Kuran da “Parti”, yıkan da (4)

zwei-plus-vier-vertrag-bw-crEkim Devrimi’nin 100. yılı, bugün 101. yılına girildi.

Ne yazmalı?

Ekim Devrimi’ne ilişkin kullandığımız bütün kavramlar, içerikleri itibarıyle o günkü dünyanın ürünüdürler.

O kavramları bugün kullanırken dikkatli olmazsak, hepimiz birer “Yoldaş Pançuni”* olabiliriz.

Ekim Devrimi’nin ürünü olan Sovyet Sosyalizmi, yıkıldı, çözüldü, dağıldı vs. her ne ise bugün yoktur artık.

Sorulacak iki soru vardır:

- Sovyet Sosyalizmi hangi sebeplerle yıkıldı?

- Sovyet Sosyalizmini kim, niçin yıktı?

İlk soru gayya kuyusuna götürür; ekonomisi çöktü, demokrasi olamadı, zaten kapitalizm idi vb.

Doğru cevap (kestirme değil) ikinci sorudan gidilerek bulunabilir.

Sovyet Sosyalizmini hangi parti kurdu ise o parti yıktı.

Gorbaçov yıktı.

Sosyalizm ancak bir sistem olarak ayakta durabilirdi.

Gorbaçov sosyalist sistemi dağıttı.

Sistemin dağıtılmasına DDR’den** başlandı.

Sistem’in yıkılışı ekonomik değil siyasi oldu.

“Gizli siyaset” ile yürütüldü.

Gorbaçov yönetimi Sistem’den vazgeçince sosyalizmden de vazgeçildi.

Dağıtma Planı ABD ve SSCB yönetimleri tarafından birlikte hazırlandı ve yürütüldü. Batı Alman hükümetine rol verilmemişti, sadece katalizördü.

DDR, Federal Alman Cumhuriyeti (FAC) ile birleştirilecekti.

Böylece Sosyalist Sistem’in taşıyıcı kolonlarından biri düşeceği için sistem dağılacaktı.

Sürece bakalım:

“Almanya’nın Birliği” bir dünya sorunudur, ama İngiltere, Fransa, İtalya, Çin’e kapatılarak yürütülmüştür.

“Almanya’nın Birliği”nin yeniden sağlanması aynı zamanda bir Avrupa sorunudur, ama Avrupa dışlanarak sağlanmıştır.

Gorbaçov’un Batı dünyası ile ilişkileri, ABD ile sınırlıdır.

Oysa süreç ABD ile SSCB arasındaki bir sorunmuş gibi işletildi.

Doğu Almanya’nın devlet sayılmaması:

FAC ile birleştirilecek olan Doğu Almanya (DDR), Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bağımsız sosyalist bir devlet ve ülke idi.

Ancak birleştirme süreci için start verildiğinde “devlet” sayılmadı, dışlandı.

Diğer yandan FAC AB üyesi idi; DDR ise AB dışında bir devletti.

AB ise bütün dünyanın bilip tanıdığı, hukuken, devletler üstü bir birlik devleti idi. Demokratik Alman Cumhuriyeti dışarıdan gelip FAC ile birleşince aynı zamanda AB üyesi de olacaktı.

Halbuki AB üyeliği, AB üye devletlerinin ittifakla alınmış ortak kararı ile mümkün olabilirdi. Bu sebeple  AB ülkelerinin tamamı süreçten dışlandılar ve Almanya’nın birleştirilmesi bu şekilde sağlandı.

Fransa Alman Birliğini istemiyordu:

DDR’in Batı Almanya’ya ilhakında Avrupa’nın güçlü devleti Fransa özellikle dışlanmıştı. Bunun tarihî sebepleri bulunuyordu. Fransa ve devlet başkanı Mitterrand iki Almanya'nın birleşmesi konusuna “Avrupa'nın sınırları” açısından bakıyordu. Konu Oder-Neisse sınırı idi. Madem ki Alman Birliği sebebiyle Avrupa’da sınırlar değiştiriliyor, Potsdam öncesine dönülüyordu, ondan önce Batı Almanya Oder-Neisse sınırını tanıdığını açıklamalıydı. Fransa, Almanya'nın Oder-Neisse sınırlarını tanımaması halinde birleşmeye karşı çıkıyordu. Batı Almanya bu sınırı tanıdığını açıklamayı geciktirdi ve ancak Berlin Duvarı yıkıldıktan epey sonra açıkladı.1

Fransa’nın Alman Birliği’ne karşı bir rezervi daha vardı. 24 Ekim 1989 tarihli özel bir belgeye göre, Mitterrandterand’ın hükümeti, Berlin Duvarı sonrası Orta Avrupa ülkeleri için, hemen Avrupa Ekonomik Topluluğu'na entegre edilmek yerine, Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi'ne üye yapılmalarını istiyordu.2

Oysa birleşme süreci konuyu daha değişik bir istikamete sürüklüyordu. Bu şekildeki bir Alman Birliği NATO’nun sınırlarının daha Doğu’ya doğru genişlemesi sonucunu doğuracaktı, fakat NATO üyesi devletler konuya dahil edilmemişti. DDR adına yaşamsal kararları Gorbaçov, Batı Almanya adına da Reagan-Bush ikilisi alıyordu.

