bu yazıyı verdiğim kızılcıktan erkek arkadaş, “karma örgüt ne demek?” diye sordu, o yüzden önce bu kavrama açıklık getirmek istiyorum. karma sözünü kadın erkek karışık anlamında kullanıyorum. kadın örgütlenmesi kavramının aksi olarak.
karma örgütlerde, yani siyasi partiler, sendikalar, dernekler vb.’de kadınların örgütlenmesi ve mücadelesi meselesini ele alırken göz önünde tutulması gereken bir kaç nokta var bence.
bunlardan birincisi, bu örgütlerin içindeki erkeklerin sayıca ezici bir üstünlüğe sahip olmaları, bu, kadınların o örgütler içindeki siyasi gündemini belirliyor, bugün bir çok örgütte tartışılan ve hayata geçen kota ve benzeri pozitif ayırımcılık önlemleri kadınların temel politikası haline geliyor.
kota
kadınlara yönelik kota genellikle yüzde 25-30 civarında oluyor ve her zaman da olmuyor, yetmiş erkeğe karşı otuz kadının yer aldığı ödp parti meclisi ile ilgili kişisel tecrübem, kızların sonradan ve az sayıda alındığı galatasaray, haydarpaşa, kabataş benzeri liselerin sınıflarına benzer bir hal; bir grup haylaz öğrenci, hiç durmadan sözlüdeki pardon kürsüdeki kıza laf atıyor, kendi aralarında ise daha dikkatliler, çünkü erkek erkeğe bir sataşmada kavga çıkabileceğini hissediyorlar.
yönetici organlarda erkek sayısının yarısından az kadın, kadınların temsili meselesini halledebilir mi? buna evet demek mümkün değil, öte yandan kadınlar bir kurulun çoğunluğunu oluştursa bile bunu kadınlardan yana politikaların hayata geçmesi açısından bir garanti olarak görmek mümkün değil, çünkü nasıl ki rıdvan budak meclise girince işçiler temsil edilmişolmuyorsa, aynı şekilde kadın yanlısı kadınlar olmadan kadınların siyasi temsili mümkün değil, bu politikaların nasıl ve ne olabileceği konusuna birazdan değineceğim, ancak şunu ifade etmek istiyorum, kota, belirli bir siyasi seviyeye gelmiş kadınların önünü açmak için faydalı bir kurum, erkek egemen yargılarla o kadınlara oy vermeyen seçmenlere karşı, yani toplumsal bir adaletsizliğin çözülmesine yönelik iyi bir araç, ancak kota, kadınları siyasetten uzak tutan maddi sorunlara, en önemlisi ev işleri yüküne çare olmuyor, ayrıca, o kadınların girdikleri kurumlarla çalışmalarını zorlaştıran erkeklere karşı da bir önlem değil, ayrıca şimdilerde çoğulcu tabir edilen, yani bir çok siyasi grubun birlikte yer aldıkları örgütlerde kadın kotası sıklıkla gruplar arası çekişmede bir araç olarak kullanılıyor, bunun bir sonucu siyasi olarak niyeti ya da yeterliliği olmayan kadınların oylamada havaya kaldırılacak eller olarak listelere alınması.
kadınlar, politika
kadın politikasının feminizmden “kadın duyarlılığı”na indirgendiği, ehlileştirildiği bir dönemden geçiyoruz, bu, karma örgütlerde kadın politikalarına da yansıyor, bir çok örgütte, komisyonlar, birimler, koordinasyonlar halinde bir araya gelen kadınlar, uğruna mücadele edecek kotadan başka tek bir talep buluyor oluyorlar: cinsel tacize karşı mücadele.
cinsel taciz gerçekten de herhangi bir yapı içindeki kadınların hayatını karartan, hareket serbestilerini kısıtlayan bir şey. bütün bunların dışında hiç olmazsa solcular arasında yaşanmaması gereken bir rezillik, ama bu konuda alınacak önlemler, yaptırımlar, soruşturma yöntemleri ancak bir örgüt içinde belirli bir değişikliği sağlayabilir.
örgüt içi hayatı düzenleyen kota da dahil bu tür uygulamaları kadın politikası için yeterli saymak mümkün değil.
kadınların karma örgütlerin politik programları ve talepleriyle ilgili söyleyecek sözleri var bana sorarsanız, kadın kurtuluşunun taleplerinin karma örgütlerin talepleri arasında yerlerini almaları gerek, bence esas mücadele bu noktada verilmeli, bu talepleri belirlerken de kadın kurtuluşunun karma örgütlerce de kolayca kabul görebilecek, yoksulluğa karşı mücadele, barış benzeri talepleriyle yetinmemek gerektiğini düşünüyorum, çünkü karma örgütler, genellikle bütün insanlığın kurtuluşunu hedeflediklerini iddia edenler tarafından oluşturuluyor, bu iddia mantık gereği kadınların taleplerini de programlarına almayı gerektiriyor, şimdi ise durum tam tersine, kadın kurtuluş hareketine meşruiyet tanımak için başka ezilenlerin taleplerini de savunması bekleniyor, bu tür bir meşruiyet lütfedilmesine ne ihtiyacımız var, ne de müdanamız. bizim meşruiyetimiz kendi haklılığımızdan kaynaklanıyor.
ayşe düzkan, Kızılcık, sayı 2, s. 26.