Aradan bu kadar zaman geçtikten ve Ekim Devrimi ile kurulan siyasal düzenler ve toplumsal yapılar şekil değiştirip ağırlıklı olarak kapitalizme yönelmeye başladıktan sonra çağın bu devrimden beslenerek büyümüş düşünceleri ve güçleri doğal olarak büyük bir şok geçirdiler. Kendilerine döl yatağı olan bu büyük devrime içtenlikli sorular yönelttiler. Kendi kendilerine sordukları bu sorulara doğru yanıt bulamadıkları ölçüde tarihsel pozisyonlarını kaybettiler. Samimiyetlerinden kuşku duyulamaz; elbette bunu Marksizmi ve Ekim Devrimi'ni güncelleştirmek adına yaptılar ama bu çok doğaldır, kendi tarihi temeline kuşkular yönelten ve kendine ait varsayımları “tarafsız”, “objektif” vb. noktalardan irdelemeye kalkışanlar, sadece varsayımlarını yıkmış olmakla kalmazlar, aynı zamanda kendilerini de yıkmış olurlar. Buradan çıkan sonuç şudur ki; dünya solu, Ekim Devrimine soru sorarken dikkatli olmalıdır. Samimi olmak yetmez, soruları doğru sormak ve yanıtları da çarpıtmadan vermek gerekir. Yani bu devrim her ne ise, o olarak kalmalıdır.
Büyük Devrimler
Tarihin büyük devrimlerine karşı ortak ve genel bir tutum takınmak mümkündür. Spartaküs Devrimine (köle isyanları) veya Fransız Devrimi'ne herkes aynı açıdan yaklaşabilir. Bu devrimlerin kuramsal analizi her hangi bir gerilim yaratmaz. Bunun da anlaşılır nedenleri vardır. Çünkü bu devrimler yaşayan güçler ve düşünceler için, işlevini tamamlamış devrimlerdir. Ama bu devrimlerin işlevleri amaç ve ilkeleri gerçekleştikten sonra bitmiştir. Ekim Devrimi'ne, bu devrimlere baktığımız gibi bakamıyoruz. Çünkü bu büyük devrimin ilkesi olan “eşitlik ve özgürlük" ideali hâlâ büyük ve sıcak sınıf kavgalarının konusudur. Ekim Devrimi'nin ilkeleri gerçekleştirilememiştir. Bu devrime gerilimsiz bakmak, aradan bunca zaman geçtikten sonra bile mümkün olmamaktadır
Ekim Erken miydi?
Aradan 70 yıl geçtikten sonra Ekim Devrimi için solun kendi kendine verdiği ilk hüküm, bu devrimin bir "erken doğum" olduğu yönündedir ve bu nedenle kalıcı olmadığıdır. Sol bu sonuca Marksist varsayımla Rusya'yı kıyaslayarak varmaktadır. Marksist varsayım sosyalizmin kuruluşunu evrensel bir operasyona bağlamaktadır. Oysa sosyalizmi kurmaya kalkışan devrim sadece Rusya'da vuku bulmuştur. Demek ki Marksizm’in öngörüsü daha Ekim Devrimi tek bir ülke devrimi olarak kaldığı anda bozulmuştur. Bu devrimin ve o devrimi gerçekleştiren ülkenin sosyalizmi kurması olanaksızdır. O halde olmayacak bir sosyalizmi kurmakta direttikleri ve dünyaya da dayattıktan için Rus komünistleri haklı ama şansı olmayan devrimlerini büyük bir haksızlığa dönüştürmüşlerdir...
Zinhar böyle olmamıştır. Evet, Marksizm’e göre sosyalizm evrensel bir operasyon sonucu kurulacaktır ama Rusya'da işçiler ve bütün ezilenler kendilerine bu evrensel operasyonun yüklediği rolü yerine getirmişlerdir. Bu devrime katılmayan dünya o devrimi yapanların önünde hayranlıkla eğilmiştir. Bütün dünya, bu akıl almaz cesaretten bir özgürlük çıkacağına kendini inandırmıştır. Bu nedenle, Ekim Devrimine karşı sorulan soruları, bu devrimi tek başına bırakanlara sormak gerekir.
Devrim mi Darbe mi?
