Sınav sorunu ve Eğitim Sen

egitimsen-bw-crCumhurbaşkanı istedi, TEOG kaldırıldı. 45 gün sonra MEB tarafından yeni sistem açıklandı: Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahallî Yerleştirme Sistemi. AKP iktidarının eğitime bakış açısını ve sorunlara yaklaşım tarzını yakından bilenler açısından yapılan açıklamada şaşırtıcı hiçbir şey yok. Sınav kaldırılmıyor, İmam Hatip Liselerine akademik düzeyi yüksek öğrenci kazandırmak amacıyla yapılmış bir yerleştirme düzeneği oluşturuluyor. En önemlisi de on binlerce öğrenci özel liselere ve açık öğretim liselerine gitmek zorunda bırakılarak eğitim harcamaları yükünden devleti kurtarılmaya çalışılıyor...

Yeni sistem açıklanır açıklanmaz kamuoyunda farklı birçok değerlendirme yapıldı. İktidarın her durumda sözcülüğünü yapmayı kendisine görev sayan kesim dışında yeni sisteme yönelik yoğun bir eleştiri bombardımanı yaşandı, yaşanıyor. Televizyon ekranları, gazete sütunları, öğretmen odaları, insanların bir araya geldiği her ortamda yeni sistemle ilgili genellikle olumsuz birçok şey söylendi, söylenmeye devam edecek.

Böylesi durumlarda bilimsel ve objektif değerlendirmeler yapması beklenen üniversitelerden kayda değer bir ses çıkmadı. Bu durum da kimseyi şaşırtmadı tabii. AKP iktidarının vermiş olduğu herhangi bir karar hakkında görüş beyan edebilme cesaretini gösterebilecek akademik bir kurumun kalmadığı herkesçe  malum.

İkinci olarak gözler eğitim sendikalarına çevrildi doğal olarak. Bilimsel ve laik eğitim talebini her fırsatta dile getiren EĞİTİM SEN, kamuoyuna “TEOG Neden Kaldırıldı? 10 Soruda Yeni Sistemin Hedeflerini Açıklıyoruz.” başlığıyla bir açıklamada bulundu. Açıklama sorular ve bu sorulara verilen yanıtları içeriyor. Merkez Medya olarak tanımlanan kitle iletişim araçları da çok uzun süreden bu yana ilk defa EĞİTİM SEN’e bu konuda oldukça önemli bir yer ayırdı.

EĞİTİM SEN’in açıklamasındaki ilk dokuz soruya verilen yanıtlarla ilgili söylenebilecek çok şey olmasına rağmen bu yazı kapsamında sadece onuncu soruya verilen yanıtı ele almaya çalışacağız.

Öncelikle onuncu sorunun ne olduğunu belirtelim: Sizce Ne Yapılmalıdır?

Doğrusu, verilen yanıtı okumadan “Hah, tamam. Açıklamanın en önemli yerine geldik. Bakalım EĞİTİM SEN, bu sorunun çözümü konusunda neler önerecek.” diye düşünmemek elde değildi. Zira pozisyonu itibariyle eğitimin sorunlarına en doğru çözümü EĞİTİM SEN önerebilir, önermelidir diye düşünenler çoğunlukta. Bu önemli soruya, üç buçuk paragrafta EĞİTİM SEN tarafından verilen yanıt, ne yazık ki bu beklentiyi karşılayacak düzeyde açık ve anlaşılır  değil.

Yanıtın ikinci paragrafında bulunan “Bakan Yılmaz’ın yeni sistemi açıklarken ‘nitelikli okul’, ‘niteliksiz okul’ ayrımı yapması büyük bir skandaldır ve kabul edilmesi mümkün değildir.” cümlesini okuyan birisinin şaşkınlık yaşamaması olanaksız. Zira Bakan’ın kamuoyuna yapmış olduğu açıklama kapsamında belki de tek doğru cümlesiydi bu. Bakan, ülkemizdeki bir gerçeği bilerek ya da bilmeyerek cümle âleme deklare ediyordu. Bunun EĞİTİM SEN açısından “skandal” ya da “kabul edilemez” olarak değerlendirilmesi ne anlama geliyor? EĞİTİM SEN, bu ülkede “nitelikli” ve “niteliksiz” sayılabilecek liseler olduğunu bilmiyor mu? Bakan, eğitimin içinde bulunduğu durumu gizlemeye çalışsa ve tüm liselerin “nitelikli” olduğunu söylese daha kabul edilir bir açıklama mı yapmış olacaktı, anlaşılmıyor!