Fransa’nın Alman Birliği’ni istememesinin bunlardan çok daha önemli bir tarihsel nedeni daha vardı. Bu bağlamda Mitterand Gorbaçov’a, iki Almanya’nın birleşmesinin Sovyetler Birliği’ni dengesizleştireceğini söylemiş ve Ruslardan birleşmeyi önlemelerini beklemişti. Mitterrand daha sonra Doğu Alman Televizyonu'na verdiği demeçte, iki Almanya'nın birleşmesine karşı olduğunu açıkça söyleyecekti.3

Fransa Berlin’de işgalci güçtü, orada askeri birlikleri vardı, Avrupa’nın büyük devletlerinden biri idi, ama Fransa’ya fikrini soran olmamıştı. Fransız Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Bush’u uyararak, Almanya’nın yeniden dirilmesini bir casus belli*** kabul ettiklerini söylüyor, iyi yönetilmediği takdirde Alman Birliği’nin Avrupa’yı yeniden 1913 öncesine götürebileceğini hatırlatıyordu. Mitterrand, Washington’ın muhtemel bir savaşın tohumlarını ektiği endişesi içindeydi.4

İngiltere Alman Birliğine karşı idi:

İki Almanya’nın birleşmesine, Fransa’nın yanı sıra İngiltere de karşı çıkıyordu.

İngiliz itirazı, tarihsel tecrübe ile sabit nedenlere dayanıyordu. Fransa’nın çok sonraları yayınladığı belgelerden öğrendiğimize göre Margaret Thatcher, 11 Mart 1990 akşamı Londra'daki Fransız büyükelçiliğinde Almanya'nın ekonomik gücünden korktuğunu açıklamıştı. Ona göre Berlin Avrupa'nın en kuvvetli gücü haline gelecek ve Orta Avrupa'daki küçük ülkeleri yörüngesinde toplayacaktı. Thatcher aynı toplantıda, "Alman tehlikesine karşı Fransa ile İngiltere'nin yakınlaşması gerektiğini" de savunmuştu. Thatcher Almanya'ya, AB’nin inşası konusunda da güvenilemeyeceği görüşündeydi ve Almanya’nın sözüne güvenilmez olduğunu ulu orta söylemekten çekinmiyordu.

Konuyla ilgili olarak 11 Eylül 2009’da açılan İngiliz arşivleri de Gorbaçov-Reagan arasında kurulan tezgâha ışık tutmaktaydı. Zamanın Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in birleşme sürecinde birçok defa bir araya geldiği ve Mitterrand’ın da iki Almanya’nın birleşmesine karşı çıktığı ve önlemek için girişimlerde  bulunduğunu bu bilgi kaynağı deşifre ediyordu.

Yine bu kaynağa göre Margaret Thatcher Almanya’nın normalde Avrupa’yı destabilize edici bir güç olduğunu ileri sürerek; Doğu Almanya demokrasiyi yaşatabileceğini kanıtlayıncaya dek bu birleşmenin ertelenmesini istiyordu.5

İki liderin de Birinci Dünya Savaşı konjonktürüne dönüleceğinden çekindiklerini; birleşmenin en azından zamana yayılması ile Almanya’nın güçlenmesinin önünü almak istedikleri söylenebilir.

Almanya'nın yarısı karşı idi:

FAC ile DDR’i birleştirme projesini SSCB ile ABD, dünyadan gizli tutarak götürmekte kendileri açısından ayrıca haksız da sayılmazlardı. Çünkü Almanya’nın Birliğine en güçlü itiraz, bizzat Almanya’nın kendi içinde idi. Örneğin, iki Almanya’nın birleşmesi kılıfı altında Doğu Almanya’nın Batı Almanya’ya iltihak ettirilmesine Alman Sosyaldemokrat Partisi (SPD) içerisinde bir kısım politikacı (başta Oscar Lafontaine) ilkesel olarak karşı çıkmaktaydı. Lafontaine, gerekirse konfederal bir yapı oluşturma yanlısıydı. Yeşiller Partisi ise birleşmeyi temelden reddediyordu.6 Diğer yandan o sıra, aralarında Nobel ödüllü olanların da bulunduğu 15 ünlü Alman aydını, o dönemde yarısı sosyalizm, yarısı kapitalizm olan bölünmüş Kore ve Yemen’i de içine katarak, sosyalizm ile kapitalizmi yan yana yarıştıracak bir model önermişlerdi.

