Evlatlarına kıyan ülkenin seçkin bir edebiyatçısıydı

SabahattinAli-scEdebiyatımızın önde gelen isimlerinden Sabahattin Ali 2 Nisan 1948’de Kırklareli’nde −kendisini Bulgaristan sınırına götürmesi için anlaştığı kamyon şoförü tarafından− kırsal arazide boğularak öldürülmüş, cesedi daha sonraki günlerde çobanlar tarafından bulmuştu. Yazar bir şiirinde, “Benim meskenim dağlarda,” diyordu, ölümü orada oldu.

100. Doğum Yıldönümünü kutladığımız Sabahattin Ali 1907’da Gümülcine’de doğdu. İstanbul Muallim Mektebi’ni bitirerek öğretmenliğe başladı. Kazandığı sınavla gittiği Almanya’da dil öğrendikten sonra, Anadolu’da çeşitli illerde Almanca öğretmenliği yaptı.

Ünlü Kürk Mantolu Madonna romanında anlatılan öykü Almanya’da başlar. Bakanlıktaki orta yaşlı memur Raif Bey’i ve onun yaşamının tepe noktasını oluşturan bir zamanların Berlin kesitini, Yahudi Maria Puder’e duyduğu olağanüstü sevgiyi öykülediği, bu nedenle çok ilgi çekici bulunan Kürk Mantolu Madonna yazarın değişik türde bir eseridir. Anlatımının taşradan uzaklaştığı ve büyük kentin okumuş insanının büyük bir aşk bağlılığını betimlediği için onun atipik, ama büyük bir aşktan sonra gelen düş kırıklığını, hüznü, çaresizliği, tükenmişliği için tipik bir Sabahattin Ali anlatısıdır.

Bir ihbar nedeniyle 1931’de üç ay kadar tutuklandı. Bir şiirinde Mustafa Kemal Paşa’yı yerdiği gerekçisiyle Sinop Cezaevinde bir yıl kaldı (1932). Kerem Güney’in bestesiyle ünlenen “Başın Öne Eğilmesin / Aldırma Gönül Aldırma” şiirindeki mekân hapishane olarak şöhret yapmış Sinop kalesidir. 1935’te bakanlık yayın müdürlüğünde çevirmen olarak, Devlet Konservatuarında öğretmen ve dramaturg olarak çalıştı.

1945’te siyasî görüşleri nedeniyle bakanlık emrine alınınca memuriyeti bıraktı. Cami Baykurt’un “Yeni Dünya”, Aziz Nesin’in “Marko Paşa” dergilerinde çalıştı. “Marko Paşa” kapatılınca, adı “Malûm Paşa” oldu, kapatmalar sürünce yayın “Merhum Paşa”, “Alibaba” isimleriyie devam etti (1946-47). Sabahattin Ali yazılarından dolayı tekrar tutuklandı, 3 ay daha cezaevinde kaldı.

Gazetecilikle geçinemiyordu, borç-harç bir kamyon alıp nakliyatçılığa başladı.

Siyasi Şube tarafından sürekli izlenmekten rahatsız oluyor, ayrıca geçim sıkıntısı çekiyordu. Yurt dışına çıkmaya karar verdi. Bugün hayatta olan tanıdıklarından Hıfzı Topuz şöyle diyor:

“... Verdiği mücadele bana kahramanca geldi. Sabahattin hiçbir zaman komünist partisi üyesi olmadı. Komünist de değildi. Türkiye’den kaçmayı düşündüğü zaman Moskova’ya gitmeyi düşünmedi. Bulgaristan’dan geçip İngiltere’ye, Fransa’ya, İtalya’ya geçecekti... Bu adam devlet konservatuarında hocaydı, attılar. Ondan sonra İstanbul’a geldi, dergiler çıkarmaya çalıştı, dergilerini kapattılar. Ondan sonra geçimini sağlayamaz bir hâle geldi.”

 Sabahattin Ali yurt dışına çıkma niyetini gizli tutamadığı için haber istihbarat servisinin kulağına gitti ve yazarı yurt dışına götürecek adam katil olarak kiralandı ve suikast gece karanlığında işlendi.

Yazar hem köy, hem kasaba yaşamını bireyin ruhsal analizlerini yaparak ve sosyolojik çevre içine yerleştirerek işlemiştir. Köylünün yoksulluğunu anlatmıştır. Yapıtlarındaki burukluk ve karamsarlık hem Türkiye’nin o zamanki gerçekliklerini yansıtır, hem de iki savaş arasındaki ve II. Dünya Savaşı koşullarındaki büyük sıkıntıları, umutsuzlukları ve çıkışsızlık psikolojisini ustalıkla vermiştir.

Savaş bittikten sonra bu kez Soğuk Savaş başlamış, Cumhuriyet tek parti istibdadının sol ve aydınlar üzerindeki zulmü yeni koşullarda da devam etmiştir. İşte Sabahattin Ali aydınlar üzerindeki bu şiddetin en somut kurbanıdır. Bizzat kamunun emriyle öldürülmüştür.

Katili taammüden cinayet işlediği halde çok az bir ceza almış, 1950 affıyla serbest kalmıştır.

Eserleri: “Dağlar ve Rüzgar” (şiirler, 1934) ve “Kurbağanın Serenadı” (Bütün Şiirleri- 1973), “Değirmen” (hikâyeler, 1935), “Esirler” (oyun, 1936), “Kağnı” (hikâyeler, 1936), “Kuyucaklı Yusuf” (roman, 1937), “İçimizdeki Şeytan” (roman, 1940), “Yeni Dünya” (hikâyeler, 1943), “Kürk Mantolu Madonna” (uzun hikâye, 1943), “Sırça Köşk” (hikâyeler, 1947).

Anma yazımızı çoğumuzun Sezen Aksu’nun bestesinden tanıdığı ünlü şiiriyle bitirelim:

Başım dağ, saçlarım kardır,
deli rüzgârlarım vardır,
ovalar bana çok dardır,
benim meskenim dağlardır.

şehirler bana bir tuzak;
insan sohbetleri yasak;
uzak olun benden, uzak,
benim meskenim dağlardır.

kalbime benzer taşları,
heybetli öter kuşları,
göğe yakındır başları;
benim meskenim dağlardır.

yarimi ellere verin;
sevdamı yellere verin;
yelleri bana gönderin;
benim meskenim dağlardır.

bir gün kadrim bilinirse,
ismim ağza alınırsa,
yerim soran bulunursa:
benim meskenim dağlardır.

Kızılcık, sayı 30  (Haziran/Temmuz 2007).