30 Ekim 1929’da Frankfurter Zeitung’da Vladimir İlyiç Lenin’in beşinci ölüm yıldönümü dolayısıyla bir Sovyet gazetesinde çıkan bir makalenin aşağıdaki çevirisi yayımlandı. Bu makale, Bertolt Brecht’in “Kuyan-Bulak Halı Dokumacıları Lenin’i Anıyorlar” adlı şiirinin ilham kaynağı oldu. Alman Komünist Partisi’nin (DKP) haftalık gazetesi Unsere Zeit, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü vesilesiyle ve Lenin’in devrimci etkisini anmak adına, makaleyi 95 yıl sonra ilk kez yeniden yayınladı. Katkılarından dolayı Frankfurt Üniversitesi’nin Kütüphane Arşivi’ne ve Linda Dean’e teşekkür ederiz.
LENİN’E BİR ANIT
(M. Şilskaya tarafından Rusça’dan çevrilmiştir)
Bir zamanlar Fergana’da verimli bozkırlar ne çoktu.
Sır Derya’nın etrafında bereketli tarlalar uzanırdı.
Buğday, arpa, yulaf ve pirinç orada filizlenirdi.
Hâlâ Fergana’da gökyüzü parlak, bahçeler serin ve gölgelidir. Bahçeler ve bozkırlar, kum çöllerine, kasvetli yalnızlığa ve zehirli bataklıklara mavi şelaleler gibi akarlar. Bu bölge bir zamanlar kavimlerin büyük göçlerine sahne oldu, dev şehirler dalga dalga yükseldi, büyük evlerde tüccarlar, ayakkabıcılar ve krallar yaşadı. Gençler şiddetle sevdi, hanlar birbirleriyle savaştı ve yaşlılar huzur içinde öldü.
Şimdi burada kumlar savrulup serpiliyor, halkların bıraktığı izleri ve ocakların son hüzünlü kalıntılarını silip dağıtıyor. Rüzgârlar Hazar Denizi’nden geliyor, tavşanlar bataklığa çekiliyor ve bu bataklıklar üzerinde yırtıcı kuşlardan daha güçlü sivrisinekler sürüler halinde dolaşıyor. İki haftada bir Kuyan-Bulak istasyonundan bir tren geçiyor.
Uzaklardan düdüğü duyulur, keskin virajlarda, kum tepeciklerini dolanırken gürültüyle inler ya da genç ve maceraperest bir şekilde cıvıldar. İstasyon şefi o zaman yeni şapkasını takar ve giriş sinyalini ayarlamak için dışarı fırlar.
Eğer lokomotif genç ve tiz bir ses çıkarırsa, bu, küçük Kuyan-Bulak istasyonundan hızla geçeceği anlamına gelir ve peronda sadece biraz duman ve uzun mesafelerin kokusu kalır.
Ancak boğuk ve var gücüyle hırıldarsa, trenin Kuyan-Bulak’ta duracağı bilinir. Su, umut ve havadis getirecektir. O zaman tüm Kuyan-Bulak perona toplanır. Ayakkabıcı Vasili Solnze ile fi tarihinden kalma önlüğüyle istasyon şefinin karısı, Semyon Nikitiş Trobka ve Kızıl Ordu askerleri, açık sarı saçlı, açık tenli Kuzeyliler.
Hırıldayan trenin sonunda iki tanker vagonu vardır, tamponları birbirine çarpar, üzerlerine dikkatlice kırmızı yağlı boya ile “Mazot İçin” yazılmıştır, ancak altında tebeşirle yazılmış “İçme Suyu İçin” yazısı bulunur. Bu su Kuyan-Bulak için ayrılmıştır ve iki hafta yetmelidir. Her zaman mazot kokar, ancak herkes buna alışmıştır ve artık fark edilmez. Bu koku olmadan su, Kuyan-Bulak sakinlerine tuhaf ve kirli gelir. Onlar dünyadaki tüm suların mazot ve demir pası tadında olduğunu düşünürler.
