Çağdaş Ermeni şiirinin en ünlü ismi Silva Gabudikyan (veya Kaputikyan) Ermenilerin tüm dünyada simgesi haline gelmiş 17. yüzyılın büyük şair ve bilgesi Sayat Nova gibi olmasa da, edebiyatçı kimliğiyle uluslararası şöhrete sahipti. O kadar ki, 1989'da İtalya'nın Uluslararası Nosside Ödülüyle ödüllendirilmiş, 1998'de ise Cambridge Uluslararası Coğrafya Enstitüsü tarafında Yılın Kadını seçilmişti. Uluslarası Pen Klübüne üyeydi.

SilvaGaputikyan-scOcak 1919'da Yerevan'da doğdu. Ailesi Van’lıydı. Yerevan Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nden mezun oldu. Lisansüstü çalışmasını Moskova'daki Gorki Edebiyat ve Yaratıcı Yazarlık Enstitüsü'nde yaptı.

Şiraz'ın eşsiz güllerinden esinlenilmiş şiirlerinden dolayı isminin sonunda Şiraz mahlasını kullanan şair Hovhannes (Onig) Garabedyan ile evlenen Silva'nın 1941'de doğurduğu Ara büyüyünce ünlü bir heykeltıraş olacaktı.

Silva ilk şiiri bir dergide basıldığında henüz 14 yaşındaydı. İlk kitabı 1944'te yayınlandı (Türkçe başlığı "İki Söylence”). Sovyetler Birliği’nde kitapları basan yayınevlerinin devlet kurumları olduğu ve bir kitabın ancak bir takım süzgeçlerden geçirildikten sonra yayınlandığını düşünürsek, Gabudikyan'ın ilk kitabını 25 yaşında −üstelik de savaşın güçlükleri ortasında− yayınlatabilmesi onun yetenekleri hakkında bir fikir vermekteydi.

Sonraki kitapları “Günlerle Birlikte” (1945), “Zanku Kıyılarında” (1947), “Bu Benim ülkem” (1949) oldu. 1951’de çıkardığı “Özkardeşlerim” ile kendisine SSCB Devlet ödülü verildi. “Açık Yürekli Söyleşi” (1955), “İyi Yolculuklar” (1957), “Yol Ortasında Düşünceler” (1961), “Yedi İstasyon” (1966), “Benim Sayfam” (1968), “Dağın Derinliğine Doğru” (1972), “Lilith” (1981), “Kış Geliyor” (1983) onları izledi. Gabudikyan çocuklar için de şiirler yazdı.

1962, 1963 yıllarındaki Lübnan, Suriye, Mısır gezi notlarını “Kervanlar Hala Yürüyor” (1964) ve 1973'de yaptığı ABD, Kanada gezilerinden sonra ise “Ruhun ve Haritanın Renkleri” ile “Mozaik” (1976) adlı kitaplarda topladı. Bu izlenimleri arasında Diyasporada yaşayan Ermenilerin ruh hallerini, kendilerinin ya da önceki kuşakların anayurttan koparılmışlıklarının süregelen izlerini yansıttı.

Gabudikyan politikayla da ilgiliydi. Sovyetler Birliği Komünist Partisine 1945'te kaydoldu. Hatta bir dönem için Ermenistan Cumhuriyetinde milletvekilliği bile yaptı. Edebiyat, sosyal bilimler ve politika konusundaki konuşmaları da Rusça'ya çevrilerek yayınlandığı için o ülkedeki değişik uluslardan insanlar fikirlerini öğreniyorlardı. Şiir kitaplarına gelince, o ulusların dillerine de çevrildikleri için Avrupa, Asya ve Arap-Fars dilleri dahil 70 kadar çevirisi vardır. Bu kitaplar arasında Türkçe de bulunmaktadır. Belge Yayınevi tarafından 2002’de basılan “Şarkıların Şarkısı” adlı seçkide Silva Gabudikyan’ın şu sözleri Anadolu insanına ne kadar da âşina ve Silva'nın şu satırları Kızılcık'ın geçen sayısındaki Neşet Ertaş yazısında özetlenmiş turna imgesine nasıl da uyuyor?

“Pek çokları için ‘siyah bir kuş’ olan turna (grung), bizim için çok şey ifade eder. Turna özlemdir, gurbettekinin sevgisi, toprağına olan özlemidir. Ayrılık kadar kavuşmayı da simgeler. Biz Ermeniler ‘Grung’ türküsünü hep ağlamaklı dinleriz. Gözyaşlarımız bizi geçmişimize bağlar.”

Silva Gabudikyan Ermeni asıllı Sovyet sinemacısı Sergei Parajanov'un yaptığı “Son İlkbahar” isimli belgeselde de oynamıştı. Ece Temelkuran onunla söyleşi yapmıştı. Mülakat 17 Mayıs 2006 günkü Milliyet'te yayınlandıktan birkaç ay sonra Silva 87 yaşında ölecekti.

Sözünü ettigimiz söyleşide Gabudikyan'ın Temelkuran'a söylediği söz unutulmayacak değerdeydi: “Sizin için Ararat bir yüksekliktir, bizim Ermeniler içinse derinlik” diyordu Gabudikyan. Gerçekten de Türkiye'nin coğrafya kitapları “Ağrı Türkiye'nin en yüksek dağıdır” diye yazar. Öyle mi, değil mi, bir de Ermeni şaire sormak gerek.

Silva'nın Nazım Hikmet'le arkadaş olduğunu söyleyerek yazımızı onun dizeleriyle bitirelim:

“Neyim vardı, neyim yoktu harcadım, az mıydı çok muydu bilemem / Büyük yeteneklere sahip olmak mı önemlidir, yoksa salt büyük bir insan olmak mı bilemem / Pek çok kez söz söylemektense, insanların eline baktım / İşte böyle yaşadım ben hayatımı, iyi miydi kötü müydü bilemem...”

Kızılcık, Sayı 52, Ocak-Şubat 2013.