Doğu Almanya’nın Batı’ya satılması Rusya’dan da tepki görmezdi, Gorbaçov bunun farkındaydı. Çünkü bir tür, Stalin siyasetine geri dönmüş oluyordu.

Bilindiği gibi 1952’de Stalin iki Almanya’nın seçimle birleştirilmesini, ekonomisini bağımsız yeniden kurmasını bir nota ile Batılı müttefiklere dayatmıştı.7 Almanya’nın yeniden güçlenmesinden ve yeni bir “Avrupa sorunu” yaratmasından çekinmişlerdi.

Kimin doğru, kimin yanlış yaptığını,bugünkü Avrupa’ya bakanlar kolaylıkla görebilirler.

* Yervant Odyan'ın mizah tiplemesidir. Marks’ı hatmetmiştir. Marksizmi hayata geçirsin diye Partisi tarafından Van’ın bir kasabasına gönderilmiştir. Pançuni görür ki, Marks’ın tarif ettiği “sınıflar, bu kasabada net olarak gözükmemektedir. Kendisi Marks’ın şablonuna göre kasabada yaşayanları sınıflandımaya başlar. Burjuvazi yoktur, toprak zengini birini “burjuva” yapar. İşçi yoktur, lumpen birini işçi yapar. Küçük burjuva yoktur, mahalle bakkalı küçük burjuva olur vb...
** Deutsche Demokratische Republik (Demokratik Alman Cumhuriyeti).
*** savaş sebebi.

1) Oder-Neisse sınırı, Polonya-Almanya sınırı idi; ll. Dünya Savaşı’ndan sonra müttefiklerce Yalta Konferansı’nda benimsenmişti. Savaşın kazananı devletlerden biri olan Sovyetler Birliği, Polonya'nın Almanya aleyhine genişlemesini öngören bir sınır önermişti. 1990 yılında iki Almanya'nın birleşmesi görüşmelerinde Polonya sınırı tekrar gündeme geldi. Polonya, iki Almanya'dan da güvence istedi. Sonuçta, iki Almanya da Polonya sınırını tanıdıklarını açıkladılar. Birleşme antlaşması 3 Ekim 1990'da imzaladığında, Demokratik Almanya'nın Batı'ya ilhakı kesinleşmiş oluyordu.

2) Fransa ile İngiltere'nin "Güçlü Almanya" korkusu, Deutsche Welle Türkçe, Kayhan Karaca/Strasbourg, Editör: Baha Göngör, 9 Kasım 2009.

3) Avrupa’nın üç atlısı, Stratejik Düşünce Enstitüsü, http://www.sde.org.tr/tr/haberler/110/avrupanin-uc-atlisi.aspx.

4) “U.S. officials worried that the Kremlin might try to outmaneuver them by allying with the United Kingdom or France, both of which were also still occupying Berlin and, given their past encounters with a hostile Germany, potentially had reason to share the Soviets’ unease about reunification.” (ABD'li yetkililer, Kremlin'in, her ikisi de hâlâ Berlin'i işgal altında tutan ve Almanya'yla geçmiş düşmanlıkları nedeniyle Sovyetler’in yeniden birleşme konusundaki rahatsızlığını paylaşabilecek olan Birleşik Krallık veya Fransa ile bir işbirliği manevrasıyla üstünlük sağlamasından endişe duyuyordu.),  Bkz.: Mary Elise Sarotte, A Broken Promise (Tutulmayan Söz), Foreign Affairs, Cilt: 93, Sayı: 5, Eylül-Ekim 2014, S. 94. Kaynak: http://odatv.com/nato-buyusun-diyenler-aslinda-rusya-kuculsun-diyor-2212141200.html.

5) Stephen Sestanovich, Maximalist, New York: Borzoi Book, 2014, S. 246.

6) Yalçın Dal, Bir SBFDER'linin Yeşiller Üzerine Anlatısı, http://sbfder.org/guncel002.asp.

7) Soviet Draft of a German Peace Treaty – First "Stalin Note" (Sovyetler’in bir Alman Barış Antlaşması Taslağı – İlk “Stalin Notası”) (March 10, 1952), German History in Documents and Images web sitesi, http://germanhistorydocs.ghi-dc.org/sub_document.cfm?document_id=3082.