Bu yavaş trenin kazancıları ve işçileri uzun süre tamponları ayarlamakla uğraşırlar, zincirleri şakırdatırlar, küfrederler, sert Mahorka tütününden içerler ve bir nedenle trenin altına girer sürünürler. Kuyan-Bulak halkı onları büyük bir sevinç ve bitmeyen bir merakla izler.
Sonra tren yoluna devam eder. Genç ve taze sesli diğer tren hızla geçer, pencerelerinin ardında sanki sis içinde yabancı, uzak dünyalar saklıdır. Geçerken sadece uçuşan bulanık yüzler, bavullar ve çaydanlıklar fark edilebilir. Bazen bir şarkının küçük bir parçasını yakalamak şansı doğsa da bir anda her şey rüzgâra karışır gider.
Ayakkabıcı Vasili Solnze, uzun süre trenin ardından bakakalır, gözleri demiryolu raylarına, insan göçlerinin çelik hatlarına kilitlenir. İstasyon şefi ve ayakkabıcı Vasili, fi tarihinden kalma önlüğüyle istasyon şefinin karısı, Semyon Trobka ve Kızıl Ordu’nun nöbetçileri, hepsi evlerine dönerler. İstasyon yine sessizdir, burada pek fazla insan bulunmaz, gökyüzü parlak, sivrisinek sürüleri ise uçsuz bucaksızdır.
Ayakkabıcı Solnze, penceresindeki isli sardunya saksılarının arkasında bir sürü salatalık turşusu, mandolin yaprakları ve bir nedenle birikmiş epeyce boş nikotin tuzu şişesi bulunan evine gider.
Semyon Trobka, perondan ayrılır ve istasyon şefinin karısı Agripina Ivovna’yı pencerede görür. Kadın raylara gözünü diker, üzerinde kuşlar, bulutlar, süvariler ve çiçekler boyalı bir sabahlıkla örtünmüştür. Üşümekte, ateşten sanki bir köylü arabasında gidiyormuşçasına titremektedir.
Açık sarı saçlı, açık tenli Kızıl Ordu askerleri ranzalarına uzanırlar ve tüm yataklardan diş takırdamaları duyulur. Buraya bir yıl önce gelmişlerdir, istasyonu saldırılardan korumak için. Hepsi güçlü, dev gibi Rus gençleridir, ama hepsi bir hastalıktan muzdariplerdir – sıla özlemi. Nöbet geçirirken kıvranırlar ve hepsi Sudali veya Kaluga çevresindeki büyük, açık yeşil çayırların hayallerini kurarlar. Ayrıca bu tür yerlerde yaygın olan sıtmaya da tutulmuşlardır.
Akşam olur olmaz, tüm sakinler soğuktan titremeye başlar. En yüksek makam olan istasyon şefinden, yurtlarında [çadırlarında, ç.n.] yaşayan yarı vahşi Sartlara* kadar, herkes korkunç bataklık hastalığı olan sıtmadan muzdariptir.
Güneşin kum tepelerinin ardında kaybolmasıyla ürkütücü bir an gelir. İstasyonun arkasında, beyaz deve kemiklerinden oluşan tepeler parıldar ve bu eski deve mezarlığının arkasında, vızıldayan ve şarkılar söyleyen yoğun bir sivrisinek bulutu yükselir. Sıtma sivrisineğinin ısırığı can yakar, vızıltısı kulakları tırmalar. Tüm tren istasyonu sivrisineklerin şarkısıyla dolar, sivrisinek sürüleri kapalı panjurlardan evlere girer ve insanların kıyafetlerinin altına saklanır.
