ABD İran'ın kültürel sit alanlarını yok ederse, Başkan Trump uluslararası hukuk açısından cezaî sorumlu olacaktır

persepolis-crABD kültürel varlıklara karşı her türlü düşmanca eylemi yasaklayan Lahey Silahlı Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunması Sözleşmesi'nin imzacısıdır.

ABD Başkanı Donald Trump, ABD vatandaşları veya varlıkları İran tarafından vurulursa bir misilleme biçimi olarak doğrudan İran'ın kültürel mirasını tahrip etmekle tehdit etti. 4 Ocak’ta attığı tweet şöyle:

“Eğer İran Amerikalılara ya da Amerikan varlıklarına saldırırsa, 52 İran hedefi belirledik (yıllar önce İran’ın rehin aldığı 52 ABD vatandaşını temsilen), bazıları İran ve İran kültürü için çok üst düzeyde ve önemli, ve bu hedefler ve bizzat İran ÇOK HIZLI VE ÇOK SERT VURULACAKTIR. ABD artık tehdit istemiyor!”

Ertesi gün Airforce One'da gazetecilere konuşurken düşüncesini şöyle açıkladı, “İnsanlarımıza işkence yapmalarına ve sakat bırakmalarına izin var; yol kenarına bomba yerleştirmelerine ve insanlarımızı havaya uçurmalarına izin var. Ve bizim onların kültürel sit alanlarına dokunmamıza izin yok. Bu böyle yürümez."

Devamını oku: ABD İran'ın kültürel sit alanlarını yok ederse, Başkan Trump uluslararası hukuk açısından cezaî...

El pueblo unido jamás será vencido!*

babamin-kanatlari-crKüresel düzeyde neoliberal ekonomi politikalarının ülkelerin üzerine abanmasıyla gelir ve servet eşitsizliği artıyor. Doymak bilmez servet hırsı; insanlarıyla, hayvanlarıyla, ormanlarıyla, denizleriyle, ırmaklarıyla bütün bir ekosistemi yok oluşa götürüyor. Ütopyalar, yerini sonu belirsiz distopik hikâyelere terk etti.

Dünyanın pek çok yeri sokak gösterileri ve protestolarla çalkalanıyor: Lübnan, Şili, İran, Hong Kong, Irak, Gürcistan, Hindistan, G. Kore, Azerbaycan, Ekvator, Kolombiya, Venezuela, Fransa, İtalya… Sokaklara çıkan, meydanları dolduran kitleler, sistemin varlıklılar lehine ellerinden aldıklarını geri isteme, yenilerini vermeme mücadelesinde ortaklaşmaktadır.

Devamını oku: El pueblo unido jamás será vencido!*

Almanya’da Faşizm

almanyadafasizmHitler’i duymuşsunuzdur, hani şu dünyayı ateşe atan adamı. Yeteneksiz ressam, becerikli lafazan. Çılgındı değil mi, hatta deli? Ama yok muydu etrafında akıllı biri? İhtiraslı, vicdansız, zalim, insafsızdı, kötülüğün cisimleşmiş haliydi… Ama tek başına mı işledi bunca cinayeti? Bir ulusun reisiydi. O ulusun yok muydu başka lideri? Rütbesi onbaşı idi ama 50 milyon insanın öldüğü bir savaşa komuta etti. Peki, yok muydu yanında bir generali ya da bir yüzbaşısı, hiç olmazsa eli sopa tutan bir askeri?

Hitler bir hiçti onu destekleyen sanayiciler olmasaydı. Hitler yalnız değildi ona arka çıkan bankacılar vardı. Hitler tek adam değildi, büyük toprak sahiplerince kollanıp desteklendi.

Milliyetçi, ırkçı, yobaz küçük bir partiye polis muhbiri olarak sızan aylak bir gevezeydi. Boş konuşurdu ve yalancıydı. Öyle ki işçi sınıfına doğrudan hitap edebilmek için partisinin adını Ulusal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirdi. Ama daima işçilerin değil patronların yayında yer aldı: Krupp, Thyssen, Karl Bosch, Siemens, Dr. Oetker, Audi, BMW, Daimler, Volkswagen, Porsche, Hugo Boss ve diğerleri Hitler ve Nazilere bolca para, öğüt, destek verdi; yol haritasını çizdi; işgal edilecek bölgeleri ve köle işçi çalıştırabilecekleri toplama kamplarının yerlerini belirlediler.

