Eğilmez, yılmaz, yoldan çıkmaz bir devrimci

Arras’lıydı, hukuk okudu, ede­biyatta akademik derece aldı, 30 yaşında Krallık parlamentosunun üst organı États généraux’ya girdi, bir yıl sonra, 14 Temmuz ayaklan­masından üç ay önce, Tiers état’dan milletvekili seçildi. Top­lam beş yıl süren siyasal eylemiy­le Jakoben devrimciler arasında öne çıkan adı Fransız Devrimiyle özdeşleşti. İki asır sonra bile üze­rinde en çok tartışılan, şiddetli muarızları kadar, ateşli savunucula­rı da bulunan tarihsel kişilik ol­ma özelliğini koruyor.

Robespierre-scBizde −bir kısmı eski solcu− burjuva liberalleri ile siyasal İs­lamcılar Jakobenliği tepeden inme­ci devrimcilik sanıp, Kemalizm’e de Jakobenliği yakıştırırlar. Kulak­tan dolmacı, sığ bir siyasal kültü­rün ve kendine özgü koşuları olan her hareketi mutlaka bir genelleme içine oturtma zorlamacılığını yan­sıtan bu tutum, ne burjuva devrimini anlamıştır, ne de Fransa ya da Türkiye devrimini.

Burjuva devriminde hem burju­vazi, hem de halk vardır; ama devrim sürecinin belli bir anında iki kesimin yolları ayrılır. Fransız devrimindeki ayrışmada Robespier­re değişik gruplardan oluşan halk­çı kanadın liderlerindendi. Bağım­sızlık savaşı içinde gerçekleşen Türkiye devriminde ise temel saf­lar yabancı işgalcilerle kurtuluşçu güçler arasındaydı; burjuva önder­liği ile halkçı katılım arasındaki ayrılık Yeşil Ordu, Kuvayı Seyya­re ve −lideri sonradan ihanete sü­rüklenmiş olsa da, sosyal niteliği halkçı olan− Çerkes köylü müfre­zeleri gibi güçlerin daha başlarda tasfiye edilmesiyle burjuvazi lehi­ne sonuçlanmıştı. TBMM adına şiddet uygulayan İstiklal Mahke­melerinin de ne Jakobenlikle, ne de halkçılıkla bir ilgisi vardı.

Robespierre’in siyasal tavrında “devrimci şiddet”ten yana bir de­ğişme olmuştur ama, Devrimin halk kanadında yer almasında hiç zikzak olmamıştır. Ünlü İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin mi­marının hiç değiştirmeden savun­duğu görüşler şunlardı: Herkese genel (ve doğrudan) oy hakkı; si­lah taşıma (Ulusal Muhafızlar’a katılma) hakkı; söz, basın ve tiyat­ro özgürlüğü; sansürün kaldırılma­sı; çocuklara zorunlu eğitim; refe­randum; çalışma hakkı; işsiz, yaş­lı, düşkünlere devlet yardımı; ge­lirlere ve miraslara kademeli vergi oranları; rahiplere evlenme ve si­vil giyinme hakkı; Yahudilere, si­yahlara eşit haklar tanınması, din ve ırk ayrımcılığının son bulması...

Robespierre savaş karşıtıydı da. Ünlü bir söylevinde, “Tüm bunlar niye? Fransız devrimini ihraç et­mek için mi? Çok saçma! Hiç kimse sizden silahlı özgürlük mis­yoneri istemiyor. Savaş, despotiz­min yatağını kazar. Siz de ya Sezar ya da Cromwell olursunuz,” derken soyluluktan gelme ünlü ge­neral La Fayette’i kastediyordu ama, tahminleri sonradan Napolyon’un şahsında gerçekleşecekti. Fransız devrimi, hem de ılımlı devrimcilerin zorlamasıyla, Robespierre’e rağmen Nisan 1792’de sa­vaş açacak, Napolyon’u öne çıka­ran bu süreç 23 yıl sürecekti.

Robespierre başlarda devrimci şiddete de karşıydı. Bu yüzden, karşı-devrimcilerin onu “eşitlikçi ve zengin düşmanı” bulmalarına karşılık, radikal halkçılar tereddüt­lü olmak ve yeterince cesur (yani şiddet yanlısı) olmamakla suçla­mışlardır.

Mayıs 1791’de idam cezasının kaldırılmasını savunmuş, “Bu bar­bar alışkanlığa son verin, adaletin ve aklın sesini dinleyin. Bu ses bi­ze, hiç bir insan yargısının top­lumda suç işleyen bir insanı baş­ka insanların ölüme göndermesi için yeterli olamayacağını haykırı­yor,” demişti. Buna rağmen, daha sonra, Kralın idam edilmesini doğ­ru bulacak, Danton dâhil daha pek çok kişinin ölüm cezasını “ülke tehlikede”, “devrimi kurtarmak ge­rekir” diye onaylayacak, entrikalar, tehlikeler ve ihanetler ile karşı karşıya olunduğunu söyleyecekti. Devrimin karşısına önce aristokra­si ve Kral, sonra Mirabeau gibi Kral’la pazarlığa oturan eyyamcılar ve La Fayette gibileri ve nihayet “Jirondenler” diye anılan ılımlı burjuva devrimciler çıkmıştı. Ayrı­ca, önde gelen yönetim organların­da birçok hırsız, rüşvetçi, spekülatör türemişti. Paris Savcısı, yar­gıç, Paris Belediye Meclisi Başka­nı, Ulusal Selamet Komitesi sekre­teri, Konvansiyon üyesi olarak çe­şitli görevlerde bulunan Robespier­re ise yolsuzluklara karşı eğilmez, bükülmez, asla yoldan çıkmaz bi­risi olarak ün salmıştı.

Hem gericilere, hem aşırı sert­lik yanlılarına, hem aferistlere kar­şı çok cephede mücadele vermek zorunda kalarak sonunda yalnızlaş­tı; “Thermidor gericiliği” denilen karşı-devrimde tutuklandı, çenesine kurşun sıkıp intihar etmek istediy­se de ölmedi; aynı gün giyotine gönderildi (10 Thermidor −28 Temmuz− 1794). Evi basıldığında bütün yazıları imha edildiği için, tutanaklara geçmiş konuşmaları ve yayınlanmış yazıları dışında günümüze ondan yeterince metin kalmadı.

Kızılcık, Sayı 8 (Haziran/Temmuz 2001).