Mücadele! (3)

Kapital-1867-crGeçen hafta (19-20 Eylül 2017, ç.n.) Londra’da yapılan, yayımlanmasından 150 yıl sonra Marx'ın Kapital’inin günümüzle ilgisini tartışan Capital.150 sempozyumuyla ilgili notlarımın üçüncü ve son bölümünde şimdiye dek değinmediğim sunumların bazılarını ele almak istiyorum. Sunum yapanların bildirilerinin ya da yapılan tartışmaların hakkını vermeyecek hızlı bir özet olacak. Ama en azından atıfta bulunacağım bildirileri okuyarak izleme imkânınız olacak.

Emperyalizm konulu oturumda, Marksistler arasındaki bazı eski tartışmalar yeniden alevlendi. Brezilya'da Rio de Janeiro’daki Federal Fluminense Üniversite'sinden Marcelo Dias Carcanholo, ileri sürdüklerinden anladığım kadarıyla, emperyalizmle ticaretteki “eşitsiz mübadele”nin ve çevre ekonomilerinde emeğin belirgin biçimde “süper sömürüsü”nün gütmesiyle “bağımlılığın” derinleşmekte olduğunu düşünüyordu (Carcanholo PP). Böylece ulusal kapitalist güçlerin, çevre ekonomilerindeki işçi sınıfını sınıf işbirliğine angaje etmeleri gittikçe zorlaştırıyor. Gerek (“sömürge” ekonomilerinin emperyalist ekonomilere) "bağımlılığı”, gerekse kârı üreten ana etmen olarak emeğin (kuzeye göre güneyde) “süper sömürüsü”, ihtilaflı meseleler ve modern emperyalist sömürünün doğası ile bunun sınıf mücadelesine etkileri üzerine tartışma sürüyor. Lizbon Yeni Üniversite'den Raquel Varela, Marx'ın Birinci Cilt'te açıkladığı ilkel birikim teorisine modern kapitalizmde yeni yaklaşımlar gerektiğini – (ilkel birikimin, ç.n) gelişmekte olan ekonomiler denilen Hindistan gibi ülkelerin en fakir bölgelerinde hâlen var olduğunu, ancak Marx'ın emeğin sermaye tarafından sömürüsü teorisinin artık tüm dünyada hüküm sürdüğünü savundu.

Londra'nın emperyalizmdeki rolü üzerine çok satan The City kitabının yazarı Tony Norfield, Kapital, finans ve emperyalizm hakkında konuştu. Tony, Marx'ın değer yasasının, emperyalizmin ve mali sermayenin modern dünyasında "evrim geçirdiğini" ve şimdi "mali piyasaların, kapitalist dünya ekonomisinin neleri mümkün kıldığını çok daha dolaysız gösterdiğini" ve dolayısıyla "artık pazarın asıl manivelalarının hisse senedi piyasaları, tahvil gelirleri ve döviz piyasalarının olduğunu", finans dışı sektörlerdeki sermayenin kârlılığı olmadığını öne sürüyor gibi gözüküyordu. Zira büyük teknoloji ortaklıkları gerçekten finansal şirketlerdir ve mali güçlerini üretimden elde ettiklerinden daha fazla artık değere el koymak için kullanmaktadırlar. Ama bu aynı zamanda, üretken yatırım için daha az kârın kullanılabileceği anlamına gelir.

c150-III-t1-norfield-tablo-tr
Mali varlıkların değerindeki artış, altında yatan kârlılığın "iyi bir getiri" sağlamasını zorlaştırmaktadır!
2005-2014 arasında % 65 büyüme; böylece kapitalist sistemde ekstra kâr, gelirlerden daha fazla pay alma talebiyle bölünür – getiri daha da düşer!

