Çok sorunlu bir ilişki: Kadınlar ve sendikalar

Türkiye sendikalarında batıda şu anda örgütlü sendikalardan farklı olarak kadın işçilerin örgütlenmesi, onların sorunlarının ve taleplerinin sendikal politikalara yansıtılması konusunda pek fazla bir şey yapılmadığını görüyoruz.

Esasında sanayi üretiminin kitleselleşmeye başlamasıyla atılım yapan bugün de şu veya bu biçimde varlığını sürdüren klasik sendikal gelenek içinde kadınlar kendilerine pek yer bulamadılar. İlk işkolu sendikalarına baktığımızda kadınların bu yapılar içinde doğrudan doğruya yok sayıldığını görürüz. 1880'li yıllarında kadınlar için sendikalarda örgütlenme kadın işçinin temsil edilmesi değil ama kadın işgücünün denetimi anlamına geliyordu. Bazı işlere sendikaların da onayı ile kadınlar asla alınmıyordu. Yine aynı dönemde “vasıfsız” işçiler sendikalarda kitlesel olarak örgütlendiğinde bile hakim eğilimin, kadınların değil erkeklerin ağırlıklı olduğu sektörlerin örgütlenmesi doğrultusunda olduğunu görmek mümkün.

Sendikaların kadın işçileri örgütlemek istememesi veya kadınların çalıştığı iş kollarında örgütlenmemesi, örgütlenme stratejilerini erkek istihdamını temel alarak oluşturmaları üzerine kadın işçiler "kadın sendikaları" kurdular. 1889'da İngiliz Kadın Sendikaları Birliği, 1906'da da Ulusal Kadın İşçiler Konfederasyonu kuruldu. Kadın sendikaları bir dönem ciddi üye sayısına ulaştılar. Kadın işgücüne ciddi ihtiyaç duyulduğu birinci ve ikinci paylaşım savaşları sırasında veya savaş sonrasında sendikalar kadınları üye yapmakta daha istekli davrandılar. Bu, yapı sal bir değişimden ziyade istihdamdaki kadın sayısının artmasıyla ilgili bir durumdu. Ama sendikalara üye olduklarında kadınlar özel çıkarları ve taleplerini dile getiremediler, örgüt yapısı içinde temsiliyetleri hep çok düşük seviyede kaldı.1970'li yılların sonlarına doğru ikinci feminist dalgayı takiben batıda feminist hareketten kadınların sendikalarda çalışmalarına paralel olarak bir feminizasyon süreci yaşandı.

Sendikada kadın katılımının ve kadın temsiliyetinin artırılması, kadınların karar alma mekanizmalarında yer almalarının önündeki engellerin aşılması için kadın komisyonları kuruldu, uzmanlık daireleri oluşturuldu. Ama aradan geçen onca zamana ve çalışmaya rağmen sendikalarda kadın katılımı ve temsiliyeti hala çok düşük. Ve bu durumdan hareketle bazı konfederasyonlar sendikalara kadın katılımını artırmak için büyük kampanyalar düzenliyorlar.

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun 2002- 2006 yılı arasında 49 ülkeden 60 ulusal sendikanın katıldığı hedefi net biçimde belirlenen geniş kapsamlı “ Sendikalara Kadınlar Kadınlara Sendikalar” adlı kampanyası neticesinde kadın üye sayısında yüzde 40 ila yüzde 150 oranında bir artış gözlemlendi.

Kadın dostu sendikalar

Kampanyayı yürütenler sonrasında çıkardıkları broşürde amaçlarını “ Çalışan kadınların hayatlarını iyileştirmek için onları içtenlikle kabul edip karar verme konumuna yükseltecek sendikalar bünyesinde” örgütlemek olarak açıkladılar. “Onları içtenlikle kabul eden ve karar mekanizmalarına dahil olmasını isteyen sendikalar”, tanımının burada çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Kadın-erkek eşitliği konusunda samimi olmak önemli ama kadın dostu olmak da çok önemli. Türkiye koşullarında böyle sendikalar ve sendikacılar bulmak elbette çok zor. Kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı tekstil , otel- lokanta büro işleri, alanında örgütlü sendikaları ele alın, yöneticilerinin hepsinin erkek olmasının yanı sıra, bu sendikalarda kadınları örgütlemeye onları n özel sorunlarını çözmeye yönelik bir çaba göremezsiniz. Solda yer aldığını söyleyen sendikalar bunu “sınıf sendikacılığı” maskesiyle kamufle ediyorlar, sağdakiler ise çoğu zaman laf söylemeye bile gerek duymuyorlar.

Bu noktada sendikal katılımla temsiliyeti de birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulamak isterim. Türkiye'de son dönemlerde grev ve direnişlerde kadınların en önde yer aldığını, hatta bazı direnişleri kadınların başlattığını görüyoruz. Direnişlerde en önde olan bu kadınlar sonrasında en iyi durumda sendika temsilcisi olabiliyorlar ancak, sendikal politikaların oluşturulduğu karar alma mekanizmalarında asla yer alamıyorlar.

En devrimci, en demokrat sendikalarda bile karar mekanizmalarındaki kadın sayıları hep kadın üye oranından düşük bir düzeyde seyrediyor. Bu sadece bizde değil. Dünyada da böyle ama bizim sendikalarımız bunu doğal bir durum olarak görürken, batının sol ve sosyal demokrat sendikalarında, utanılası bir hal olarak algılanıyor. Ve bertaraf edilmesi için çeşitli önlemler alınıyor.

Alman Sendikalar Birliğinin (DGB)'nin 2002-2006 dönemi için yapmış olduğu bir araştırma konfederasyona bağlı sendikalarda kadın üye ve temsiliyet oranları hakkında önemli bilgiler veriyor, dünyanın başka konfederasyonları için de durum çok farklı değil.

