Belli bir siyaset anlayışının yüzkarası

Her devletin tarihinde tertipler, suikastlar ve benzeri kanunsuz işler vardır. Bunlar o rejimin, o devletin boynuna asılmış utanç levhalarıdır. 1950'lerde Selanik'te Atatürk'ün evine bomba koydurtup, İstanbul'da sokak gösterisi yaptırtıp, çapul ve yağmaya yol açmak, 1940'larda Tan gazetesini ve sol yayınları yakıp yıktırtmak ya da Sabahattin Ali'yi öldürtmek suçları yarım yüzyıl sonra bile unutulmamıştır. Unutmamak ve unutturmamak da gerekir. Çünkü o olaylar şu veya bu partinin değil, rejimin ve belli bir siyaset anlayışının meşruiyet kişiliğidir. Ülkeden ülkeye, zamandan zamana kılık, kimlik değiştirerek −ama suçlar ve suçlular özlerini koruyarak− devam ederler. Nasıl ki, Hitler'in haydutları 1930'larda Reichstag'ı kundakladılarsa, 60'larda ABD'de derin devlet-mafya-bazı iş çevreleri elbirliği ederek Başkan'larını öldürdülerse, 70'lerde “Başkan'ın adamları” Watergate'de DP merkezini casusladılarsa, 80'lerde de Mitterand'ın ajanları, nükleer deneme karşıtı Greenpeace'in “Rainbow Warrior” gemisini batırmışlardı ve Yeni Zelanda başbakanı olayı “devlet destekli uluslararası terörizm” diye nitelemişti. (Demek ki, sadece 3. Dünya değil, “Uygar Dünya” devletlerinin de TERÖRİST olabildiği, müttefik bir devlet liderince ilan ediliyor!)

***

II. Savaş bitiminde −ABD iki atom bombasıyla Soğuk Savaşı başlattığı sıralarda− Türkiye'de iki muhalefet doğmuştu: Demokrat Parti’yi doğuracak “Dörtlü Takrir”le başlayan burjuva muhalefet ve sol muhalefet. Sabiha ve Zekeriya Sertel ile Halil Lütfü Dördüncü'nün çıkardığı günlük Tan gazetesi sol muhalefetin etkili sesiydi. Savaş sonrası güç dengesi değişikliği Türkiye'de de solun gelişme ihtimalini getirdiğinden, önünün kesilmesi için −zaten sık sık tekrarlanan “komünist tevkifat”ına ilaveten− bu tür yayınlar susturulmalıydı. Tan, savaşta Mihver'e karşı Müttefikleri ısrarla savunmuş, içte Nazi yandaşlarına, istifçi, vurguncu, karaborsacılara (savaş zenginlerine) karşı sert mücadele yürütmüştü. Savaştan sonra dışarıda SSCB ile dostluğu, içeride demokratikleşmeyi, sosyal adaleti, TBMM'nin kendini feshetmesiyle ve çok partili serbest seçimlerle oluşacak yeni Meclis'in yeni bir anayasa yapmasını istiyordu. Sürekli yazarları arasında Sabahattin Ali, Cami Baykut, M. Ali Aybar, Behice Boran, Adnan Cemgil, Aziz Nesin vardı. 1 Aralık 1945'te Yeni Dünya dergisi ile aylık Görüşler yayına girdi. Bu dergilerde de aynı veya başka sol şahsiyetler yazıyordu.

tan-baskini-cr3 Aralık'ta iktidar yanlısı Tanin'de, Hüseyin Cahit Yalçın "Kalkın Ey Ehli Vatan!" başlıklı başyazısıyla Tan'ı ve Sertel'leri hedef gösterdi. Ertesi sabah üniversite bahçesinde toplanan kalabalık bir öğrenci grubu, “Kahrolsun Komünistler, Kahrolsun Sertel'ler, Bundan Daha Fazla Demokrasi mi Olur?” diyen dövizlerle, "Kahrolsun Komünistler! Komünistler Moskova'ya!" naralarıyla Cağaloğlu'na yürüdüler, Tan tesislerini yakıp yıktılar, kağıt bobinlerini yokuş aşağı yuvarladılar. Hızlarını alamayıp, Karaköy üzerinden Beyoğlu'na çıktılar, Taksim'e çelenk koydular, Lale Sineması yanındaki Berrak kitabevini tahrip ettiler, Kumbaracı yokuşundaki La Turquie gazetesiyle, Görüşler ve Yeni Hayat bürolarını kırıp, döktüler. Tekrar Cağaloğlu'na döndüler. Öğleden sonraları yayınlanan Akşam gazetesi, olayı “Müessif Hadise” manşetiyle verdi diye, Akşam'ı bastılar, tehditle ikinci baskı yaptırtıp, özür dilettirdiler. Akşama doğru Üniversiteye döndüler. İstanbul'da sıkıyönetim vardı ama onlara dur diyen olmadı hiç. Göstermelik olarak gözaltına alınan saldırganları ise CHP parti müfettişi Alaeddin Tiritoğlu ziyaret edip kutladı. Aralarında CHP gençlik kolu liderlerinden Ali İhsan Göğüş’ün de (sonraları TC. hükümetlerinden birinde bakan oldu) bulunduğu failler kovuşturulmadı, dava açılmadı. Tersine, Sertel'ler kışkırtıcı yayın ithamıyla mahkemeye çekildiler, Şubat'ta tutuklandılar. (Estirilen terör sırasında, Karaköy'deki Tan Şarküteri, alelacele, adındaki T'yi C'ye çevirmiş, Beyazıt'taki Lena Kitabevi, Lena nehri Rusya'da diye, tabelasındaki Lena'yı silmişti.)

Tan bir daha hiç çıkmadı. Diğer adı geçen yayınlar da. Sertel'ler bir daha yazmadılar. 1950'de Paris'e yerleştiler. Zekeriya Sertel'e 1978'e kadar yurda dönüş izni verilmedi. (Bir keresinde Fransız pasaportuyla geldiği Yeşilköy'den geri gönderildi.) Sabiha Sertel yurdunu tekrar göremeden öldü. Kızları Yıldız Sertel, ancak 90'ların başında gelebildi ve İstanbul'da öğretim üyeliğine başladı.

TAN OLAYI rejimin yüz karası olarak tarihe geçti. Sırf rejimin değil, hem "matbuat hürriyeti" deyip, hem de matbuata yapılan saldırıya alkış tutan diğer gazetelerin ve gazetecilerin de.

Ne yazık ki, Türkiye'nin de.

Kızılcık, Sayı 10 (Aralık 2011).