Bence Tony'nin tezi, kapitalizmin artık Birinci Cilt'in kapitalizmi olmaktan çıkma noktasına geldiğini ileri sürüyor. Bana bu, Marx'ın değer teorisinin kapitalizmin hareket yasalarını anlaşılmasındaki önemini berhava etmek gibi görünüyor. Bana göre, hisse senedi ve tahvil piyasalarının fiyatları hayalî sermayenin (spekülatif sermaye) iniş çıkışlarını yansıtıyor; ne var ki, bu sermaye hayalîdir, bu yüzden üretken  sektörler yetersiz kârlarla çöktüğünde o da çökecektir ve Marx'ın maksadı budur (ayrıca Carchedi'nin bildirisinde kasdedilen de bu – notlarımın birinci bölümüne bakınız).

Böylelikle, kapitalizmin sağlığının en iyi ölçüsü olmak şöyle dursun, hisse senedi fiyatları aslında genellikle, az ya da çok değere sahip olduğu nihayetinde açığa çıkacak olan varlıklardaki spekülatif köpüğü yansıtmaktadırlar. Örneğin, şu an borsa fiyatları her gün yeni tepeler kaydederken ekonomik büyüme düşük seviyede kalıyor ve üretken sermayeye yatırımlar yatay seyrediyor. Söz konusu olan, Marx'ın değer yasasının hisse senedi fiyatları karşısında gerilemesi değil, hayalî sermayenin sonunda değere boyun eğeceğidir. Belki de Tony, Marksistlerin hayalî sermayedeki muazzam artışı ve bunun kârlılığa etkisini hesaba katmaları gerektiğini kasdediyordu. Eğer öyleyse, ben dâhil, bazı yazarlar, ya ortaklıkların öz varlık değerinin bir parçası olarak finansal varlıkları üretken varlıklara ekleyerek (Borç farkeder) ekleyerek, ya da toplam kârdan hayalî kârları düşerek bunu yaptılar.

Sempozyumun son oturumları, 21. yüzyıl kapitalizminde sermayenin geleceği ve emeğin geleceğini kapsıyordu. Alex Callinicos, Kapital'i Çözümleme: Marx'ın Kapital’i ve Kaderi kitabının yazarı, Marx'ın kâr oranının düşme eğilimi yasasıyla ilgili bugünkü tartışmayı, Marksistlerin  daha Kapital’in 3. Cildi yayınlanır yayınlanmaz başlattığını hatırlattı. Örneğin, Benedetto Croce ile Antonio Gramsci arasında bunun önemi üzerine bir tartışma yaşandı, Gramsci yasayı savunuyordu. Hannah Holleman sunumunda Marx'ın Kapital'de kaydetmekle yetindiği kapitalist birikimin yeni büyük çelişkisine dikkat çekti: muhtemelen geri dönülmez biçimde küresel ısınma ve iklim değişikliği ile doruğuna çıkan, açgözlü kâr dürtüsünün gezegenin mahvetmesi ve kirletmesi.

Brezilya’nın Belo Horizonte kentindeki Minas Gerais Federal Üniversitesi'nden Eduardo Motta Albuquerque, Marx'ın Birinci Cilt’te yeni kalkınma dalgalarına kılavuzluk eden 19. yüzyıl kapitalizmindeki teknolojik gelişmelere de tam dikkatini verdiğini gösterdi (Albuquerque Marx Teknoloji Bölünmesi). İngiltere'deki makineler, Hint endüstrisinin tahribine yol açtı; endüstriler emperyalizmin merkezinde, tarım çevrede. Demiryolu taşımacılığının genişlemesine, sermayenin dünya çapında yayılması ve emperyalizmin kollarının her tarafı sarması eşlik etti. "Velhasıl: her teknolojik devrim, emeğin uluslararası işbölümünü yeniden şekillendirebilir". Peki 21. yüzyılda bu yeni "başlangıç ​​noktaları" ne olacaktır?