O zaman yoksul, kimsesiz kalmış Sartlar, Büyük Petro’nun sömürgeleştirdiği Hokandlı hanların torunları, yurtlarında, ateşler içinde titrerken, uzaklardaki muhteşem Namangan bahçelerini hayal ederler. Orası serin ve gölgeliktir, vahşi elma ağaçları ve akçaağaçlar arasından hafif, sarı bir güneş parlar. O esnada Kızıl Ordu askerleri yataklarında ateşlenmiş dudaklarla mırıldanır. “Bu saatlerde bizim Kaluga ormanlarında çiçekler açar ve inekler doğurur.”
Sıtmayı bastırmak için bataklığı mazotla kaplamak gerekir ama Kuyan-Bulak istasyonunda mazot yoktur, şehir uzaktır ve böyle bir işe girişmek istenilirse birçok zorlukla karşılaşılır.
***
Sovyet Rusya’da birçok küçük demiryolu istasyonunda böyle yaşandı ve bugün de böyle yaşanıyor. İstasyon şefi, karısı ve istasyondaki birkaç kişi dışında kimseyle beş dakikadan fazla konuşmamıştır; çünkü trenler asla beş dakikadan fazla durmaz. Ancak geçen yıl bu solgun ve yalnız istasyon büyük bir olaya sahne oldu.
Aralık sonunda, Kızıl Ordu askeri Stepa Gamalyev, istasyon şefinin, yani yegâne idari temsilcinin onayı ve katılımıyla ve proletaryanın tek temsilcisi Vasili Solnze’nin yardımıyla Kuyan-Bulak’ın tüm sakinlerini bir araya getirdi.
Vasili Solnze kasabanın tek sokağı boyunca yürüdü ve herkesi ertesi gün şafak vakti Hasenquell İstasyonu’nda toplanmaya çağırdı. Kuyan-Bulak sakinleri dokuma tezgâhlarını bırakarak adama uzun uzun baktılar.
Ertesi sabah, tüm Kuyan-Bulak Hasenquell’e geldi. Stepa Gamalyev söz aldı ve SSCB’nin mütevazı vatandaşlarına hitap etti. Lenin’i anma gününün yaklaştığından, böyle bir günde Moskova ve tüm Sovyet cumhuriyetlerinde bu insanın yaşamı ve eylemlerinden bahsedileceğinden, Kaluga’daki kendi köyünde tüm köylülerin okuma salonunda toplanacağından bahsetti.
Küçük, unutulmuş Kuyan-Bulak’ın da artık alçıdan bir Lenin heykeli edinmesi gerektiğini söyledi. Yoksul, kimsesiz kalmış Hokandlı hanların torunları artık Namangan’ın muhteşem bahçelerini hayal etmiyor, yabancı adama dikkatlice kulak veriyor ve susuyorlardı. Stepa Gamalyev ticaret diliyle böyle bir Lenin heykeli edinmek için para gerektiğini açıkladığında, yüksek, sivri başlıklarıyla ve anlayışla baş salladılar.
Bir hafta geçtikten sonra, bazılarının uykusuz gecelerine mal olan çalışmalarının ürünlerini, takırtılı trenle şehre taşıdılar. Halılarını uzun pazarlıklardan sonra tüccarlara sattılar ve eve döndüklerinde kazançlarının dörtte birini Rus adama, Lenin için verdiler.
Kuyan-Bulak’ta alacakaranlık yoktur. Gece burada sanki bir elektrik anahtarına dokunulmuş gibi aniden aydınlığa döner ve aynı şekilde parlak bir gün hızla karanlık bir geceye dönüşür. Ateş, bu küçük istasyonun sakinlerini giderek daha fazla sarsar. Sıtma, istasyonun üzerini içten içe közlenen zehirli bir yangın gibi sarar, nefes almak neredeyse imkânsızdır.
Ocak ayında, Stepa ve Vasili planlanan alışveriş için şehre gitmeden önce, Kuyan-Bulak halkı Hasenquell’de ikinci defa bir araya geldi.