Devamını oku: Almanya’da Faşizm

Hüseyin Serdar’a dair

huseyinserdar-cr-tDün Hüseyin Serdar’ın cenazesi için Trabzon’daydım. Çoğu zaman olduğu gibi bütün gün yağmur yağdı Trabzon’da. Cenaze törenine oldukça büyük bir kalabalık katılmıştı. Bu kitle hem sayı olarak çoktu hem de Trabzon’un yıllarca biriktirdiği büyük bir niteliği ifade ediyordu. Eli kalem tutan, okuma yazma becerisini kullanabilen, iki lafı bir araya getirebilmeyi bilen insanlar ve sisteme muhalif olduğu için fatura ödemiş her türden insan İskenderpaşa Camiinin avlusunu doldurmuştu. Katılanların bir kısmı yurdun çeşitli yerlerinden sadece bu cenazeye katılmak üzere gelmişti Trabzon’a. Yıllardır birbirinden uzak kalmış tanışlar özlemle kucaklaştılar cenaze vesilesiyle.

Tüm ayrılıklar hüzün vericidir. Hüseyin Serdar’ın da aramızdan ayrılması biz dostlarını çok üzdü. Bu üzüntü, söylenen sözlerde, yaşlarla dolu gözlerde, yere takılıp kalan bakışlarda kendini ifade etti gün boyu. Akşamdan gruplar halinde gerçekleşen buluşmalarda anlatılan Serdar anekdotlarıyla devam etti gece yarılarına kadar…

Devamını oku: Hüseyin Serdar’a dair

Ahmet Hamdi Dinler'e veda

ahmet-hamdi-dinlerAhmet Hamdi Dinler'i 18 Ağustos 2018'de kaybettik.

Kızılcık yazıları:

İstikrar programı ve tarımda tekelleşme, Sayı 8, Haziran/Temmuz 2001.

"Yeni Ekonomi": Bir mitin çöküşü, Sayı 9, Ekim 2001.

Yerel ve uluslararası sermaye kıskacında tütün ve şeker yasaları, Sayı 18, Kasım/Aralık 2003.

Demokratik özerklik önerisiyle bir diyalog, Sayı 45, Kasım/Aralık 2011. (Demet Dinler ile birlikte)

“Ölümden Hayata” üzerine bir deneme

winter-bw-cr“Ölümden Hayata” adlı hikâye kitabı 1952 yılında Tektaş Ağaoğlu tarafından yazılmış. Okura ulaşması için 2018 yılının başlarını beklemesi gerekmiş. O zamandan bu yana hazine gibi, saklana saklana değerini artırmış. Kitap on üç hikâyeden ibaret. Her biri manzumeler şaheseri. “Manzumeler” dedim, çünkü şiirsel özellikler taşıyorlar. Hınca hınç imge dolular. Okurken, çok kaygan bir buz pateni platformunda buz dansı yapar gibi diliniz sözcükler üzerinde kayıp gidiyor. Sizin estetik figürler yapmanız gerekmiyor, kelimeler zaten estetize edilmiş…

22 yaşındaki bir insanın böyle bir profesyonel eser vermesi; onun nasıl köklü bir kültür ve edebiyat temellerine sahip olduğunun kanıtı. Hayal gücünün ne derece yaratıcılığa sahip olduğunu yeterince kanıtlıyor. Tektaş abimiz romanlar da yazmaya fırsat bulsaymış; kim bilir bize nasıl başyapıtlar, edebiyatın köşe taşları sayılabilecek nice eserler armağan edecekti. Kullandığı kelimeler çok sade ve dile hâkimiyet kazanmış. Abartı hiç yok. Sıradan insanları anlatmış. Öğretmen, öğrenci, gençler, köylüler ele aldığı kişiler arasında yer almış. İnsan betimlemelerinde dış görünüş az yer tutar. Onun yerine doğa, ağaçlar ve çiçekler, en çok da insanın iç dünyası ağırlık kazanmış. Zaman zaman geriye gidişler (çocukluk dönemlerine kadar) oluyor. Geçmişle içinde bulunulan zaman bağı ve birlikteliği sağlanıyor, diyalektik olarak.