Ve emektar bir Marksist iktisatçı, son zamanlarda yayınlanan Para ve Bütünlük kitabının yazarı Fred Moseley, ABD kapitalizminin geleceği için kâr oranının önemi konusundaki görüşünü güncelledi. Fred, üretici olan ve üretici olmayan emek –yani emeğin, değer ya da artık değer yaratmayan ama sadece bunun bir kısmına el koyan kısmı– arasındaki ilişkinin kârlılığın artması için kilit önemde bir unsur olduğunu savundu. Söz konusu sektörler finans, devlet ve diğer üretken olmayan endüstrilerdi, aynı zamanda üretken sektörlerdeki denetim ve yönetim çalışanlarıydı.

c150-III-t2-moseley-tablo-tr
Toplam istihdamın ve ücretlerin payları, 1964-2010 Toplam üretici olmayan emek

Artık değere bu sektörler tarafından gittikçe daha fazla el konması, üretken yatırımların kârını kısmasıyla ABD ekonomisinin canlanmasının ölüm çanlarını çalmaktadır. Ancak bu sektörlerdeki sermayenin tahribatıyla üretken yatırım için daha çok değer serbest kalabilir (Moseley PP). Bu konuda daha fazla bilgi için, Lefteris Tsoulfidis ve Dimitris Paitaridis'in mükemmel yeni bildirisine bakın (MPRA_paper_81542).

Londra'daki Capital.150 sempozyumunun çarşamba öğleden sonraki son oturumunda, modern kapitalizmde emeğe ne olacağı ve Marx'ın toplum ile emeğin komünizmde nasıl değişeceğini tasavvur ettiği incelendi. Tithi Bhattacharya, "Sosyal yeniden üretim teorisi: sermayeyi sosyal ilişki olarak kavramak”da modern emeğin doğasını gözden geçirdi. Böylece, evde kadınların sömürülmesi ve işçi sınıfı aileleri üzerindeki kapitalist baskı konuları etrafında, sosyal yeniden üretim teorisinin, Marx’ın Birinci Cilt'teki emek gücü teorisine faydalı bir katkıda bulunup bulunmadığı üzerine hararetli bir tartışma oldu.

King's College'dan Lucia Pradella, emperyalizmin ve göçün emek ve işçi mücadelelerinin gücü üzerine etkisini ele aldı. Emperyalizm, dünya çapında emeği yeni felaketlere sürükledi ve fakir bölgelerden zengin bölgelere göçte kitlesel bir artışa neden oldu. Fakat bu, tıpkı 19. yüzyılda tehlikeli önyargılar ve bölünmeler doğuran İrlanda halkının çalışmak üzere Britanya şehirlerine göçü gibi, küresel dayanışma için olumlu fırsatlar da yaratmaktadır – Marx'ın zamanında İngiliz ve İrlandalı göçmen işçiler arasında oluşturmaya gayret ettiği gibi. John Hopkins Üniversitesi'nden Beverly Silver, Marx'ın sermaye birikiminin genel yasasını ve dünya çapında yedek işçi ordusunun oluşturulması ve yeniden üretilmesini dikkate aldı.

Son olarak, üst düzey Marksist bilim insanı Michael Heinrich, Marx'ın Kapital'inde ve diğer eserlerinde açıklandığı şekliyle komünizmin doğasını irdeledi. Sunumu, komünist toplumun temel taşının güçlü bir açıklamasıydı: "herkesten yeteneğine göre; herkese ihtiyacına göre". Acaba 21. yüzyılda herhangi bir şekilde buna ulaşılabilir mi? Michael bize, Marx'ı son yıllarında ziyaret eden birinden bahsetti. Marx’a, fiilen “ne yapmamız lazım?” diye sormuştu. Marx, yanıtlamadan bir süre durdu, ve sonra tek bir kelime söyledi: "Mücadele!"

Kaynak: Capital.150: part 3 – struggle! (mücadele!), Michael Roberts, Michael Roberts Blog, 27 Eylül 2017. Çeviri: Kızılcık.