Tarihle bağını koparıp, yeni yollardan yeni sosyalizmler arayanların Ekim Devrimi’nde buldukları başka bir “kusur” onun bir azınlık kalkışması olduğu, şiddet yoluyla ve tepeden inme yöntemle iktidarı ele geçirip sonra da toplumu ele geçirmeye heveslendiğidir. Hazır olmayan, öyle bir talebi bulunmayan bir toplumu zorla sosyalizme sürüklemek Ekim Devrimi’ni yenilgiye sürüklemiştir. O halde sol bundan sonra, bu türden acele iktidar heveslerine kapılmamalı, hatta siyasal iktidar uğrağı bulunmayan yollardan, sözgelimi sivil toplumdan yürüyerek ve hep o toplumda kalarak sosyalizmin yolunu aramalıdır.
Bu ve benzeri kuramsal çabaların günümüzdeki sosyalist mücadeleler için geliştirici ve yol açıcı olduğu doğrudur ama bu doğruya yönelmek için geçmişe onda olmayan “yanlışlar" yakıştırmaya hiç gerek yoktur. Ekim Devrimi bu devrimin siyasal gücünü oluşturan Bolşeviklerin ne olursa olsun kendileri için “iktidar” istemelerinden doğmamıştır. Kerenski hükümetinin içinde çalıştığı sarayı ele geçirmeleri, iktidarı ele geçirme eylemi değil, tam tersine, mevcut iki iktidardan birine, halkın elinde olan Sovyet iktidarının karşısındaki iktidara son verme eylemidir. Şubat ve Ekim arasında, Bolşevikler bir kez olsun kendilerine iktidar istemediler, halkın örgütlü gücünü ve siyasal yönetim tarzını temsil eden Sovyetler için iktidar istediler ve tarih de onların bu talebine cevaz verdi. Devrimi yönetmeye talip olan parti başka, devrimci iktidar başka olgular halindeyken Ekim Devrimi sahneye çıktı ve bu yapısal özelliğini, şartlar devrimi tümden boğacak noktaya gelinceye kadar da inatla korudu.
Sivil Toplum Neyin Nesi?
Bu noktada, yeni bir sosyalizm için yeni yollar aranırken, kendini “iktidar fikri”nden temelli kurtarmaya ve devinimi sivil toplumda yaratmaya çalışanların dikkatini bir noktaya çekmemiz gerekir. Ağırlık fikrinden kurtulmakla boğulmaktan kurtulamayacağımız gibi, iktidar fikrinden kurtulmakla da iktidara olan ihtiyaçtan kurtulamayız. Sosyalizm sivil toplumda filizlenen bir şey değildir. Tam aksine, tarihsel bir kaçınılmazlık olarak iktidarda filizleneceği öngörülmüştür. Ayrıca sivil toplum, hem bu kavramın yaratıcıları, hem de Marksistler tarafından doğru kavrandı. Ama Türkiye solunda yanlış kavrandı. Sivil toplum ne sosyalizmin temeli, ne de demokrasinin temelidir. Ayrıca oluştuğu dönem hariç, devletten ayrı bir şey de değildir. Burjuva devletin toplumsal (ve sınıfsal) temelini anlatmaktadır. Doğrudan olumlu veya olumsuz bir şey değildir. Kavrama yeni bir içerik kazandırmak isteyen bunu elbette yapar, ama yapılan bu değildir. Sol, iktidara dönük bir hareket olmaktan çıkarak sivil topluma dönük bir hareket haline geldiği zaman, yolunu burjuva devletin toplumsal temeli içinde arayan bir harekete dönüşmüş olur. Özgün (işçi) bir sınıf temelli olarak düşünülmüş sosyalizm konseptini "sivil toplum" gibi, başka bir sınıfın (burjuva toplumu hem burjuva sınıfıdır, hem bu sınıfın ideolojik hegemonyasının çerçevesidir, yani onun ‘sarmaşığıdır’) üzerine temellendirmeye çalışmaktan, burjuva sosyalizmi de dâhil, hiçbir şey çıkmaz, çünkü vakıanın doğasına aykırıdır. Ayrıca sivil toplum-devlet ilişkisine getirilen Marksizm dışı bütün yorumlar, Marksizm’in dışında oldukları için değil, işin gerçeğinin dışında olduktan için birer safsata olmaktan ileriye gitmemişlerdir.
Diktatörlük
Reelinden kaçınmış olmak için yeni yollardan yeni sosyalizmler arayanların iktidar fikrine soğuk bakmalarının bir nedeni de, proletarya diktatörlüğü fikrine soğuk bakmalarıdır. Ekim Devrimi’nin kurduğu diktatörlüğün, kurulmuş olmakla zaten sosyalizmin önünü tıkadığı düşünülmektedir.
