Vakit varken

jaures-crToplama kampları(!) henüz ufukta gözükmüyor; zaman var demektir. Partilerin hiçbiri bir seçim politikası açıklamadı. Niçin? Seçim politikası denilen şey şeraitte anlamını yitirdiği için. AKP-MHP mevcut peltemsi siyasi durumu berkitmek için çoğunluğunun teyidini istiyor; "Muhalifler" ise DEMOKRASİ!

Şu anda demokrasi istemek, "bana kellemi bağışla" demekten ibarettir. Bu noktaya gelinmişse ya ileriye ya da geriye, büyük bir sıçrama yaşanacak demektir.

CHP çevresi ve "ulusalcılığı" ve milliyetçilik türlerini "muhalefet" sayarsak, burada gittikçe yoğunlaşan bir rövanşizm (intikamcılık) görünüyor. Türk siyasetinde yaygın bir niteliktir; –sanıldığının aksine– "uzlaşma" anlamına gelir. HDP ve Sol bu gelenekten kopmalı, açık seçik tarif edilmiş şekliyle KENDİ demokrasisini önermeli. Önerilen, elbette "siyasi demokrasi" olmalıdır ama siyasetin sınırlarını aşarak "sınıfsal demokrasiye" de işaret etmelidir. Böyle bir demokrasi "intikamcı" olmaz, sadece "siyasetten tasfiyeci" olur; bunu da kendi tekelini önermekle değil, "cazibesini" ortaya koymakla yapar.

Geç kaldık, henüz bu noktaya gelemedik tembelliği içinde isek bazı vurgularla yetinmemiz mümkündür. Bu vurguların, en azından HDP açısından, ne olması gerektiğine dair işaretler "OSLO"dan geliyor gibi.

HDP, önerilecek yeni bir "çözüm sürecini" beklemek yerine kendi "Çözüm Önerisi"ni, –doğrudan değil– toplum üzerinden iktidara ve devlete önermek zorundadır.

Böyle bir öneri, çivisi çıkmış bir vaziyetten normalleşmeye, geri veya ileri savrulmaktansa "yerinde saymaya" götürebilir.

Uzlaşma önermenin tümden anlamsız hale geleceği bir duruma geçmeden önce son bir "uzlaşma" önerdiğimin farkındayım, Jean Jaurès pasifizmidir bu, hatırlayanlar unutanlara aktarsın!