemlerde işe yarayabilecek çok önemli bir aygıttır. Pusulanın −eğer kendisini etkileyen başka bir manyetik alan yoksa− her zaman kuzeyi gösterdiği değişmez bir gerçektir. Eğer o pusulayı kullanmayı biliyorsak yaratılan gürültü-patırtı ne kadar yüksek olursa olsun yönümüzü bulmakta −gerçeği görmekte− zorlanmayız.

Nedir bu pusula? Nerededir? Nasıl kullanılır, okunur, yorumlanır?

Sınıf pusulası. Kapitalist dünyada, sınıfların var olduğu her yerde yol gösterici bir rehberdir sınıf pusulası. Yaşanılan sorunları bu pusula sayesinde tanımlayabilir, kavrayabilir ve çözümlerini bulabiliriz.

Savaşı kimler çıkarıyor? Ne için çıkarıyor? Çıkarılan savaştan kimlerin çıkarı var? Savaş çıkarılmadan önce kim, neler yaptı ve bu savaşın çıkmasına katkıda bulundu? vb. sorulara sınıf pusulası kullanılarak yanıt aramakla başlar tanımlama ve kavrama. Pusula bu aşamada çok önemli bir işlev görür. Başka manyetik alanlardan pusulayı korumak hayatidir, yoksa sapar, bizi yanlış yönlendirir. Savaşı tanımlamak ve kavramakta eğer sınıf pusulasını kullanırsak tek bir sorun kalır: Hangi sınıftan yana olduğumuz!

Solcular, sosyalistler, savaşı çıkaran, savaştan nemalanan egemen sınıflar ve onların tetikçiliğini yapan yöneticilerden değil, emekçilerden, yoksullardan, savaştan zarar gören milyonlardan yanadırlar.

Savaşa karşı önerilecek çözüm bellidir solcular, sosyalistler açısından. Her solcu, sosyalist kendi bulunduğu yerden, kendi ülkelerinden başlamak üzere kendi egemen güçlerine, onların tetikçisi yöneticilerine karşı “savaş” açmadığı sürece, onların var olan savaşla ilgili tutumlarını teşhir etmediği ve kendi ülkesinin emekçilerine bu gerçekleri anlatmaya çalışmadığı sürece savaşa karşı etkili bir mücadele vermiş olmazlar.

Rusya solcuları, sosyalistleri, Ukrayna saldırısına yeterli olmasa da ciddi bir tepki veriyor. ABD ve AB ülkelerinde ise Ukrayna savaşının çıkmasında en az Rusya kadar sorumlu olan egemen güçlere ve devlet yöneticilerine yönelik bir tepki söz konusu değil. Ukrayna solcu ve sosyalistlerinin Zelensky yönetimine savaş konusunda neler söylediğini bilemiyoruz. Batı ülkelerinin sokaklarına taşmış gösterilerin temel mesajı “Rusya’yı kınamak” ve savaş karşıtlığı ile sınırlı. Batılı ülkelerin sokaklarındaki gösteriler kendi egemen sınıflarına yönelmedikçe Ukrayna’daki savaşın önlenmesine değil, Batılı emperyalistlerin çıkarlarına hizmet edecektir. Bu durum sokağa çıkanların niyetlerinden bağımsız, böyledir.

Türkiye solcuları ve sosyalistleri de öncelikle ve yoğun bir şekilde Ukrayna saldırını fırsata çevirmeye çalışan egemen sınıfların ve AKP iktidarının “fırsatçı” politikalarını teşhir etmeyi kendilerine görev bilmelidir. Yoğun bir şekilde uygulanmakta olan “Putin düşmanlığı” dezenformasyonunun peşine takılarak tavır almak veya kendi egemen sınıfları ve onların ortaklarının savaşçı politikalarını teşhir etmek yerine sadece vicdanı öne çıkaran “Savaşa hayır!” kampanyaları işlevsel olmayacaktır.

Savaşa karşı mücadelede vicdanlarımızın yanı sıra sınıf bilincini devreye sokmaktan başka çare yok.