İktidar illüzyonu

savassanayi-bwCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 15 Temmuz askerî darbe girişimine “kontrollü” demeye ve teşebbüsün baş sorumlusu olarak C.Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı göstermeye devam ediyor.

Bu doğru bir siyasal strateji değildir.

Başkanlık sistemine geçmek, devleti ve hükümeti yeniden şekillendirmek, TBMM’ni “Danışma Meclisi”ne çevirmek, “Yeni bir Türkiye” kurmak, “tek adam egemenliği tesis etmek” gibi 100/100 iktidar gerektiren işleri Türkiye’de ancak tek bir güç yapabilir, bu deneysel olarak da sabittir; bu durumda sayın Erdoğan’a diktatörlük yakıştırması haksızlık değil midir?

15 Temmuz askerî darbe girişimine “Kontrollü” demek aynı zamanda darbenin Erdoğan’a karşı yapıldığını söylemiş olmaktır. Çünkü bir askerî darbe girişimini kontrol edebilmek ancak darbeci olmakla mümkündür.

Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a “darbeci” demesi, olan biteni ters çevirmek ve gerçeği görmemizi engellemektir.

Bu dediğim “karışık” geldi ise bir başlangıç noktası alalım: Tarih 20 Mart 2015, yer Harp Akademileri Komutanlığı. C.Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Ordumuzun kaymağı kurmay katmanına şunu diyor:
"Bu operasyonlarla (Ergenekon-Balyoz vb.) şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Kurumlarımızın içinde örgütlenmiş, güçlü medya desteğiyle teçhiz edilmiş bir yapının, Türkiye'yi ele geçirmek için yürüttüğü bir kumpasa, bir darbe teşebbüsüne hep birlikte maruz kaldık. Samimiyetle ifade ediyorum; eski Genelkurmay Başkanımız başta olmak üzere, birlikte mesai sarf ettiğim için yakından tanıdığım pek çok komutanın tutuklanmasına şahsen gönlüm hiçbir zaman razı olmadı.

Arkana yaslan, derin nefes al, italik yazılanı üç kere oku ve düşün; herhangi bir cumhurbaşkanı, herhangi bir ülkede ordu kurmayına bu sözleri ettikten sonra, aklı başında herhangi bir kimse “iktidar kimde?” sorusunu sorabilir mi? Ama Kılıçdaroğlu değil sadece, konuşan ve yazan ve yorum yapan onbinlerce aklıevvel –ki Türkiye solunun tamamı dahildir– Erdoğan’a “Tek Adam” demeye devam ediyor ve akıl yürütüyor: “Erdoğan ülkeyi İslami faşizme götürüyor!”muş. Yok böyle bir şey. Ülke bir yere gidiyor ise götüren Erdoğan değildir, devlettir, “devlet” ise Türkiye’de “ordu millet”tir. Erdoğan bunca kandırıldığını açıkça söyledikten sonra devlet “son yanılgı”ya izin verir mi?

Erdoğan bu saatten sonra bile yüzde 52 oy alacak bir siyaset dehası değil. Taşra’dan gelip “Merkez”e oturacak ve devleti kendine göre şekillendirecek bir ihtilalci değil. Türkiye’de buna muktedir güç tektir.

Afrin, Cerablus, Kandil operasyonları ve günübirlik askeri operasyonlar… Savunma sanayinde yaratılan “milli” harikalarımızdan İHA’lar, tanklar, helikopterler ve gemiler ve S-400’ler ve ...

Bak 2018 bütçesine, görürsün: Güvenlik ve savunma harcamaları bütçesinde en fazla yer tutan 10 ülkeden biri olan Türkiye…  2017 yılı bütçesinde 69 milyar 445 milyon TL, 2018’de olmuş  91 milyar 143 milyon TL. 2018’de Millî Savunma Bakanlığı bütçesi 2017’ye göre yüzde 41, Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi yüzde 42, İçişleri Bakanlığı bütçesi yüzde 25,13 oranında artıyor.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarafından savunma ve güvenliğe ilişkin yapılan harcamalar da ayrıca…

Pragmatist Erdoğan bunca askerî israfa “evet” demez.

Şaşılacak şey. Eski C.Başkanı Abdullah Gül C.Başkanlığına aday olacak oldu, bin pişman edildi.

Genelkurmay başkanı, “tepeden inme” olduğunu herkes anlasın diye Gül’ün bahçesine tepeden indi… Ve Kılıçdaroğlu CHP’si katılarak bu seçime meşruiyet kazandırdı.

Erdoğan’a gitse ve dese ki, “gel birlikte bu seçime katılmayalım”, sonuç alacağı kesindi.

Ve Erdoğan kendine diktatör diyene, gayet haklı, hakaret davası açıyor; demiş oluyor ki, diktatör ben değilim. Ama biz gerçeği görmemekte ısrarlıyız.

Türkiye’de diktatörlük var, ama diktatör Erdoğan değil.