Politik programlardan, sosyalizme gidişin yollarını zenginleştirmek ve devrim için yeni sınıfsal güçlere açılmak maksadıyla çıkarılmış olmasını anlasak bile, proletarya diktatörlüğüne mutlak karşı çıkmayla sosyalizmden yana olmayı anlamak olanaksızdır. Proletarya diktatörlüğüne karşı çıkmak, Marksizm’e karşı çıkmaktır, çünkü Marksizm’in “keşfettim” dediği tek şeydir bu. Ve bu konu spekülatif tartışmalardan sakınmamız gereken, sosyalistlerin en ciddi konusudur. Bu konu ayrıca demokrasi-sosyalizm ilişkisini tartışıp yeniden kurmaya çalışanların da yakasını hiç bırakmayacak bir konudur. Sorun da şudur. Bilinen bütün demokrasiler bir sınıfa, hatta çoğu zaman bir zümreye ait egemenlik biçimi oldular. Sosyalizmin daha baştan, bir sınıfın egemenliği olmak bir yana, bütün egemenlik biçimlerine karşı açılmış bir kesin savaş olarak başlaması zorunlu, işçi sınıfı diktatörlüğü denilen şey de bu savaşın biricik vasıtası sayılmıştır. Ekim Devrimi’nin neden böyle gelişmediği haklı bir sorudur, devrimin başlangıcından bugüne, her aşamada, devrimin içinden ve dışından hep sorulmuştur. Dünya bu soruyla Ekim Devrimi’nin başlattığı süreci denetlemiş, ondan beklentilerini ifade etmiştir. Dünya solu Ekim Devrimi’ne sorduğu sorularla kendini geliştirmiştir. Bu eşsiz deneye karşı Marksizm’in bundan sonrası için de sorulacak soruları vardır. Ancak bu soruları, Ekim Devrimi’nin insanlığı ulaştırdığı düzeyin gerisine düşerek sormamak önemlidir. Örneğin bu Devrime, “neden demokrasi olamadığını” sormak geriliktir ve gericiliktir, ama ona demokrasiyi neden aşamadığı pekâlâ sorulabilir ve bu sorunun izi üzerinden gidilerek sosyalizm için mücadele edenlerin ufku zenginleştirilebilir.
Şablon Sorunu
Dünya solu 20. yüzyıl boyunca Ekim Devrimi’ni ve kurduğu toplumu bir şablon gibi algılayıp korudu. Komünist işçi hareketleri bunu aynı zamanda bir enternasyonalizm olarak algıladı. Komünist hareketler, kendi toplumlarının zenginliğinden koparak, bu şablona hapsoldular. Ekim Devrimi’nin her zaman ve her yerde geçerli bir şablonmuş gibi algılanması Marksizm’i yaratıcı olmaktan ve kapitalizmin evrimini yakalamaktan alıkoydu. O kadar ki, Marksizm son elli yılda, komünist platformlarda değil, komünizmin dışında kalan sol platformlarda gelişme (kısmen) olanağı bulabildi. Ekim Devrimi’nin sadece Rusya'ya ait olan ve tarihin o günkü koşullarında şekillenmiş çizgileri, onun evrenselliği yerine konuldu ve Ekim Devrimi bundan zarar gördü. Ve en büyük zarar, Marksizm’in bir devlet düşüncesi ve politikası düzeyine indirgenmesi nedeniyle yaşandı. Bütün dünyada ve bütün ülkelerde, komünist parti ve hareketlerin hataları ve günahları, kendilerine ait hata ve günah olmaktan çıktı, tek bir merkezin hataları ve günahları haline geldi. Kısaca, Ekim Devrimi Marksizm’e büyük bir tarihsel inisiyatif kazandırdı ve bu konsepti önemli bir noktaya taşıdı, ancak Ekim Devrimi’nin güçleri Marksizm’i daha ileri bir noktaya taşımakta yetersiz kaldılar.
Devamla
Ekim Devrimi’nin güncelliği, bu devrimin evrensel yüzü aracılığıyla sürüyor. Sınıflar ve sınıf mücadelesi ortadan kalkmadığı, kapitalizm kendi çelişkilerinden ve insanla olan çelişkilerinden kurtulamadığı için bu sorunları çözmeyi yüklenmiş anlamı nedeniyle Ekim Devrimi önemli bir motivasyon oluşturuyor. Eşitlik ve özgürlük ideali sürdüğü için, ve hamaset olsun diye değil, yeryüzündeki bu mezbele hayattan bir an önce kurtulmak isteyenlere ne yapmaları gerektiğini hatırlattığı için Ekim Devrimi’nin önemi bir başucu ilham kaynağı olarak sürekli canlı tutulmalıdır.
Kızılcık, Sayı 1 (Ocak 2000), s. 16-17.