Tektaş Ağaoğlu (1934-2018)

Bugün çok değerli bir ağabeyimizi, büyüğümüzü, yol arkadaşımızı sonsuzluğa uğurluyoruz. Hepimizin başı sağ olsun.

Hemen hepimiz kendisini önce çevirileriyle tanıdık. Şolohov’un “Ve Durgun Akardı Don” romanı ve diğer çevirileri başka dünyaların insanlarını yanı başımıza getirmiş, bizden birileri yapmıştı.

1960 sonrası solun sosyalizmin geniş kitlelerle buluştuğu, sanatın, edebiyatın siyaset söylemini zenginleştirdiği bir dönem yaşanıyordu; dergi ve gazetelerdeki yazılarında hayatı boyunca kişiliğinin parçası olan üslubunun izlerini görüyorduk.

O dönemde Marksist klasiklerin çevirileri peş peşe basılıyordu, Tektaş Ağaoğlu da Türkiye İşçi Partisi üyesiydi ve Komünist Manifesto dahil pek çok kitap çevirmişti. Bu çevirileri nedeniyle 12 Mart döneminde beş ay hapis yattı.

12 Mart sonrası Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin kuruluş çalışmalarını desteklemiş, İlke ve Kitle dergisinde yazıları yer almaya başlamıştı. Partinin kuruluşundan sonra Yayın Kurulu üyesi oldu.

1976’daki birinci kongrede Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi ve Parti kapanana kadar yönetici olarak görev yaptı.

O yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetlerinin baskıcı tutumları yoğunlaşmış, yazı işleri müdürleri peş peşe tutuklanmaya başlamıştı. Parti yöneticileri yayın sorumluluklarını üstlendiler; Yalçın Yusufoğlu Kitle, Tektaş Ağaoğlu ise Gerçek gazetesinin yayın yönetmeni oldu. Her ikisi de tutuklandı, uzun süre hapis yattılar.

Tektaş Ağaoğlu Toptaşı Cezaevinde bir yıl yattı, bu süre içerisinde Partinin İstanbul Belediye Başkan adayı oldu. Kendisi içeride, afişleri sokaktaydı.

Yazılarıyla, konuşmalarıyla Partinin söylemini zenginleştirenlerdendi. 1978 Aralık ayında Partinin ikinci kongresinde solun birliği üzerine yaptığı konuşmayı hatırlayanlarınız olacaktır; siyasi söylemi güçlü, son derece önemli ve veciz bir konuşmaydı.

1979 seçimlerinde de senatör adaylarımızdan biriydi.

12 Eylül sonrasında uzun süre yurt dışında kaldı. Parti çalışmalarına İsviçre’den katıldı. Avrupa’dan gönderdiği yazıları Düşün ve Görüş dergisinde yayımlandı.

Türkiye’ye dönüşünde de solun birliği yolunda oluşturulan SBP, BSP ve ÖDP’de görev aldı. Kimisinde yönetici olarak, kimisinde Yayın Kurulu üyesi olarak…

Ve Kızılcık dergisinin en heyecanlı girişimcisiydi.

Kolay yazdığı söylenemez, her cümlenin üzerinde titizlikle durur, tekrar tekrar üstünden geçer, düzeltmeler yapar, bu arada sürekli dolaşır, sigara üstüne sigara içerdi. Kısa taşlama yazılarını sever, onları da son derece dikkatle ele alırdı.  

Farklı adlarla yazdıklarında bile, sol söylemi edebi katkısıyla zenginleştiren, eski dille de harmanlanmış üslubunu hemen fark ederdiniz.

Yıllar sonra tekrar resme ve heykele başladığında performansı olağanüstüydü. Resimlerini, küçük heykelciklerini gördükçe nasıl zengin bir iç dünyasına sahip olduğunu bir kez daha hissettik.

Siyasetle yoğun bir şekilde uğraşmak böylesi bir sanat çalışmasına ara vermesini gerektirmiş ve bunu da pişmanlık duymadan seve seve üstlenmişti.

Son nefesine kadar sosyalizm için çaba harcadı, düşündü, yazdı.  

Pek çoğumuzun hayatına farklı zamanlarda ve ortamlarda girdi, varlığıyla bizi zenginleştirdi.

Parti yönetimlerinde yıllarca birlikte olduk, sayısız toplantıya birlikte katıldık. Birlikte kızdık, birbirimize kızdık, sevdik, kavga ettik, barıştık.

Biz sadece birlikte siyaset yapmadık, bir hayatı paylaştık. Büyük bir ailenin fertleriydik. Tektaş Ağabey nikâh şahidimdi, ağabeyimdi, büyüğümdü.

Kendisini ve ailesini tanımış olmaktan, dostum, yoldaşım olmasından onur duyuyorum.

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Bülend Tuna. Tektaş Ağaoğlu'nun mezarı başında konuşma, 11 Ocak 2018.