Atatürk ve Stalin (5)

istiklalmahkemesi-crEkim Devrimi’nin 100. yılı diyoruz ya,

“Alaka” kurup, istediğimizi yazabiliriz.

Benim aklıma Atatürk ile Stalin benzerlikleri geliyor.

Çok benziyorlar.

Tabi şu var:

Atatürk’ün “iyi” yanları ile Stalin’in “kötü” yanları birbirine benziyor.

Biri şu: Atatürk, kurucu kadro içindeki bütün çevresi ile konuşup tartışmadan kararını vermezdi; orta yolu bulmasını bilirdi; idare-i maslahatçılık da denilebilir ama doğru “istişare”dir, Atatürk tam bir  istişareci idi.

Stalin de böyle idi; düşmanları bile orta yolcu olduğunu yazmışlardır; arkadaşları olan kurucu devrimci kadro içindeki çatışan görüşleri sonuna kadar dinlediği, bu görüşleri belli bir “vasat”ta buluşturmak için büyük gayretler gösterdiği bilinmektedir. “Vasat bir adam” olarak görülmesi de bundan kaynaklanır.

Biri de şu: Atatürk, arkadaşları olan kurucu kadronun bir çoğunu İstiklal Mahkemelerinde yargılayıp fiziken yok etmiştir; fiziken yok etmiş olması siyaseten yok etme mecburiyetinde oluşundan kaynaklanır; bu yüzden Atatürk her zaman ve bu zaman övülmüş veya yerilmiştir. Stalin de, arkadaşları olan kurucu kadronun bir çoğunu Moskova Mahkemelerinde fiziken yok etmiştir; fiziken yok etmiş olması siyaseten yok etme mecburiyetinde oluşundan kaynaklanır; bu yüzden Stalin o zaman ve bu zaman övülmüş veya yerilmiştir. 

Ve nihayet: Atatürk’ü övmek mi, yoksa yermek mi gerekir noktasında karar veremeyenler olup bitene “Tarihin tecellisi” diyerek işin içinden çıkmışlardır. Stalin’i övmek mi, yoksa yermek mi gerekir noktasında karar veremeyenler ise, olup bitene “Tarihin tecellisi” diyemedikleri için işin içinden çıkamamışlardır. Bilhassa dünya solunda Stalin tartışmaları sürüp gitmektedir.

Putin, “gene mi Stalin!” dememek için Ekim Devrimi’nin 100. yılına ilgi göstermemiştir.

Hüküm: Dünya “Stalinler çağı”na, “cehennem” ve “cennet” savaşına doğru gitmektedir.

Belki de bu nedenle, susmak ve düşünmek en doğrusudur.

(Bu yazı 10 Kasım nedeniyle yazılmamıştır.)