Kültür

“Ölümden Hayata” üzerine bir deneme
Şaban Aslan

Hayat ağacı

Şeffaf Muharrem
Hüseyin Hasançebi

Belge

Tektaş
Hüseyin Hasançebi

“Politik!” ekonomi

kapital-bw24 Haziran Seçimi’ne doğru adaylar özellikle “ekonomi” konuşmaya başladılar; emekliye 1000 lira, öğrenciye 500 lira, tüketici kredi borçlarının hükümetin kuracağı varlık yönetim şirketince satın alınıp takip dışına çıkarılması gibi.

Solun desteğini alan HDP adayı Demirtaş da ekonomi konuşmalı, ama “en düşük emekli maaşı 3000 lira olacak” gibi değil, kitabın ortasından (politik) konuşmalı.

Sol, ekonomi sözkonusu olunca kitabi (Kapital) olan bilgisini yetersiz bulduğu için konuşamıyor, “kapitalizm çok değişti, yeni zamanlardayız, yeni şeyler söylemek lazım” diyerek kendini zora sokuyor. Buna hiç gerek yok. “Politik ekonomi” senin istediğin ekonomidir; kapitalizm ne kadar değişirse değişsin, sen istediğini tekrar et, sözün asla eskimeyecektir.

Şunu demek istiyorum: Kapitalizm elbette çok değişti ama bu değişme Marks’ın kapitalizmde keşfettiği kanunlar dairesinde gerçekleşti. Tekeller ve ellerindeki toplumsal zenginlik arttıkça arttı, çalışanların toplumsal zenginliği azaldıkça azaldı, aradaki gelir farkı kapanmaz bir uçurum oldu. “Dünya Varlık ve Gelir Veri Bankası” rakamlarına göre 2007'de en zengin yüzde 1'in milli gelirden aldığı pay yüzde 17,4 iken, en alttaki yüzde 50'nin payı yüzde 16,3 civarındaydı. Bu dağılım hemen hemen 2013 yılına kadar yatay seyretti. Fakat sonrasında iki grup arasındaki makas açılmaya başladı. Verilere göre 2016 yılına gelindiğinde Türkiye'de en zengin yüzde 1'in payı yüzde 23,4 olurken, en yoksul yüzde 50'nin payı yüzde 14,6 oldu. 

Kapitalizmin sınıfsal yapısı da değişikliğe uğradı zannediliyor. Tam aksine, emek-sermaye çelişkisi daha da netleşti. Arada sınıf veya zümre diye bir şey kalmadı. Toplumun yüzde 80’i işçileşti, emekçileşti. İşçi sınıfı sadece ekonomik bir güç olmadı, aynı zamanda entelektüel bir güç haline geldi.

Uzatmaya gerek yok, kestirmeden (politik) gideceksin. HDP sistem önermeli.

En zengin yüzde 1’den alıp alttaki yüzde 50’ye vereceğim, demeli. Bunu nasıl yapacağını ise kapitalizmin de yıkılmamak için zaman zaman başvurduğuğu araçlarla açıklamalı: Kamulaştırmalar, zorunlu el koymalar, varlık vergisi gibi.

Kapitalizme hiç dokunma. Gelir dağılımında 2007 ya da daha öncesine, örneğin 1977’ye döneceğim de yeter. Hatta zor alımı, servet ve sermaye toplamına uygulayacağım, AKP zenginlerini AKP öncesi seviyelerine indireceğim, AKP-MHP-CHP ve HDP ayırımı yapmadan, kent rantlarını kim eline geçirdiyse onlardan geri alıp işçi-emekçi destek fonuna aktaracağım derse HDP, bir miktar “adalet” dağıtmış olur ki, hiç yoktan iyidir.

Biliyorum, söylediklerimi kimse ciddiye almayacaktır; oysa günümüzde sol tarafın yapabileceği en ciddi iş budur. Sermaye kaçarmış: iyi ya, egemenliği de kaçmış olur. İşçi sınıfına da sınıf bilinci gelir, daha ne istiyorsun.

Türkiye’nin dış borçlarının ödenmesinin reddedilmesi de gerektiğinde kullanılacak bir silah olarak deklare edilmeli. Bu “çok sol!” mu olurmuş.

Yanlış. Paranın sağı-solu olmaz, “paylaşılması” ve yeniden paylaşılması olur sadece. “Bu gasptır” diyen olursa desin, gaspın gaspıdır gerçeklikte.

Burada önerdiklerim 5-10 yıl sonra kaçınılmaz olarak gerçekleşecek, niçin bekleyelim, “erken devrimcilik” her zaman kötü müdür? Bilmiyoruz ama denemeden de öğrenemeyiz!