Üç buçuk paragrafa sıkıştırılan yanıtta “Sınavlara endekslenmiş bir eğitim sistemi”, “öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmak”, “sınav merkezli eğitim anlayışı” gibi ifadeler kullanılarak eğitim sisteminin sınavlardan arındırılması gerektiği belirtilmekte fakat bunun nasıl sağlanabileceği konusunda herhangi bir öneride bulunulmamaktadır. Verilen bu yanıttan EĞİTİM SEN’in liseye geçişte sınav uygulamasına karşı olduğu belli de, tüm açıklama boyunca hiçbir yerde “nitelikli” okullara geçiş için önerilen merkezi sınavın yapılmasına itiraz edilmemektedir. Sadece bu sınav sonucunda çok sayıda “Proje İmam Hatip Lisesi”ne öğrencilerin yönlendirileceği kaygısı dile getirilmektedir. EĞİTİM SEN liseye geçişte yapılacak her türlü sınava karşı mıdır? Örneğin Galatasaray Lisesine öğrenci alınırken sınav yapılmasının sakıncalı olup olmadığı, EĞİTİM SEN’in yapmış olduğu bu açıklamadan anlaşılamamaktadır.

Yanıttaki “Sınavsız ve her öğrencinin istediği okulda eğitim alması savunulması gereken en temel yaklaşım olmalıdır.”ifadesindeki tereddüt durumunun sadece cümlenin gramer yapısıyla ilgili olmadığı çok açıktır. EĞİTİM SEN, önerdiği çözüm konusundaki kararlılığını açıkça dile getirmeyip, önerisini tavsiye biçiminde ifade edebilmektedir.

Oysaki bir sorunun çözümü, ancak o sorunun gerçek nedenleri ortadan kaldırılarak sağlanabilir. Aslında herkes biliyor ki TEOG kaldırılmadı, bu koşullar altında kaldırılamazdı da. Kimsenin kaldırmaya niyeti de yok, gücü de yetmez. Çünkü orta okuldan liseye geçişte öğrencilerin kendi ilgi ve becerilerine uygun yeterli sayıda lise yok. Var olan liseler arasında devlet bilerek ve isteyerek nitelik farklılıkları yaratıyor. Siyasi iktidarlar, çocukların kendi ilgi ve yeteneklerine göre değil, egemen sınıfların talep ettiği niteliklere göre yetişmesi için düzenlemeler yapıyor. Bu düzenlemeye uygun seçim yapmayan ailelerin çocuklarını özel okullara gitmeye zorlayarak veya açık öğretim liselerine yönlendirerek önemli miktarda çocuğun eğitim yükünden kurtulmaya çalışıyor. Şu andaki tartışılan düzenleme de, bu kapsamda öğrencilerin İmam Hatiplere yönlendirilmesini sağlamaya çalışıyor.

O halde asıl sorulması gereken soru şudur: Orta okuldan sonra, niçin mezun olan tüm öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre eğitim alabilecekleri yeterli sayıda lise yoktur? Var olan liseler niçin öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmiş, eşit olanaklara sahip kurumlar değildirler? Anayasasındaki temel ilkelerden birisi laiklik olan bir ülkede, nasıl oluyor da İmam Hatip Lisesi açılabiliyor? Dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğu iddia edilen bir ülkede, niçin 1 300 000 lise öğrencisi normal okullara devam edemiyor da Açık Öğretim Lisesine kaydolmak zorunda bırakılıyor?

4-11 Şubat 1978 tarihlerinde TÖB-DER’in düzenlemiş olduğu Demokratik Eğitim Kurultayı Sonuç Bildirgesi’ndeki bir cümle aynen şöyledir: “Devlet güdümündeki tüm İmam Hatip Okulları, Kuran Kursları gibi gerici eğitim kurumlarının sona erdirilmesi ve feodal eğitime karşı gerekli bütün alanlarda mücadele edilmesinin gere­ğini belirtir.” Aradan 39 yıl geçtikten sonra aynı öğretmen hareketinin devamı olduğunu iddia eden EĞİTİM SEN, bugün açıkça imam hatip okullarının kapatılmasını savunamadığı, devletin özel okullara gerek doğrudan, gerekse karşılıksız/faizsiz krediler sağlama yoluyla aktardığı milyarlarca TL kamu kaynağının hesabını sormadığı, devleti her çocuğun ilgi ve yeteneğine göre eğitim olanağı sağlamak zorunda bırakmadığı sürece inandırıcı ve caydırıcı olamaz.

Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki değerlendirme (sınav) eğitimin vazgeçilmez bir öğesidir. Sınavsız eğitim olmaz. Sınav, eğitimi değerlendirme aracıdır. Seçme ve sıralama yapmak için dünyanın her yerinde sınav yapılmaktadır. Sınav, her zaman rekabet yaratmayabilir. Rekabeti yaratan sınav değil, yeteri kadar “nitelikli” okul olmayışıdır. Bunu şöyle de ifade etmek mümkündür. Ülke çapındaki tüm öğrenciler için eşit nitelikte ve yeterli sayıda eğitim fırsatı yaratılmış olsa, eğitimin hiçbir düzeyinde (ilkokul-orta okul-lise-üniversite) seçme sınavına gerek kalmaz. Seçme yapılacak bir durum varsa orada bir biçimde değerlendirme (sınav) zorunludur.

Sorun, eğitim için yeterli olanağın devlet tarafından sağlanmamasından kaynaklanmaktadır. Çözümü de burada aramak gerekir.