Devamını oku: “Ölümden Hayata” üzerine bir deneme

Tektaş Ağaoğlu hakkında

tektas-agaoglu-veda2Ömrü boyunca düşündü ve yazdı; hakkında hak ettiğinin çok azı yazıldı. Komünist mücadele hem düşük frekanslı güncel, hem de yüksek frekanslı gelecek mücadelesidir; fakat Tektaş Ağaoğlu hesapsızdı, her an “en son hesaplaşma” için mücadele edecek bir komünistti.

Tektaş Ağaoğlu’na çevirileri, denemeleri, dili, kültürü, üslubu ve yaşama adabı açısından bakanların, onu “en yüksek mertebeye” oturtmaktan başka yapabilecekleri bir şey zaten yoktur; çünkü hakkı odur. Mihri Belli onun için “Türkiye’nin yaşayan tek gerçek sosyalist entelektüeli” demişse, onu yüceltmemiş, bilen ve tanıyan herkesin ortak görüşünü yansıtmıştır.

Ayağı hiçbir zaman yerden kesilmemiştir. Türkiye’nin en yetkin birkaç çevirmeninden biriydi ama aynı zamanda kasap çırağı idi. Oxford Üniversitesi’nde hukuk okumuştu fakat  hukuk tanımazın biriydi; yıllarca geçimlik ücretli işçi olarak çalışmıştı.

Devamını oku: Tektaş Ağaoğlu hakkında

Tektaş Ağaoğlu’nu örnek almak

tektas-agaoglu-veda2Tektaş Ağaoğlu’nu sonsuzluğa uğurladık. Yakınları, dostları, yoldaşları onu saygı ve özlemle yolcu ettiler.

Tektaş Ağaoğlu, ardından dile getirilen veya getirilemeyen tüm olumlu duygu ve düşüncelerden daha fazlasını hak etmişti 84 yıllık yaşamında. Yaşamına, anılmaya değer çok sayıda anı sığdırmıştı. Onu anlatmaya çalışanlar ne söylerse söylesin bir şeyler eksik kalır.

Yazarlığı, çevirmenliği, sosyalist kimliği üzerine çok şey söylendi. Bıraktığı miras kutsandı. Onun yerini doldurmanın ne kadar olanaksız olduğu daha iyi anlaşıldı bu ayrılık sayesinde. Ne çok dost ve yoldaş biriktirdiği ortaya çıktı ölümünün ardından.

Tektaş Ağaoğlu, bir arkadaş sohbetinde Mihri Belli’nin de ifade ettiği gibi “Türkiye’de gerçek komünist olan belki de tek aydın”dı.

Devamını oku: Tektaş Ağaoğlu’nu örnek almak

Yetmişli yıllarda bir çevirmen

tektas-tanoral-rsz

Tan Oral. t24.com.tr, 10 Ocak 2018.

Sosyalist gerçekçilik

kollwitz-muetterBu konuda yazmak, en son bana düşer. Biri kuyuya taş attı, kolektif çıkarılmalı.

“Sanat” dedi “çok katmanlı”dır. “Stalin sanatı baskıladı, öldürdü” dedi.

Jdanov’u suçladı. “Türk solu sanattan anlamaz” demeye getirdi.

Bu tür cümlelerin topunun hedefi “sosyalist gerçek”liktir. Sosyalist gerçekçiliğin yakın evreni “toplumsal gerçekçilik”tir. Bayat bir numaradır bu sanat eleştirisi. “Sanattan toplumsal ya da politik beklenti, sanatçının yaratma özgürlüğünü sınırlamaktır” demeye getirir.

Devamını oku: Sosyalist gerçekçilik