Vatansever paşa Topal Osman’ın heykelini yaptırmıştı

Siyasi tarihimizin Ocak ayı suikastlarından ilki ve en büyüğü Trabzon’da işlenmişti. En yenisi ise geçen yıl İstanbul’da işlendi. İlkinde öldürülenler Türkiye Komünist Fırkası’nın kurucularından on beşiydi.

Partinin önde gelen ismi (Giresun 1883 doğumlu) Mustafa Suphi İstanbul’da hukuk okumuş, Sorbon Siyasal Bilimler’den lisansüstü diplomasi almış, Fransız sosyalist partisinin ünlü ismi (emperyalist savaşa karşı çıktığı için öldürülecek olan) Jaures’le tanışmıştı. Dönünce gazetecilik ve muallimlik yapar. İttihatçıların aleyhine dönünce Sinop Kalesine “nefyedilir.” 1914’te Kaleden kaçıp Sivastopol’e geçer. Osmanlı-Rusya savaşı nedeniyle Türk olduğu için Kazan Türkleri arasına gönderilir, Bolşevikleri tanır. 1917’den sonra Müslüman Türkler arasında siyasi çalışmalar yapar, 10 Eylül 1920 günü anavatandan gelmiş değişik gruplarla ve Rusya topraklarındaki Türkiyeli solcularla Bakü’de toplanan Kongre’de parti kurulur. M. Suphi, Ethem Nejat ve arkadaşları Komintern’in uyarılarına rağmen Anadolu’ya gitmek isterler. Heyet 28 Aralık’ta Kars’a gelir.

Teşkilat-ı Mahsusa (MAH) her uğradıkları şehirde İslami inançları kışkırtarak karşı gösteriler düzenler.

Erzurum’a ulaştıklarında daha geniş çaplı olaylar organize edilince Trabzon’a gitmek isterler. 16 kişi olarak Trabzon’a gelirler, ama kente sokulmadan doğruca limana götürülürler, “Batum’a gönderilecekleri” söylenir. Bu işi yapmakla görevli olanlar kayıkçılar kâhyası Yahya ve çetesidir. Yahya heyettekilerin silahlarını, para, saat ve diğer kıymetli eşyalarını alır, Mustafa Suphi’nin eşini alıkoyar,  15 kişi bir tekneye bindirilirler. Karadenizli olan Suphi teknenin ahşap aksamlı olduğunu (uzun yol teknesi olmadığını) görünce, başlarına gelecekleri anlar, karşı koymaya kalkarlarsa da, Yahya’nın haydutları baskın gelir. Tekne denize açılır, katiller arkadan başka bir tekneyle yetişerek hepsini kurşunlayıp, süngüleyip sulara atarlar. Katliam 1921 yılı Ocak (Kânunisani) 28’i 29’a bağlayan gece vuku bulmuştur. Ankara hükümeti olayı deniz kazası diye açıklar.

MAH’ın Trabzon çetesi olan Yahya Kâhya’ya bu cürmü Ankara’yla yakın irtibatlı, Giresunlu MAH’çı Topal Osman sipariş etmiştir. Osman gözü kanlı, eli kanlı bir katildir. İlk ününü Balkan Harbi’nde Rum köylerini basarak, kadın erkek, çocuk, yaşlı öldürerek ve Rumları bölgeden kaçırtarak elde etmiştir. 1915-16’da Tehcir’de aynı gücünü Ermenilere, 1920’de ise Koçgiri’de Kürtlere karşı kullanmıştır. Ermeni tehcirindeki suçları nedeniyle hakkında arama emri varken Kazım Karabekir tarafından asker kaçaklarını yakalamak için görevlendirilmiş, tecziye yerine, taltif edilmiştir. Zira Osman yakaladıklarının bir bölümünü çetesine katacak, zorbalık gücünü arttıracaktır. Kemal Paşa daha sonra o gücü kendi muhafız birliği yapar.

