Şu an itibariyle coronavirüs salgınının ortaya çıkardığı sonuçlardan birkaçı şöyle sıralanabilir:
Ekonomik ve teknolojik açıdan dünyanın en gelişmiş ülkelerinin salgın hastalıkların neden olduğu felaketlere karşı hiç de iddia edildiği gibi “güçlü” olmadıkları anlaşılmıştır. ABD, İtalya, Fransa, İngiltere, İspanya gibi ülkelerin yeterli sağlık elemanı, ağır hastaları yatıracak yatak ve solunum cihazı, insanlara yetecek kadar maskeleri olmadığı görülmektedir.
Cumhurbaşkanı tarafından her ne kadar tersi iddia edilse de Türkiye ekonomisinin iflas halinde bulunduğu, coronavirüs salgını başlamadan önce Hazine ve Merkez Bankası rezervlerinin tamamen boşaltıldığı ortadadır. Bunun en büyük kanıtı, salgının yarattığı ekonomik sorunları aşmak için birçok ülke, halkına para dağıtma yolunu seçmesine rağmen Türkiye’de devletin yardım kampanyası açmak zorunda kalmasıdır.
Kapitalistler açısından en önemli şey, ekonominin ve mevcut sistemin ayakta kalmasıdır. İnsan sağlığı ve ölümler onlar açısından çok anlam ifade etmez. ABD, İngiltere, Türkiye yöneticilerinin zaman zaman konu ile ilgili yapmış oldukları açıklamalar, salgın karşısında takındıkları tavırlar bunun en önemli kanıtıdır.
Felaket dönemlerinde din ve insanların inançları, devlet tarafından alabildiğince sömürülmektedir. Diyanet İşleri Başkanı’nın salgın sürecindeki üstlendiği rol, salgına karşı hiçbir etkisi olmadığı bilindiği halde halkın “sabır” ve “dua” etmeye çağrılması, minarelerden her akşam dualar okunması buna örnektir.
Coronavirüs salgını sayesinde tüm dünya ülkelerinin aşı ve ilaç konusunda ön alma çabaları, bu alanda ortaya çıkacak devasa kazançtan pay alma savaşımıdır. Art arda Çin, ABD, Fransa, Rusya ve Kanada gibi ülkeler tarafından bu konuda yapılan açıklamalar ve Dünya Sağlık Örgütü’nün onayını alma çabaları tamamen bu amaçladır. (Küba’nın aşı ve ilaç geliştirme çabaları bu kesimler tarafından duymazdan gelinmektedir.)
Coronavirüs salgını ile “kaderci” sayılabilecek iki tip “sol” anlayış ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi bu virüsün −dünyadaki tüm diğer gelişmeler gibi− belli bir merkezden planlı şekilde oluşturulup yayıldığı, bu sayede birilerinin (ABD, Çin, emperyalistler vb.) dünyayı kontrol altına almak istedikleri, salgın sonrası dünyada oluşacak devasa değişiklikler sayesinde kendi egemenliklerini kuracaklarını, bundan sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını belirten “komplo” teorisi muhipleridir. Diğerleri ise “coronavirüs salgını sayesinde herkes anladı ki mevcut haliyle bu sistem böyle gitmez, bu yüzden salgın sonrasında tüm dünyada yeni, kamucu, çoğulcu ve dayanışmacı bir sistem kaçınılmaz hale gelmiştir” hayali kuranlardır. Her iki anlayışın “sol” olarak adlandırılmasının nedeni, genellikle bu yaklaşımların, kendisini solda tarif edenler tarafından dillendiriliyor olmasıdır.
Özetlersek; coronavirüs salgını, daha önce görülen (Veba, tifüs, İspanyol gribi, SARS vb.) diğer salgınlar gibi doğal bir felakettir. (Bu olayların, insanın doğa ile kurmuş olduğu ilişkilerle nasıl bir bağlantısı olduğu tartışılmalıdır.) Kapitalizm ve devlet kavramları konusunda Marksizm’in yanılmadığı, bu salgın sayesinde bir daha doğrulanmış oldu. Savaş, salgınlar veya ekonomik buhranlar, örgütlü halk muhalefeti olmadığı koşullarda −günümüzde ne yazık ki öyle− toplumun ileriye doğru hamle yapabilmesinden çok, egemen güçlerin iktidarlarını daha da pekiştirmeleri sonucunu doğurur. Herkes örgütlülüğü oranında bu süreçte söz sahibi olacaktır. Tarih bu gerçekliğin örnekleriyle doludur.
Yukarıda sayılanlar bugüne kadar gözle görünür hale gelmiş durumlardır. Daha başka hangi sonuçların ortaya çıkacağı yaşanarak görülecektir.