IGBCE (Alman Kimya, Enerji, Maden İşçileri Sendikası)
Sendikadaki kadın üye oranı yüzde 20
Yönetimlerde bulunan kadın oranı yüzde 14

IG Metall (Alman Metal İşçileri Sendikası)
Sendikadaki kadın oranı yüzde 19
Yönetimlerdeki temsil oranı yüzde 14

Kadın ağırlıklı işkollarında örgütlü sendikalarda durum değişmiyor. Almanya'nın en büyük hizmet sendikası VERDİ'de de kadın üye oranı yüzde 49 iken yönetimlerde kadın temsili yüzde 38'lerde kalıyor. Saydığım sendikalar içlerinde bulunan kadın yapılarını harekete geçirerek, ciddi önlemler almaya başladılar.

Kadın işçi Allaha emanet

Türkiye'ye gelince Türk-İş, DİSK ve Hak- İş gibi üç büyük işçi konfederasyonun Genel Başkanlarının üçü de erkek. Geçtiğimiz günlerde bir kadın; Arzu Çerkezoğlu DİSK'in Genel Sekreteri oldu, konfederasyonun tarihinde bir ilki gerçekleştirerek. Türk-İş'te herhangi bir gelişme yok. Türk-İş'te uzmanlık dairesi olarak bir kadın işçiler bürosu var. İşlevsiz olduğu söylenebilir, tüzükle tanımlı kadın komisyonları veya kadınlara yönelik bir grup örgütlenmesi bulunmuyor. DİSK'te tüzükle tanımlı bir kadı n yapısı yok, ama kadınların kendi istekleriyle bir araya gelmesi ile oluşturulmuş fiili bir kadın komisyonu bulunuyor. İşçi sendikaları içinde umut verici kadın yapısı ise Türk-İş'in politikalarını beğenmeyen 10 sendikanın yan yana gelmesiyle kurulan Sendikal Güç Birliği Platformu (SGBP) içindeki SGBP Kadın Koordinasyonu.

Memur konfederasyonları içinde de sadece yine KESK'te kadın yönetici ve kadın örgütlenmesi ve kadın sekreterleri var. Ama onlarda da sendikadaki kadın oranı ile kadın temsili arasında önemli uçurumlar bulunuyor. Eğitim-Sen' in 2010 yılında yaptığı bir araştırmada sendika üyelerinin yüzde 46'sını kadınların oluşturduğu görülüyor. Buna karşı yönetimlerde kadın temsili kadın üyelik oranın yarısından daha az...

Sendikalarda kadın temsili neden bu kadar düşük? Erkek sendikacılara bunu sorduğunuzda sendikal faaliyetlere katılmak istemiyorlar, ilgisizler, çok destekliyoruz ama onlar istemiyor, biçiminde klasik bir cevap alırsınız. Bu cevap gerçeği yansıtmıyor, yapılan araştırmalar ve sendika üyesi kadınların kendileri başka şeyler söylüyorlar.

Niye sendikal faaliyetlere katılmıyorsunuz, niye temsilci olmuyorsunuz diye sorduğunuz işçi kadın size şu cevabı veriyorlar genellikle; zamanım çok az, ev işleri, çocukları bırakacak kimsem yok. Sendikal yönetimlerde şu veya bu biçimde yer almış kadınların büyük bir bölümünün bekar ya da çocuksuz, ya da çocuklarının büyük olması tesadüf değil herhalde. Katılımın önündeki tek engel bu değil. Cinsiyet hiyerarşisine uygun olarak örgütlenmiş emek piyasalarında kadınlar düşük ücretli ve niteliksiz işlerde küçük işletmelerde çalışıyorlar. Bu işler sendikal katılım için gereken kendine güveni duymak kalabalık önünde konuşmak, toplantılara katılmak gibi özelliklerin gelişimi önünde engel teşkil ediyor. Ayrıca kadınlar toplumsal olarak izole edilmiş işlerde ve yakın denetim altında çalışıyorlar, çalışma koşulları onlara kolektif bir kimlik yaratmak için daha az olanak sunuyor. Novamed Direnişi'nde direnişi sürdüren kadın arkadaşlarımız, vardiyalı ve bant üretimi koşullarında çalıştıklarından birbirleriyle konuşma ve tanışma imkânları olmadıklarından ancak direnişte birbirlerini tanıma fırsatı yakaladıklarını söylüyorlardı. Bunun dışında sendikal faaliyetlerin örgütlenme biçimi de erkek egemenliğini yansıtıyor, toplantı yerleri, saatleri erkek istihdam modellerine uygun olarak ayarlanıyor, ev işleriyle sendikal faaliyetleri birlikte götürmeye çalışan kadın modeli göz önünde bulundurulmuyor.

Engellerin aşılması sendikalarda kadın katılımının ve temsiliyetinin artması için neler yapılması gerektiği yıllardır tartışılıyor. Kimi sendikalar çocuk bakımı yardımı, toplumsal cinsiyet hassasiyetlerinin ölçümü, kadın eğitimleri, kadın yönetici seçmek, toplantı zaman ve mekânlarını kadın dostu olarak düzenlemek gibi liberal önlemleri savunuyor ve bu doğrultuda çalışmalarda bulunuyor. Şimdiye kadar yaşanan deneyler bu önlemlerle kadın temsiliyetinin artırılamayacağını gösteriyor. Yönetim organları ve sendikal delegasyonlarda kadınlar için ayrılmış koltuklar, kadınlara yönelik nisbi temsil, kadın yapıları ve kadın konfederasyonları, ya da sendikalar içinde kadınların grup olarak örgütlenmeleri gibi daha yeni çözümlere ihtiyaç var, belki de.