Yahya Kâhya’nın oğlu “Türkiye’de Sol Akımlar” kitabını yazan Mete Tuncay’a mektubunda babasının o zamanki koşullara göre vatani vazifesini yaptığını ve “asıl katilin bugün tapınılan bir kişi olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağını” yazar.

Böyle olayların belgesi olmaz, bulgulara akıl yürütmeyle varılır. Ama tarihçi Halil Berktay’ın dedesi (Erdoğan, İlhan ve Alpaslan Berktay’ın babaları) Halil N. Berktay olayın Ankara’dan gelen şifreli bir telgrafla emredildiğini ve şifreyi çözmüş subayla sonraları tesadüfen tanıştığını söyler.

Ayrıca, Kâhya 1922 tarihinde bazı yolsuzluklar nedeniyle Sivas’ta yargılanıp yakayı kurtardığında Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi Reisi Hasan Fehmi Bey, akrabası E. H. Tepeyran’a (Oktay Akbal’ın dedesidir) yazdığı mektupta suçluluğuna inandığı Yahya’yı birtakım “nüfuzlu” kişilerin himaye etmesi nedeniyle serbest bırakmak zorunda kaldığını teessürle belirtir. Esasen bu gibi hayati emirleri Karabekir’in tek başına verebileceğini sanmak Ankara-Erzurum arasındaki hiyerarşik ilişkiyi bilmemek olur.

Yahya Kaptan yanında bir kaç avenesiyle 3 Temmuz 1922 akşamı öldürülür. Öldürenler Topal Osman’ın adamlarıdır. Katiller katilleri temizlemişlerdir. Yahya’nın 15’ler cinayeti konusunda ileri geri konuştuğu, “Kafamı kızdırmasınlar, yoksa konuşurum!” gibi sözler ettiği için öldürüldüğü söylenir.

Derken, Topal Osman bir vazife daha ifa eder: 26 Mart 1923 akşamı yemeğe çağırdığı Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’i öldürür. Meclis’te 2. Grup diye adlandırılan muhaliflerin lideri Ali Şükrü kaybolunca tepkiler büyür, bir kaç gün sonra cesedi tarlada bulunur. Osman’ın bağ evi kuşatılır. İddiaya göre önce Çankaya’yı basacağını söyler, sonra teslim olur, ama ateş edilir, ertesi gün ölür.

Böylece 15’leri Yahya Kâhya, Yahya’yı Topal Osman, Osman’ı da jandarma öldürünce 15’ler cinayeti de faili meçhul!! kalır. Osman Ağa’nın kabri bir süre sonra memleketine naklolur. Anıt mezara konulur.

Konunun günümüzle ne ilgisi mi var?

Ergenekon çetesi tutuklu zanlılarından ünlü Veli Küçük Paşa on yıllar sonra ünlü Osman’ın heykelini yaptırıp Giresun’a hediye eden kişidir. Ama iki olay arasındaki asıl ortak yön onların çete olmaları değil, her ikisinin vatan için adam öldürdükleri de değil... Onbeşler suikastıyla Hrant Dink cinayeti arasındaki ortak noktanın her iki olayda da tetikçilerin Trabzon’lu olmaları da değil.

Asıl müşterek yanları her iki çetenin de hikmetinin kendilerinden menkul olmadığı, yüksek mercilerden sadır olduğudur.

Nazım Hikmet Onbeşler için şöyle demişti:

1921 / Kânunisani 28 / Karadeniz / Burjuvazi / Biz / Onbeş kasap çengelinde sallanan / Onbeş kesik baş / Onbeş arkadaş / Yoldaş  / Bunların sen isimlerini aklında tutma / fakat / 28 Kanunisaniyi unutma.

Nasıl unutalım ki, aradan doksan yıl geçti, cürümler aynı, mücrimler aynı. Adları değişiyor, makamları değişiyor, tıynetleri değişmiyor. Ne fiiller tarih oluyor, ne failler.