Bu sefer herkes çekinmeden geldi ve Stepa Gamalyev yine Sartların kalbine dokunan güzel sözler söyledi. Kuyan-Bulak’ın tek bir ateş haline geldiğini söyledi. Bunu söndürmek için, eski deve mezarlığının arkasındaki bataklığı Semipalatinsk’ten getirilecek ince bir mazot tabakasıyla kaplamak gerektiğini, bu sayede sivrisinek sürülerinin öleceğini belirtti.
Toplanan paranın alçıdan heykel yerine mazota harcanması daha iyi olurdu; çünkü o zaman Sartlar ve Ruslar geceleri ateşler içinde titremezdi. Ve bu, Lenin için çok daha iyi bir anıt olurdu; çünkü o her zaman Sartların, Türkmenlerin ve diğer halkların sesine kulak vermişti. Sartlar onu hemen anladı ve yüksek, sivri şapkalarıyla şevkle başlarını salladılar.
İki hafta sonra, 21 Ocak’ta, Kuyan-Bulak’a her zamanki gibi tren geldi ve her zamanki gibi keskin virajlarda uzaktan gürültüyle hırıldadı. İstasyon şefi yeni şapkasını takıp, trenin giriş sinyalini ayarlamak için dışarı çıktı.
Ve her zamanki gibi, Kuyan-Bulak halkı dokuma tezgâhlarını bırakıp istasyona geldi. Bu sefer tren üç tanker getirmişti. Üçüncüsü mazot taşıyordu. Tren sevinç çığlıklarıyla karşılandı, önceki uyuşukluk adeta uçup gitmişti.
Bu hatta ömürleri boyunca çalışan makinistler şaşırdı. Kuyan-Bulak’tan gürültü mü çıkıyor? Ve tren beş dakika sonra istasyonu terk edince, ve sadece biraz duman ve uzak yerlerin kokusunu kalınca, Kuyan-Bulak halkı, Stepa Gamalyev öncülüğünde işe koyuldu.
Yoksul, kimsesiz kalmış Hokandlı hanların torunları dolu kovaları kavradı ve hep beraber bataklığa doğru yürüdüler.
O gün tüm Cumhuriyette toplantılar ve mitingler düzenlendi, şehirlerde ve köylerde Lenin’i anmak için coşkulu konuşmalar yapıldı ve yararlı işler gerçekleştirildi. Anma törenlerinin sesi obalardan, köylerden ve büyük şehirlerden yankılandı. Hasenquell’in arkasındaki bataklıkta siyah mazot akıntıları oluştu.
Eğer bir gün Orta Asya demiryolu hattını kullanır ve küçük Kuyan-Bulak istasyonundan geçerseniz, bu ismin tavşan kaynağı** anlamına geldiğini bilmelisiniz. Tren burada sadece beş dakika durur ve eğer zamanınız varsa, istasyon binasında kızıl bir kumaş parçası üzerinde şu yazıyı görebilirsiniz:
“Burada Lenin’in anıtı olmalıydı, ama anıt yerine mazot alındı ve bataklığa döküldü. Böylece Kuyan-Bulak, Lenin’in anısına ve onun adına sıtmayı bastırdı.”
Tren sadece beş dakika duracağı için yazıyı sonuna kadar okumak için pek zamanınız olmayacak, çünkü lokomotif boğuk sesiyle huzursuzca hırıldayıp hızla sarı kum çölüne dalacak. Pencerelerinde isli sardunya saksıları olan birkaç evi hızla geçeceksiniz, kum tepelerinin üzerinden ölesiye korkmuş gri tavşanlar kaçışacak.
* Sartlar: Orta Asya’da Türkçe konuşan bir topluluk için daha çok 19. yüzyılda kullanılan etnolojik terim.
** Hasenquell: Alm. Tavşan kaynağı.
Unsere Zeit gazetesinde 19 Ocak 2024’de yayımlanan “Ehrung, aber richtig” başlıklı yazıdan Kızılcık tarafından çevrilmiştir.