IŞİD barışı

rakka-parade-bw-crObama “Benim başkanlık ömrümde Işid yok edilemez” dediyse, demediği IŞİD’in yenilmezliğidir.

Dikkatle ve arkasındaki fona bakılırsa Işid asla yok edilemez.

Anlayan anlamıştır da, biz tekrar edelim; Obama Işid’in bir devlet olduğunu anlamıştır.

Işid denilince sahnede görünen paralı savaşçılar anlaşılmamalı.

Işid, tıpkı TC, tıpkı ABD gibi, devlettir.

Iraklı Sünni Arapların devletidir.

Savaşan odur ve barış onunla yapılacaktır.

Bu devlet nereden çıktı diye ancak ahmaklar sorar.

Kürtler ve Şii Araplar kendilerini “ayırıp” Irak’ı böldüler.

Irak’ın gerisi Işid’e kaldı.

Işid’in milleti ve vatanı böyle ortaya çıktı.

***

Işid devlet olarak tanınmalıdır.

Işid’in devlet olduğunu kabullenmek, “Işid’le barış”ın ilk adımıdır.

Bir kenara yazılsın; bundan böyle, Suriye meselesi, Irak meselesi, Kürt meselesi,

Ve bunlara dönük “çözüm”den kim söz edecekse, önce

“Işid’le barış” demek zorundadır.

Tekrar edelim: Kem küm edilecek bir konu değildir bu, çünkü başka çaresi yoktur.

“Işid’le barış” denilince akla ilk Kürtler gelmeli.

Irak ve Suriye ve Türkiye Kürtleri…

ABD’nin işgalinden bugüne, Irak’ta en günahkâr milliyet Kürtler olmuştur.

İşgalci ile işbirliğinde Kürtler Şii-Arapların bile önüne geçmiştir.

Bir milletin işgalcisiyle işbirliğinde bu kadar ileri gittiğine az örnek vardır.

Kürtler ve Şii Araplar kendi vatanlarını ABD işgali sayesinde kurdular.

Ortak vatan Bağdat’ı da birlikte ele geçirdiler.

Sünni Arapları iktidarın dışına attılar ve onlara soykırım uyguladılar.

Öldürdükleri Sünni-Arap sayısı milyonu aştı.

Kürtler, ABD himayesinde kurulan uyduruk siyasi mahkemelerle yüzlerce sünni Arap siyasetçiyi yargıladılar ve astılar.

Kürtlerin işgalcisiyle böylesine gözü kara işbirliği “Quisling” suçudur, affedilmezdir.

Bedeli er veya geç ödenecektir.

Tamam; Kürtlerin Irak’ta işledikleri soykırım suçu Halepçe soykırımının “intikamıdır” ama bu onu suç olmaktan çıkarmayacaktır.

Bugün “Işid” dediğiniz Irak’daki Sünni-Arap devleti, Kürtlere ve Şii-Araplara karşı intikam savaşı vermektedir.

Türkiye ve Rojava Kürtleri de Işid politikalarını gözden geçirmek zorundadırlar. Savunma savaşlarında haklı olabilirler, hatta bu konuda müstevliden bile destek alabilirler. Ancak unutmasınlar, çok yakın bir gelecekte dünyanın devlet olarak tanımak zorunda kalacağı Işid ve onun milleti Sünni-Arap milleti ile yan yana, onlar yaşayacaktır. Işid Suriye’de işgalcidir ama Irak’da tıpkı Kürtlerin yaptığı gibi, “vatanını” savunmaktadır. Tanınsın, göreceksiniz, Suriye’den hemen çekilecektir.

Işid’le Türkiye de barışmalıdır. Işid’i düşman ilan eden, ona terörist diyen emperyalist güçlerdir.

Dünyayı kendi Işid tanımlarına ve politikalarına koşullandırmışlardır. Türkiye onlar gibi düşünmek zorunda değildir. Işid devletini tanıma politikası Ortadoğu’da savaşı durduracak tek çıkış yoludur. Aksi halde bir ikinci Filistin meselesi olarak Kürt-Arap savaşı doğacak ve on yıllarca çözülemeyecektir.

***

HDP’ye gelince. Türkiye Kürtleri adına cümle kurarken artık “Işid Barışı”ndan söz etmeye başlamalıdır.

Araya “kan davası” girmişken bu kolay değildir besbelli ama barışın yolunu açabilecek başka bir formül de bulunmamaktadır. Ayrıca “Işid barışı”nı da, Sünni-Arap iradesinin silahlandırdığı devşirme manyak sürüleriyle barışa ingirgeyerek çarpıtmamak da gerekir.

Işid’le barış politikası en başta PYD’ye terstir. Çünkü o Işid ile savaşmaktadır. Bunda çıkış noktasında Rojava Kürdü haklıdır ama PYD-Işid savaşı gelinen noktada ABD-Işid savaşının bir parçası haline gelmiştir. Burada karmaşıklık sözkonusudur ve benzeri her süreçte böyle olmuştur. Daha büyük sorunların çözümü için küçük ulusal toplulukların (çözümü problem yaratan) özgürlük sorunlarının çözümü ertelenmiştir. Siyasette bu yol çok denenmiş ve insanlığın ortak yararına önemli başarılar elde edilmiştir. Rojava Kürtleri Suriye’nin Birliği içinde “kantonal” özgürlük için savaşıyorlar. Esad, “Ülkemiz çok küçük, birlikte bize yeter fakat bölünürsek her birimize, dolayısıyla hiç birimize yetmez” demektir. Doğru sözdür. Esad aklın yolunu göstermektedir. Rojava Kürtlerinin taleplerinin önemi ve haklılığı elbette reddedilemiyor. Ancak bu haklı talepleri riske atan maceracı politikalarla, erteleyerek sağlama alan politikaları birbirinden ayırt etmesini de bilmek gerekir.

“Işid barışı” dediğimiz zaten aynı zamanda Irak temelli bir Kürt-Arap barışıdır ve Suriye’nin bütünlüğü korunursa Rojava Kürtleri ile Işid arasında barış kendiliğinden gerçekleşmiş olacaktır. Çünkü Işid Suriye’nin dışına atılacaktır.

“Işid Barışı” bize ters geliyor çünkü hepimizin kafası ABD ve AB emperyalizmi gibi çalışıyor.

“Işid yok edilmeli” saplantısına teslim olduk. Gözümüzde, Işid ayrı, 8 milyon sünni Arap ayrı imiş gibi bir karatakt örtü bulunmaktadır. Nerde bir Işid’li öldürülse, rahatlıyoruz. Bu basiret bağlanmasıdır, devam ettiği sürece Işid’e karşı sonuçsuz savaş da sürüp gidecektir. Kimse hiçbir şey kazanamayacak, halklar kaybedecektir. 80 yıl “Filistin meselesi” ile uğraşıldı, bundan sonra da bir 80 yıl, “Işid meselesi” ile uğraşırız.

Türkiye’de “Işid Barışı”na en uzak parti HDP’dir. HDP Türkiye Kürtleri’nin kantonal özerklik hedefiyle Rojava Kürtlerinin kantonal özerklik hedefini birleştiren bir politika izlemektedir. Bu politika Suriye Kürtlerinin savaşı ile Türkiye Kürtlerinin savaşını birleştirmektedir. Türkiye ve Suriye Kürtlerinin savaşı birleştirmeleri, savaştıkları düşmanların da birleşmesine yol açmaktadır. Bütün dünya istediği ve zorladığı halde, AKP ile Işid’i savaştırmak mümkün olamıyorsa, bunun sebebi üzerine HDP’nin herkesten daha fazla kafa yorması gerekmektedir.